-Sinemayı Kullanmada ABD’nin Ustalığı

Türkiye’nin oldukça uzun süredir seyredilen, fazlaca yorumlanan, perşembe akşamları sokakların tenha olmasına sebep bir dizisi, Kurtlar Vadisi. Kaç kanal değiştirdi, kadroyu kaç defa yeniledi ve hala hevesle izleniyor. Diziyi çok sıkı takip etmiyorum ama Polat Alemdar’ın iyi, savaştığı adamların da kötü olduğunu bilerek izleyince her bölümü anlayabiliyorum, hatta çoğu bölümde aynı şeyi izliyorum diyebilirim.

Dizinin faşist çizgide süren bir yapım olduğunu ya da olan biteni ne de güzel anlattığını  savunmayacağım. Gömleğinin yaka ütüsü bozulmadan dünyayı fetheden Polat Alemdar’ı benim de abartılı bulduğumu söylemekle yetineceğim. Lakin Kurtlar Vadisi Filistin sinema filmi ile beraber dikkat çekmek istediğim farklı bir nokta var.

Elmalılı  Hamdi Yazır’ın “sinemanın son yüzyılın en etkili silahı olacağı”na dair bir uyarısı mevcut. Değişen dünya, gelişen teknoloji ile birlikte kullanılan vasıtalar eğlence aletlerine dâhil edilebiliyor ve kolay yayılma imkânı buluyor. Sinemanın geniş izleyici kitlesiyle büyük etki yaratacağı, “zihin hazırlayıcı” etki göstereceği malumdur.

Bunun bir örneğini de Abd’de, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında görüyoruz. 1965 yılı yapımı bir film var örneğin, “Battle Of The Bulge” Bu filmde Almanlara karşı Amerikan askerlerinin savaşı anlatılır. Orduyu ve savaşı yücelten bir tarzı vardır o zamanın Amerikan filmlerinin.

Yine 1960 yılına ait “Lanetli Köy” manasına gelen “Village Of Damned” adlı farklı bir çalışma var Amerikan sinemasına ait. Filmi izlemedim ama yorumlayan bir kitaptan temsillenen manaları öğrendim ve “çaktırmadan” verilen bu mesajlara hayret ettim.

Film, çalışıp kazanan ve kiliseye giden köylülerden oluşan bir köyde başlar, ardından köyün üzerinden geçen bir uçan daire sebebiyle bütün genç kadınlar hamile kalırlar. Saçları tuhaf bir sarı renkte doğan çocuklar aslında ‘salt kötü’yü yani komünizm tarafından döllenen gençleri temsil eder imiş filmde. Bu doğan çocukların fikirlerinin ortak olması ve hepsinin adeta “tek” bir ruha sahipçesine davranması da komünizmin kolektif yapısını, bireyin yok sayılmasını temsil ediyor, bilindiği üzere.

O dönemlerde Vietnam Savaşıyla ilgili çekilen filmlerin birisi de Yeşil Bereliler (The Green Berets 1968) Filmin oyuncusu o dönem başkanı lyndon B. Johnson’a bir mektup yazarak “Abd’nin haklılığını halka anlatmanın öneminden” bahsetmiş…

Bunları  niçin anlattım? Amerikan ordusunun ekranı bir silah-vasıta olarak gördüğünü ve geçmişinde etkili olduğunu, sinemanın ne denli etkili olabileceğini hatırlatmak istedim. Belki vicdan sahibi insanlar olarak bizim akıl sır erdiremediğimiz haksız mücadelere niçin girdiklerini, sözgelimi askerlerinin bir vakit Irak’a nasıl saldırdıklarının hikmetli sebebi ekrandan geçiyordur, kim bilir. 

Yazının sonunda kaynağını  belirteceğim kitaptan yararlanarak verdiğim örneklerden şu sonucu çıkardım:  tarihi (halkın kafasına) yeniden yazmanın en ucuz yolu sinemadır.

Bu örnekleri anlattım çünkü  ABD’de sinema etkili bir silah olarak kullanıldı ve tabiri caizse bu “taktik” işe yaradı. Kurtlar Vadisi dizisini çok olumlu bulmasam ve fazla eleştirsem de Kurtlar Vadisi Filistin’i ayrı bir proje olarak fazlaca beğendiğim. Amerikan sinemasından verdiğim örnekler gibi bu filmin de etkisinin kuvvetli olabileceğini düşünüyorum. 

-Kurtlar Vadisi Filistin

Sinema filmini izledim, Polat Alemdar vurdu-kırdı-öç aldı, dünyayı inletti yine; koltuklarımızı kabarttı. Onunla heyecanlandık, o yendi gurur duyduk bir salon dolusu insan. Başrol olduğu için vurulmayacağını bilmenin rahatlığıyla tüm kötü adamları öldürmesini bekledik, izledik. Filistinlilerin elleriyle zafer işareti yaptıkları mutlu bir sahnede kalkıp tekbir getirmek istedik, içimizden şükür, “zafer inananlarındır” dedik. Duygusal sahnelerde şehitliğin kutsallığını, ağırlığını hissettik.

Amerikalı turist rehberi kızın  “erkek arkadaşım beni terk etti, dayanamıyorum” deyişine Filistinli kadının verdiği “biz burada nelere dayanıyoruz…” cevabında dertlerimizin ucuzluğunu fark ettik. (arkadaşımızla kavga ettik ya da sınavdan düşük not aldık, bunlar derttir demeye dilim varmıyor, insanlar orada.. Öldürülüyor..) O savaşın içindeki fedakâr annelerin, mücadeleci babaların karşısında yaşadığımız hayat ne denli lüks kaçtı, utandık içimizden, hayatımız vasat geçmekte diye üzüldük.

Film bittiğinde farklı  duygu ve heyecan cümbüşü vardı  içimizde. Hani derler ya, elimize geçse bir kaşık suda boğardık zalimi. Sonra vakit geçti, günlük hayatımıza geri döndük yavaş  yavaş. Eve geldik, bilgisayarı açtık ve facebook’ta filmi ‘beğen’dik.

Buraya kadar her şey normal. Peki sonra? Filistin konusuna dair görevim bitmiş miydi yani… Şimdi ne olacak diye sordum. “Ne bekliyordun ki?” deyiverdi biri.

Düşündüm. Elimde olsaydı,  şöyle bir şey bekliyordum. Filmin çıkışında Filistin’deki savaşı yalnızca yoğun saldırıların olduğu, sayıca fazla şehit verildiği dönemlerde anmayacağına dair bir söz alsalardı izleyen herkesten. Filistin’i hatırlamak, acılarını paylaşmak, onlara dua etmek için haberlerde ilk sırayı almalarını ya da haklarında bir sinema filmi yapılmasını beklemeyeceğine dair bir anlaşma imzalatsalardı örneğin. Ablukaya alınınca, yoğun saldırı başlatılınca nasıl kampanyalar yapıp İsrail üretimi malları satın almamaya dikkat ediyorsak, hep aynı özende bulunsak mesela… Dualarımızda her zaman büyük pay ayırsak Filistin halkına.

İki sene önce yılbaşında büyük saldırı başlatmışlardı, o geçti; Mavi Marmara baskını geçti, (üzerlerinden vakit geçti) ama göze çarpan ekstradan bir olay olmuyor diye Filistinlileri güvende sayamayız. Evli evine köylü köyüne gitmediği sürece herkes asayiştedir diyemeyiz. Mescid-i Aksa’nın güvenliğinden emin miyiz? Kardeşlerimiz ne haldedir orada, görmeden nasıl rahat ederiz? Düşünüp dertlenmek, çare bulmada ısrar etmek için illa yeni bir olay mı bekliyoruz, olanlar yetmedi mi?..

Evet, eğer elimde olsaydı, filmi izleyen müslümanlara “ümmet derdiyle her an dertleneceğine” dair bir anlaşma imzalatırdım. Ve filmi izleyen her insana “insanlık görevi olarak” zulme rıza göstermeyeceğine dair bir anlaşma, hakeza.

kaynak: http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf

(İslami Gündem)