Kulluk kitabımız Kur'an, bir hüküm kitabı olduğu gibi aynı zamanda bir edep kitabıdır. Nitekim mevlana da; "Gözünü aç tamamıyla kelamullah'a bak. Kur'an'ın bütün ayetleri edepten bahseder." demiştir. Edep insanın kemalinin mi'yarıdır. Niceleri vardır ki, çok kitap okuyarak, sedece ilim okuyarak, edep almadan mükemmeleşecekleri zehabına kapılırlar. Oysaki kelamı kibarda; "İlim meclislerinden ettim ilim talep, ilim buraya kadar dediler, illa edep, illa edep" dendiği gibi, ahlaki kemal, ilimle değil edeple olur.
Tüm terakkiyatların menbaı edep iken, buna mukabeil tüm tedenniyatın menşei de edepsizliktir. Nitekim, şeytanı şeytan yapan da, onun edepsizliğiydi. Mevlana iblisin edepsizliğini şu şekilde izah eder: "İblis, Hazret-i Adem'e secde etmeyip Allah'ın emrine karşı gelince: "Benim zatım ateşten, onun ki çamurdandır. Yüksek olanın, aşağı olana secde etmesi yakışmaz" dedi. İşte iblis, huzur-i ilahiden kovulduğu gibi, üstelik bir de küstahlık edip, kendisini yaratanla cidale kakıştı.1
Peygamber Efendimiz (sav) de, hadilserinde, bir babanın evladına bırakabileceği en büyük mirasının edep olduğunu vurgulamıştır: مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدَهُ مِنْ نُحْلٍ أَفْضَلَ من أدب حسن “Hiçbir baba evlâdına güzel edep ve terbiyeden daha değerli ve üstün bir miras bırakamaz.”2
Şairin edep hakkındaki şu dizelerinde dile getirdiği gibi;
Edep bir taç imiş nur-u hüda'dan
Giy ol tacı emin ol her beladan"
Edep, Allah'ın insanları belalardan emin kılmak için, onların başına giydirdiği bir taçtır. Mevlana, edebin aynı zamanda imanın da alemeti olduğunu şu sözleriyle dile getirir: “Aklım, kalbime; «Îmân nedir?» diye sordu. Kalbim ise aklımın kulağına eğilerek dedi ki: «Îmân, edepten ibârettir!»”
Kişinin edepli olup olmaması ve varsa edebinin seviyesi, konuşmasıyla ölçülür. Çünkü her kişinin kişiliği dilinin alında saklıdır. Konuşma insanların akli ve kalbi seviyesini, imani ve ahlaki seviyesini belirler. Edepli insanlar, konuşmalarındaki nezaket ve saygıları vesilesiyle, insanların gönüllerinde taht kurar ve onlarda derin tesirler meydana getirirler. İmam alinin tabiriyle, bu tür insanların akılları dillerinin arkasındadır. Yani her konuşmalarını düşünerek konuşurlar. Dillerinin hakimidirler. Kişi sözü, ağzında olduğu müddetçe onun hakimdir. Sözler ağızdan çıktıktan sonra, oktan çıkan yayın geri alınamaması gibi, geri alınamazlar. Lalettayin atılan o gibi, ağızdan lalettayin çıkan sözün de nereye varacağı kestirilemez. Okun bedende bıraktığı yara gibi, sözler de, muhatabın kalbinde büyük yaralar açabilmektedir. Nitekim meşhur bir arap atasözünde;
جراحات السنان لها التئام/ ولا يلتئم ما جرح اللسان
“Kılıç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez” denmiştir.
Kuranın ve onun canlı uyugulayıcısı Peygamber (sav)'in edep derslerinden bir tanesi ve belki de en önemlilerinden bir tanesi dile hakim olabilme ve konuşma adabıdır. İnsanların edepli olabilmesi, bu iki kaynaktan ne kadar istifade edebildiklerine bağlıdır. Ondan çok istifade edenlerin edebi çok, az istifade edenlerin edebi azdır. Bu aynı zamanda insanların kapasitesiyle de alakalıdır. Çünkü Kur’ân’ın hikmet ve sırları, bir okyanus gibi derindir. herkes kendi kalbinin kapasitesi kadar ondan nasiplenir.
Kâmil mü’minler, evvelâ söyleyecekleri sözün fayda verip vermeyeceğine dikkat eder, kendilerine veya muhâtaplarına zarar verecekse sükûtu tercih ederler. Ayrıca, hangi sözü hangi seviyede ve nasıl söyleyeceklerine de îtinâ gösterirler. Hazret-i Ebû Bekir (RA)ne güzel söylüyor: “Ne söylediğini, kime söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün!” İnsanların sözlerinden incinen insanların, dünya mahkemelerinde yargılandıkları gibi, ahiret mahkemelerinde de yargılancakları unutulmamalıdır:مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf, 18)
Kur'an'ın bir çok ayeti müminlerin nasıl konuşmaları gerektiğiyle ilgilidir. Cenabı Allah, kulluk kitabımız Kur’ân'da, öncelikle "Qawli ehsen" diye tabir ettiği, en güzel sözlerle konuşmamızı: güzel sözü Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en " 3وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ söylesinler." Anne babayla konuşmada, onlara "öf" bile demeden "Qewlen Kerima" yani ikram ve iltifat ile konuşmamızı فَلاَ تَقُل لَّهُمَاأُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً ; fakir ve muhtaç insanlara verilecek bir şey bulunmasa dahi, onlara teselli edici bir söz söylenmesini, (Qewlen Meysura) 4فَقُل لَّهُمْ قَوْلاًمَّيْسُوراً; kalbi hastalıklı olanlara ,(Qewlen Ma'rufa), yerinde ve uygun konuşmamızı kalplerini yumuşatmak âlim insanların ; firavun da olsa, z 5وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفاًiçin, (Qewlen Leyyina), yumuşak konuşmamızı ; tebliğ ederken, muhatabı 6فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَّيِّناً incitmeden, nefret ettirmeden, onun dinleme iştiyakını arttıracak, tesirli ve beliğ konuşmamızı, (Qewlwn Beliğa) قُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً 7 bizlere emrediyor. Kur'an'da buna benzer neyin, nerede, nasıl konuşulması gerektiğine dair konuşma adabını belirleyen bir çok ayet vardır.
Bu ve benzeri ayetler, bedevi bir toplumdan, bugün dahi filozofları hayrette bırakacak insanlar çıkardı. Okuma yazma bilmeyen, bedevi ve ümmi bir topluma, yukarıda ayetlerde geçen, konuşma adabını emreden Kur'an bu insanların, onlarla yollarını buldukları edep timsali, yıldızlar olmalarını sağlamakla kalmadı, bu dinin onlar sayesinde dünyanın bir çok yerine ulaşmasını sağladı. Musab bin Umeyr'in Medineli insanların gönüllerini, kısa bir sürede fethedip, orayı İslam diyarı yapmasının asıl nedeni, Kur'an'nın gösterdiği edep ölçülerinde konuşmasıdır. Nitekim Hadisi Şerifte: “Müstehcen konuşmak, münâfıklıktan bir bölümdür.”8 buyrularak, edepli konuşmaya davet edilmiştir. Bu vesileyle edepli olabilmenin ilk ve önemli şartlarından bir tanesi, konuşmalarmızda edepli olmamızdır.
Bundan dolayı, malayani diye tabir edilen, boş konuşmalardan şiddetle uzak durmak gerekmektedir. Malayani konuşma, mahşerde mizana konulduğunda hiçbir değeri olmayan boş söz demektir. Allah, amellerimizden bizleri hesaba çekeceği gibi, bizleri konuşmalarımızdan da hesaba çekecektir. Çok dinleyip, az konuşalım diye, Allah bizlere, iki kulak, bir dil vermiştir. "Zahiren ve batınen edebe sarıl. çünkü bir kimse zahiri edepte kusur ederse zahiren ceza görür, batıni edepte kusur ederse batınen ceza görür. Kim edebi zayi ederse, kendini Hakk'a yakın zannetse de uzaktır, makbul zannettiği halde merduttur (reddedilmiştir)."9
Bir dahaki yazımızda buluşmak ümidiyle, Allah'a emanet olun. Dualarınızda bizleri de unutmayın. (Zafer Birikli)
1 Fihi Ma Fih, Mevlana, s.159
2 Tirmizi
3 İsra, 53
4 isra 28
5 Nisa, 8
6 Taha, 44
7 Nisa 63
8 Tirmizî, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, 80
9 Ruhul Beyan, , c.10, s.401



