Diyanet İşleri Başkanlığınca, Kutlu Doğum Haftası kapsamında İstanbul'da düzenlenen program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla başladı.
Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenen "Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet" temalı program için vatandaşlar erken saatlerden itibaren salona geldi. Salonu dolduran vatandaşlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın salona girişinin anons edilmesinin ardından, ellerindeki "Biriz" yazılı pankartları açtı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de salona girdi.
Sala-Salavat Tasavvuf Dinletisi ve Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, Kutlu Doğum Haftası özel sinevizyonu gösterildi. Ayrıca Cemal Safi'nin bir dönem Orhan Gencebay tarafından da bestelenen "Gelin birlik olalım" şiirini vatandaşların okuduğu filmin gösterimi de yapıldı.
Orhan Gencebay ve eşi Sevim Emre'nin de katıldığı program, gençler tarafından "Kutlu Doğum Çağrısı" ve çeşitli kasidelerin okunmasıyla devam etti.
"Hepimizin ataları dalaletliydi"
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, "Hepimizin ataları dalaletliydi, Muhammed Mustafa geldi, hidayet buldu. Hepimiz medeniyet fakiriydik, ilim fakiriydik, Muhammed Mustafa geldi, Allah bizi onunla zenginleştirdi, bize merhamet verdi, adalet verdi. Ve hepimiz köleleşmiş, köleleştirilmiş bir hayat yaşıyorduk, Allah, bizi onunla özgürlüğümüze kavuşturdu ve sonra millet olarak da onun rahmet mesajını 7 kıtaya taşıma şerefini bahşetti. Bundan daha büyük bir şeref olabilir mi?" dedi.
Görmez, programında yaptığı konuşmada, kalplere tevhid nimetini, ilişkilere muhabbet nimetini bahşeden Allah'a hamd olmasını diledi.
Salondakilere "Kutlu Doğum iklimine hoş geldiniz" şeklinde seslenen Görmez, "İnsanlık 14 asır önce ölmüştü. Sevgililer sevgilisi insanlığa hayat vermeye geldi. İnsanlık esfeli safiline düşmüştü. Allah, Resulü'nü gönderdi. İnsanlığı yüceltti." diye konuştu.
İnsanlığı yeniden diriltmek, yüceltmek ve yaşatmak için O'nun kainata getirdiğine, rahmete ihtiyacın olduğunu söyleyen Görmez, o rahmetin acılar içinde kıvranan Alem-i İslam'a barış, huzur, bütün insanlığa merhamet ve adalet getirmesini Allah'tan niyaz ettiğini kaydetti.
Görmez, bu seneki Kutlu Doğum Haftası temasının "tevhid ve "vahdet" olduğunu hatırlatarak, tevdinin 3 merhalesinin olduğunu aktardı. Mehmet Görmez, tevhidin birinci merhalesinin dünyadaki bütün mümin ve Müslümanları kardeş kılan o muhteşem sözün ilk cümlesinin "La İlahe illallah" olduğunu dile getirerek, "La İlahe illallah' demek, 'kul ve köle olanlara kul ve köle olunmaz' demektir. 'La İlahe illallah' demek, 'Rabbimden başka güç ve kudret tanımıyorum' demektir. Bu sözü mazlum söylediği zaman manası başkadır, zalim söylediği zaman manası başkadır, alim söylediği zaman manası başkadır, idareci söylediğinde manası başkadır." ifadelerini kullandı.
"Allah'ı tesbih etmeyen hiçbir varlık yok"
Tevhidin ikinci merhalesinin "Muhammedün Resulullah" olduğunu anımsatan Görmez, "Muhammedün Resulullah olmadan 'La İlahe illallah' olmaz. Zira 'Muhammedün Resulullah' demek 'Allah bizi yarattı ve bizi başı boş bırakmadı' demektir. 'Bize tevhidin rehberleri olan peygamberleri gönderdi, Allah sadece yaratırken müdahil olmadı, hayatı boyunca adaleti, ahlakı, fazileti, hakkı ve hakikati bulayım diye benim hayatıma da peygamberler aracılığıyla müdahale etti' demektir." diye konuştu.
Görmez, tevhidin üçüncü merhalesinin de "vahdet" olduğunu anlatarak, yeryüzünde Allah'ı tesbih etmeyen hiçbir varlığın olmadığını dile getirdi.
Vahdetin dünyayı "doğu", "batı" diye ayırmadığını söyleyen Görmez, vahdetin insanları diline, dinine göre tasnif etmediğine işaret etti. Bütün insanların Allah'ın kulu olduklarını belirten Görmez, "Tevhit bize selam getirir, eman getirir, vahdet getirir ama bugün İslam coğrafyasında selam yok, barış yok, eman yok, güven yok, vahdet yok, birlik yok. Çünkü biz tevhidin bu üçüncü merhalesini ihmal ettik." değerlendirmesinde bulundu.
Gençlere seslenen Görmez, tevhidin gençler için ne anlama geldiğini anlattı. Görmez, "Genç bir yürek için tevhid cesaret demektir, haksızlığa asla razı olmayan, mazlumlarla doğrudan yana tavır alan, ideal yüklü yürek tevhidle güçlenir" ifadesini kullandı.
"Allah bizi onunla zenginleştirdi"
Bu toprakları vatan kılanlarla, bütün İslam coğrafyasında ırkçılık ve mezhepçilik girdabında kıvrananlara seslenmek istediğini belirten Görmez, şunları kaydetti:
"Hepimizin ataları dalaletteydi, Muhammed Mustafa geldi, hidayet buldu. Hepimiz medeniyet fakiriydik, ilim fakiriydik Muhammed Mustafa geldi, Allah bizi onunla zenginleştirdi, bize merhamet verdi, adalet verdi. Ve hepimiz köleleşmiş, köleleştirilmiş bir hayat yaşıyorduk, Allah, bizi onunla özgürlüğümüze kavuşturdu ve sonra millet olarak da onun rahmet mesajını 7 kıtaya taşıma şerefini bahşetti. Bundan daha büyük bir şeref olabilir mi?"
Program sonunda, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Görmez, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Orhan Gencebay ve eşi Sevim Emre'nin de arasında bulunduğu konuklara gül takdim etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Şu anda biz terörün bedelini ödemiyor muyuz? Terörün bedelini ödüyoruz. Bakın bunca insan ölüyor. Tabii biz, burada duramayız. Sonuna kadar devam edeceğiz, bu operasyonlara. Niçin? Birliğimizi tesis etmek için, huzuru tesis etmek için devam edeceğiz." dedi.
"Biz Müslümanız, burada bütünleşeceğiz"
Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenen ''Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet'' temalı Kutlu Doğum Programı'nda yaptığı konuşmada, bu yıl Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin temasının tevhid ve vahdet olarak belirlendiğini anımsatarak, "Tevhid, yani Yaradan'ın birliği. İhlas Suresi'nde ifade edildiği gibi 'De ki o Allah'tır, birdir, Allah eksiksizdir, O doğurmamıştır, doğurulmamıştır, hiçbir şey ona denk ve benzer değildir.' Vahdet, yani yaradılmışların birliği." ifadelerini kullandı.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in konuşmasında, dinleyenleri Asr-ı Saadet dönemlerine götürdüğünü ve oradan bir örnek verdiğini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Aklıma rahmetli babama sorduğum bir soru geldi. Bir gün babama sordum; 'Biz Laz mıyız, Türk müyüz?' dedim. Babam dedi ki 'Oğlum büyük dedem Mollaymış, ona sordum 'Dede biz Laz mıyız, Türk müyüz?' Büyük dedem de babama şu cevabı vermiş; 'Torunum, yarın öleceğuk, Allah bize Men Rabbüke, Ve men nebiyyüke, Ve ma dinüke sorularını soracak. Ve ma kavmüke diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman Elhamdülillah Müslümanım de geç' demiş."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda iki değil, üç tehlike ile karşı karşıya olunduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bir mezhepçilik, iki ırkçılık, üç terör belasıyla karşı karşıyayız. Bu hafta boyunca İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 13. Liderler Zirvesi'ni yaptık ve sonuç bildirgesinde de bu başlıkları orada açıkladık. Dedik ki; Biz ne Şia ne Sünni, böyle bir din tanımıyoruz, bizim tek dinimiz var, İslam dedik. Biz İslam'ın, o bütünleştirici çatısı altında toplanacağız. Sünnisiyle, Şiasıyla, şusuyla, busuyla, vesaire. Asla bunlar bir ayrım sebebi olmayacak. İşte onun için gelin, birlik olalım demenin anlamı bu. İkincisi, ırkçılık. İşte onu da yine Rabbimiz, Hucurat Suresi'nde buyuruyor. Hangi ırktan olursan ol, hangi kavimden olursan ol, ister Türk ol, ister Kürt ol, Laz ol, Çerkez ol, Gürcü ol, Abhaza ol, Boşnak ol, Roman ol, ne olursan ol ama bizi birleştiren bir şey var, İslam. Biz Müslümanız, burada bütünleşeceğiz. Eğer her ikisi de olmazsa, işte o zaman başımızın belası nedir? Terör fitnesi. Şu anda biz, terörün bedelini ödemiyor muyuz? Terörün bedelini ödüyoruz. Bakın bunca insan ölüyor. Tabii biz burada duramayız, sonuna kadar devam edeceğiz, bu operasyonlara. Niçin? Birliğimizi, huzuru tesis etmek için devam edeceğiz."
"Cihat asla terör değildir"
"Bize asla kula kulluk yakışmaz, Allah'tan başka hiçbir kula kul olmadık, olmayacağız" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ne yazık ki insanoğlunu aldatıp da birilerine farkında olmadan kul olmaya sevk edenler var. 'Filanca efendi, bize şah damarımızdan daha yakın' diyenler var. Bize şah damarından daha yakın olan, Allah'tan başka hiçbir güç yok. Bize şah damarından daha yakın olan sadece Rabbimizdir. Böyle bileceğiz, böyle inanacağız. Allah'a itaat şart ama dikkat ediniz hemen arkasından Peygamber'e itaat da emrediliyor. Çocukluğumuzda bize soru-cevap formatında tekerleme gibi ezberletilen bir dizi bilgi vardı. Bunlar kabirde bize ne sorulacak ilk sorular olarak ifade ediliyordu. Ne deniyordu; 'Kimin kulusun?' 'Allah'ın kuluyum.' 'Kimin ümmetindensin?' 'Hazreti Muhammed'in ümmetindenim.' 'Kıblen neresi?' 'Kabe.' 'Kitabın ne?' 'Kur'an-ı Kerim.' 'Kimin zürriyetindensin?' 'Hazreti Adem'in zürriyetindenim.' 'Kimin milletindensin?' 'Hazreti İbrahim'in milletindenim.' Bana göre Anadolu irfanının bir ürünü olan bu soru-cevap seremonisi, tevhid ve vahdet anlayışının en yalın ifadesidir.
İnşallah bugün de aynı gelenek devam ettiriliyordur. Bizim her fırsatta ifade ettiğimiz yine Yunus Emre'den mülhem bir mesajımız var. Hep söylerim, meydanlarda hep bunu ifade ederim. 'Yaradılanı severiz, Yaradan'dan ötürü. Başta insan olmak üzere, dünyadaki tüm canlılara, tüm varlıklara saygı duymak gerektiğinin ifadesi olan bu mesajın kuşatıcılığını dünyadaki hiçbir felsefi veya siyasi akımda bulamazsınız. Rabbim bizleri tevhidin ve vahdetin şuurunda olan insanlardan eylesin."
Erdoğan, her Kutlu Doğum tarihinin tüm Müslümanlar için yeni bir bahar olduğunu dile getirerek, "Maalesef, baharımızı kara kışa çevirmek, umutlarımızı daha yeşermeden kurutmak isteyenler var. Bunların bir kısmı Peygamber Efendimizin nübüvvetinin müjdelendiği günden beri zaten gördüğümüz, bildiğimiz, tanıdığımız kesimlerdir. Coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızın Anadolu merkezli mücadelemizin karşısında da hep bunlar olmuştur. Maalesef her dönem olduğu gibi bugün de kendilerini İslam dairesinde gösteren, kendilerine Müslüman diyenler arasında da aynı gayeye hizmet edenler bulunmaktadır. DAİŞ adıyla, Boko Haram adıyla, El Kaide adıyla ortaya çıkan İslam'a dair ne varsa, hepsini de pervasızca istismar edenlerin tüm zulümleri, sadece ve sadece Müslümanlara karşıdır. Bu terör örgütlerinin İslam'a verdiği zararı, en azılı İslam düşmanları dahi veremez, verememiştir" ifadelerini kullandı.
Şair Arif Nihat Asya'nın "Naat" şiirinden "Ebu Leheb öldü" diyorlar/ Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed/ Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor." mısralarını okuyan Erdoğan, şöyle konuştu:
"İşte bunlar kıtalar dolaşan Ebu Leheb'in Irak, Suriye, Afrika ve dünyanın dört bir yanındaki takipçileridir. Sorsanız, 'Cihat yapıyoruz' diyorlar. Halbuki cihat asla terör değildir. Terör örgütü kurup Müslümanlara zulmetmek değildir, masum insanların canına kastetmek değildir. Cihat, diriliştir, hayat vermedir, hayat vermedir, inşa etmedir. Bugün eğer bir cihattan söz edeceksek, en büyük cihat, işte bu İslam ve Müslüman düşmanlarının ortaya çıkmasını sağlayan cehaletle ve fitneyle mücadele etmektir. Dikkat ediniz, cihat bu teröristleri öldürmektir demiyorum. Onları ortaya çıkartan şartları, ortadan kaldırmaktır diyorum. Çünkü şayet şartları ortadan kaldırmazsanız, kaldırmazsak yani bataklığı kurutmazsanız ölenin yerine yenisi gelir, hem de daha fazlasıyla gelir. Çok yönlü bir mücadele elbette olacaktır ama asıl olan kalplerin temizlenmesi, gönüllerin kazanılmasıdır." (AA)











