Kısa adı GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi, Cumhuriyet tarihinin en büyük sulama ve hidroelektrik santrali projesi. Fırat ve Dicle nehirleri üzerine kurulu baraj ve sulama kanallarından oluşan projenin büyük bir bölümü tamamlandı. İlk hesaplamaları 1950’li yıllarda Demokrat Parti zamanında yapılan ve 70’li yıllarda projelendirilen GAP’ın sona ermesi bölgenin birçok kulvarda ayağa kalkması anlamına geliyor. Fakat projenin 3 önemli ayağından biri olan Ilısu Barajı çeşitli sivil toplum kuruluşlarının itirazlarıyla yıllardır gündemden düşmüyor. Dicle Vadisi üzerine kurulacak Ilısu Barajı ile tarihî Hasankeyf kentinin sular altında kalmasına tarihçiler ve bilim çevreleri, itiraz ediyor. Kazı çalışmaları ve tarihî belgelerden yola çıkılarak yapılan yorumlar bölgede gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen onlarca tarihî kalıntının olabileceği yönünde. Yarım asır önce yapılan eksik fizibilite nedeniyle projede istenen verimin alınamayacağını iddia eden çevreciler ise diğer bir itirazın sahibi. 2013 yılında tamamlanması hedeflenen projeyle sular altında kalması muhtemel tarihî eserlerin en büyük özelliği milli bilinç ve kültürümüze kaynak olacak değerler olması.

Hasankeyf, hakkındaki çalışmalarıyla bilinen Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Çevik, bu bölge hakkında hazırlanan özel raporu geçtiğimiz günlerde gerçekleşen bir söyleşide katılımcılara sunmuştu. “Hasankeyf: Medeniyetlerin Buluştuğu Başkent” adlı raporda GAP’ın bir ayağı olan Ilısu Barajı ile sular altında kalacak tarihî kentin Türk-İslam medeniyeti açısından ne denli önem taşıdığı vurgulanıyor. Hasankeyf yapılarıyla ülkemizin en nadide tarihî mekânlarından biri. Adnan Çevik, bölge topraklarının gün yüzüne çıkarılmayı beklenen onlarca eseri daha muhafaza ettiğini ifade ediyor: “Şu an kazma vurulan her yerde bir medeniyetin izleri görülüyor. Hasankeyf, 300 yıllık bir başkent . Döneminde 100 bin civarında nüfusa sahipti. Kitaplar, alimler ve Avrupalı seyyahlar buradan bahsetmiş. Kitaplarda onlarca medrese adı var, biz sadece bir-iki tanesini biliyoruz. Bunlar tamamen yok olmuş olamaz. Bu mantıktan hareket edecek olursak farklı uygarlıkların da burada yaşadığı muhtemel.”

50 senelik menfaate karşılık 10 bin senelik tarih

Hasankeyf, tarihte Yukarı Mezopotamya ile Aşağı Mezopotamya arasında geçit rolü üslenmiş. Bölgede Asur, Urartu gibi M.Ö. 13. yüzyıla kadar uzanan medeniyetlerden de izler bulunuyor. Buranın XII.-XV. yüzyıllarda İslamiyet’in Anadolu’ya kök saldığı şehir olduğu da tarihçilerin aktardığı bilgiler arasında. Baraj projesi kapsamında bu dönemden kalma Orta Çağ’ın en büyük kemer açıklığı olan Hasankeyf Köprüsü, Eyyubi Sultan Süleyman Camii’nin yanı sıra birçok cami, külliye, türbe ve hamam da sular altında kalacak.

İtirazların yoğunlaştığı bir diğer nokta da elde edilecek enerji ve kârın kaybedilecek  değerleri kurtarmaması. Ilısu Barajı’nın verimlilik seviyesi 50 sene olarak hesaplanıyor. Buna karşılık gün yüzüne çıkmamış ve taşınamayacak 10 bin yıllık eserler feda edilecek. Yetkililer tarafından dile getirilen ‘Bölgedeki tarihî eserlerin yüzde 80’i arkeolojik kazılarla çıkarılmıştır.‘ ifadesinin de  gerçeği tam anlamıyla yansıtmadığını belirtiyor.

Bölgenin arkeolojik geçmişine de değinen Doç. Dr. Adnan Çevik, ülkemizin doğusunun yeterince araştırılmadığını vurguluyor. “Ülkemizde yapılan çalışmaların neredeyse tamamı Helen, Yunan ve Roma üzerine yapılan kazılardan meydana geldiği için, ilim adamlarımız bölgenin yabancısı durumuna düşüyorlar. İslam arkeolojisi daha çok sanat tarihçilerinin eline bırakılmış. Şimdiye kadar arkeolojik çalışmaların kahir ekserisi Batı’da ve Batı uygarlığı üzerine çalışmalar. Batı’da çalışılacak yer kalmayınca Doğu’ya sıra gelmiş.” Eleştirileri dikkate alan ve projeyi tamamlama niyetinde olan yetkililer ise tarihî yapıların başka bir mekâna taşınabileceğini ifade ediyor. Bu açıklamaları yapanların kaçırdıkları bir detay ise bölgedeki eserlerin kireç taşından oyularak yapılması ve tarihî eserlerin taşınma esnasında büyük hasar görmeleri. Tarihî eserler farklı bir yerde sergilenirse, Hasankeyf silueti de sadece kartpostallarda kalacak.  Adnan Çevik, buradaki eserlerin taşınması durumunda Hasankeyf Müzesi’nin ruhsuz yeni bir Miniatürk olacağını ifade ediyor.

Alternatif projeler mümkün

UNESCO Dünya Kültür Mirası kriterlerinin neredeyse tamamına sahip olan Hasankeyf, büyük bir turizm potansiyeli taşıyor. Bölgeye ziyaret amacıyla gelenlerin çoğunluğunu Uzakdoğu ülkeleri vatandaşları oluşturuyor. Arkeolojik çalışma potansiyeli olan bölgelerin alternatif yöntemlerle kurtarılması durumunda akademik camia için de büyük bir kaynak oluşacak. Yard. Doç. Dr. Şahnaz Tiğrek, hazırladığı raporda yapımı devam eden barajdan vazgeçilebileceğini ifade ediyor. Raporda baraj yüksekliğinin aşağıya çekilmesi ve farklı yerlere yapılacak 5 adet baraj ile Hasankeyf’in yüzde 27’lik bölümünün kurtarılabileceği açıklanıyor. (Erkam Emre - ZAMAN)