Yeryüzünün bir çok coğrafyasında, hususen İslam coğrafyasında yapılan zulümlere hepimiz şahit olmaktayız. Yapılan bu zulümleri gördükçe, zalimlere olan kin öfkemiz kabarmaktadır. Bu zalimlere bir şey yapamamanın acısı ciğerlerimizi dağlamaktadır. Dualarımızda, temennilerimizde, hep o günün hasretini çekeriz. Zalimlerin izmihlale uğradığı, mazlumların akan kanlarının durduğu, akan gözyaşlarının dindiği bir günü... Acep o gün bir gün gelecek mi diye, hep içerleniriz.

Düşünüyorum da, o gün gelse eğer, bu zalimleri elimize verseler eğer, ne yapacağız diye. Yani bize o zalimleri cezalandırabilme imkanı ve fırsatı verilirse onlara ne yapacağız diye. Hepinizin aklına bin bir tülü cezalandırma yöntemi geldiğini söylemeye gerek yok sanırım. Ama aklınıza gelen cezalandırma yöntemlerinin tamamı, onun ölümüne yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Uygulayacağınız yöntemlerin acımasızlığı sadece onun ölümünü biraz geciktirecektir. Bununla beraber, bunu tüm zalimlere de yapamayacaksınız. Çünkü bu zalimler, dünyanın en büyük orduları ve en gelişmiş silahlarıyla korunmaktadır.

Allah (cc) zalimlerin cezalandırmayla ilgili, bize öyle bir yöntemden söz ediyor ki, bu yöntemden hiç kimsenin kurtulabilmesinin olanağı yoktur. bundan kurtulamayacağı gibi, dünyanın en gelişmiş nükleer ve konveksiyonel silahları dahi bu zalimleri korumaya yetmeyecektir. En gelişmiş hava ve kara savunma silahları buna karşı aciz ve çaresiz kalacaktır. Allah'ın sözünü ettiği o gün kıyamet günüdür. Surun üfürülmesiyle başlayacak olan o gün, zalimler için çok çetin bir gün olacaktır. Kuranın tabiriyle “O sûra üflendiği zaman, İşte o gün pek zorlu bir gündür. Kâfirler için hiç kolay değildir.”1 Hani bir tabir vardır: "Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır" diye. Bu öyle kendisinden sonra bir kolaylığın olacağı bir zorluk değildir. Bunun böyle olduğunu sura üfürülme ayetinden hemen sonra gelen ayetten anlıyoruz:” Kâfirler için hiç kolay değildir.” buyuruluyor. Yani ey kafirler, sakın ola ki, bir kolaylık bekleme gafletine düşmeyin. Bugün size acınmayacağı gibi size rahmet nazarıyla da bakılmayacaktır. “Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır” 2

Sura üfürme, dünya tiyatrosunun son perdesinin bittiği sahnenin adıdır. Bu sahnede bir çok oyun sergilenmişti bugüne kadar. Bu oyun için bir çok dekor, figüran kullanılmıştı. Oyun bitiminde, sahnedeki malzemelere, oyuncuların rol icabı giydikleri kıyafetlere, artık ihtiyaç kalmamıştır. Bu oyunda kimi oyuncu, iyi adam olmadığı halde iyi adam rolünü, kimisi de iyilik sever olmadığı, cömert olmadığı halde bu rolleri oynuyordu. Artık oyun bittiğine göre, oyuncuların maskelerini çıkarma vakti gelmiştir. Cesaret maskesini, yiğitlik maskesini, iyilik ve cömertlik maskesini, ve daha bir çok maskeyi... Oyuncuların birçoğu, kendilerini rollerine o kadar kaptırmışlardı ki, hem kendileri buna inanmış, hem de insanlara da o izlenimi vermişlerdi. Sanki giydikleri kostümler, taktıkları maskeler, oynadıkları rol bir film sahnesindeki bir karakteri canlandırma değildi. Kimisi kahraman edasıyla memleketleri kurtarmış, kimisi de kimsesiz ve açların kurtarıcısı misyonunu üstlenmişti.

Sura üfürüldüğü gün, tiyatro oyuncularının, tiyatro bittikten sonra, kostümlerini çıkarıp, asli elbiselerini giyip asli karakterlerini ortaya koyması gibi, insanların dünyada oynadıkları rollerde bitecek. Yani dünyada iyi rolde oynayan bir çok insanın, gerçekte böyle olmadıkları görülecektir. Rabbim bizim ve cümle Müslümanların hata ve günahlarını dünya ve ahrette setr etsin inşallah. O gün nice kahramanlık yapanların, hayırseverlerin, ağabeylerin, muhlislerin, muttakilerin, gerçekte öyle olmadıkları görülecektir. Nitekim hadiste, kibirli insanların kıyamet günü karınca büyüklüğünde olacakları rivayet edilmiştir. Nedeni ise, onların büyük olmadıkları halde, büyüklük taslamalarıdır. Yani gerçekte karınca büyüklüğünde olmalarına rağmen, kendilerini fil gibi göstermiş olduklarıdır. Bugün onlar gerçek cüsseleriyle görünüyorlar artık. Yani dünya tiyatrosundaki rol icabı taktıkları maskeleri düşmüş, gerçek kimlikleri ortaya çıkmıştır artık. Bu esrar perdesinin kaldırılabilmesi için, sura üfürülmesi gerekmektedir, O gün, herkesin gerçek yüzü ortaya çıkacaktır. Oyuncuların, kostümlerini çıkarmaları gibi, sahnenin dekoru da değişecektir. "O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür."3 Oyun bittiği için, artık bu dekora, ihtiyaç da yoktur.

Surla ilgili efendimiz (as)’dan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulmuştur:" Ebu Hureyre dedi ki; Peygamber (sav) buyurdu ki: "Yüce Allah gökleri yaratmayı bitirdikten sonra Sûr'u yarattı. Onu İsrafil'e verdi. O bu Sûr'u ağzına koymuş, gözünü arşa dikmiş, ne zaman üfürmekle emrolunacağına bakmaktadır." Ey Allah'ın Rasûlü Sûr nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu: "O bir boynuzdur. Allah'a yemin ederim ki, çok büyüktür. Beni hak ile gönderene yemin olsun ki ondaki bir dairenin büyüklüğü göklerle yerin eni kadardır. Ona üç defa üfleyecektir. Birinci üfürüş feza' (dehşete kapılma) üfürüşüdür. İkinci üfürüş baygınlık (sa'k) üfürüşüdür. Üçüncüsü ise öldükten sonra diriliş ve âlemlerin Rabbinin huzuruna kalkış üfürüşüdür.”(1)

Kurtubi gibi bazı İslam alimleri, sura üfürmenin iki olduğunu söylemişlerdir. Bu alimlere göre feza’a yani korku üfürmesi ile sai’ka yani baygınlık üfürmesi aynı üfürmedir. İnsanlar o surun sesinden hem korkacak hem de bayılacaklardır. Bunlara göre bir üfürmeyle yeryüzünde kıyamette meydana gelecek olan yerin sarsılması, yıldızların dökülmesi, denizlerin kaynatılması, dağların yürütülmesi, göğün yarılması ve yeryüzündeki tüm canlıların ölmesi meydana gelecek, ikinci üfürmeyle ölüler dirilecektir. Bu İslam alimleri bu görüşlerini şu ayetle de delillendirmişlerdir. Yani üfürmenin iki defa olacağı hakkındaki görüşlerini : “Sûra üflenmiş, göklerde ve yerde olanlar bayılmışlar ancak Allah'in dilediği sarsılmamıştır. Sonra ona bir daha üflenmişîir, birden onlar ayağa kalkmış, bakıyorlar-dır."4

Ama ihtilaf edilmeyen, tüm ümmetlerin tüm peygamberlerin ittifak ettikleri nokta şudur ki, o sura mutlak suretle üflenecektir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: "Ebu Said el-Hudri’den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben nasıl rahat edebilirim ki sur sahibi sur’u ağzına almış, alnını yere eğmiş ve kulağını dinlemeye vermiş sur’a üfleme emrini beklemektedir.” Bunun üzerine sahabiler: “Ey Allah’ın Rasulü, bize neyi emredersin?” dediler. Rasulullah da onlara:“Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz Allah’a tevekkül ettik.” deyin.”

Vay halimize ki, en büyük insan, en büyük peygamber ben nasıl rahat edebilirim diyorken, biz hala rahat edebiliyoruz. O peygamber bu kadar korkup çekinmişse, bizim mecnun olup çöllerde gezmemiz gerekmez mi? Ama heyhat ki, bu hal bize çok uzaktır. Ne ağlayan bir göze ne de titreyen bir kalbe sahibiz. Allah cümlemize ağlayan bir çift göz, titreyen bir kalp nasip etsin. Satırlarıma son verirken hepinizi Allah’a emanet ediyor, hayır dualarınızı bekliyorum. (Zafer Birikli)

1 (Müddessir 8910)

2 (Bakara 162)

3 (İbrahim 48)

4 (Zümer 39/68)