(Şehadetinin 88. Yıl dönümü anısına)

Ümmetimin âlimleri Beni İsrail nebileri gibidirler” Hadisi şerifi çok meşhur bir hadis olmasına rağmen kaynağını bulamadım. Benim bu hadis hakkında merak ettiğim şu; Acaba âlimler ulvi makamlarından mı, yoksa sorumluluk makamında mı israiloğullarının nebileri gibidirler?

Nebi; kendisinden önce gelen ve şeriat (kitap) sahibi olan Resullerin dinini tebliğ eden peygamberlere denir. Nebiler Allah’u Teâlâ tarafından insanlar arasından seçilen, günahlardan korunan ve Allah (cc)’ın vahyine muhatap olan seçkin kimselerdir. Bu bakış açısı ile yukarıdaki hadis-i şerife baktığımızda, ümmetin âlimleri derece ve makamda değil; sorumlulukta nebiler gibidirler. Çünkü onlar “Âlimler peygamberlerin varisleridirler.” (Buhari) Hadis-i şerifinin muhatabıdırlar. İnsanlar İslam’dan uzaklaştığı, ahlaki değerlerini yitirdiği ve fesada gittiği her asırda peygamberlerin getirdiği dini şeriatı tebliğ etmek ile mükelleftirler. Bu sorumluluktan kaçınanlar peygamberlerin varisleri vasfını kaybetmişlerdir.

Âlimin en büyük görevi ‘Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker’dir. İkinci görevi ise yöneticilerin Allah (cc)’ın dinini uygulamadığı, adaletten ayrılıp zulüm ile halkını yönettiği zaman İslami tavır takınmaktır. Velev ki bu tavırları neticesinde mevkisinden, malından hatta canından olsa bile taviz vermeyendir.

İslam âlimi toplumu yönlendiren ve Allah (cc)’ın hükümlerinin uygulanmasında titizlik gösteren bir rehberdir. Âlimler, ilimlerinin gereği olarak toplum içindeki görev ve fonksiyonlarını hatırlamak zorundadırlar. İslam ümmeti; âlimlerin doğru yolu izledikleri ve doğru yolda oldukları müddetçe ayakta kalırlar.

Bu yazımızda inşallah bir âlim ve bir rehber olarak kabul ettiğim Şeyh Said Efendi’den bahsedeceğim. Yukarıda âlimlerin görevlerinden bahsederken, ikinci büyük görevinin; zulme dur demesi ve gayri İslami yönetimlere karşı çıkması olarak belirtmiştik. İşte Şeyh Said Efendi bu sorumluluğun bilincinde olan bir âlimdi. İslam şeriatının kaldırıldığını gören Şeyh Said “Türk hükümeti İslam şeriatını kaldırdı. Hilafet makamını lağvetti. Okullarda dinsizlik eğitimi veriliyor, kadınlarımızın iffet ve örtüsüne el uzatıyorlar. Artık Türk hükümetine itaat etmek vacip olmaktan çıkmış, bilakis karşı çıkmak vacip olmuştur.” Diyerek, laikliği benimseyen Ankara hükümetine karşı insanları uyarmaya başladı.

Sorumluluğun bilincinde olan Şeyh Said diyarbakır kuşatmasından sonra bir Cuma hutbesinde “Allah için halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Niyetimizin sonunu getiremedik. İyi sonuç alamadık. Ama Allah (cc) nezdinde müsterihim. Eğer kıyamet gününde Allah Teâlâ bana; ‘Niye kıyam ettin’ diye sorarsa; O’na; ‘Sorumluluğun vardı, halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için kıyam ettim’ diyeceğim. Eğer zulüm karşısında kıyam etmeseydim, Allah nezdinde bu halkın hakkı için sorumlu olurdum” diyerek herhangi bir mazeretin arkasına gizlenmeden tarihi sorumluluğunu, rehber ve âlim kişiliğini ortaya koymuştur.

Şeyh Said Efendi kendi döneminde tanınan, sözü dinlenen muhterem bir şahsiyetti. Onun bu çağrısı kısa zamanda yankı bulmuş; Kürt Teali cemayetinden Seyyid Abdulkadir, Kürdistan Azadi Hareketinden Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey ve Cibran aşireti lideri Halid Bey, Hasanan aşireti lideri Hasan Halid Bey, kolağası Kerem Bey, Malıkanlı Şeyh Abdullah Efendi, Kaymakam Şeyh Şerif Efendi, Darahinili Fakih Hasan, Hanili Salih Bey, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza Bey, Genç Valisi İsmail Hakkı Bey gibi Kürdistan coğrafyasının seçkin şahsiyetleri Şeyh Said’in çağrısına uymuş, İslamın izzeti için serden geçmişlerdir.

Resmi tarih kitaplarında Şeyh Said kıyamı çarpıtılarak Kürtçülükle, İngiliz işbirlikçiliğiyle ilişkilendirilmektedir. Oysa İsmet İnönü “Bütün çabalarıma rahğmen Şeyh Said’in İngilizlerle ilişkisine dair bir belge bulamadım” demiştir. Şeyh Said’in mahkeme tutanaklarında da “Eğer Diyarbakır’ı alsaydık İslam’ın hükümlerini uygulayacak, Ankara hükümeti ile bu konuda müzakerelere başlayacaktık” diye geçmektedir.

Şeyh Said’in kıyamı tamamen İslam için, yani ilay-i kelimetullah için yapılmış bir kıyamdır. Bunu idama giderken sarf ettiği son sözlerinde açık ve net bir şekilde görüyoruz. Şeyh Said idama giderken “Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki ölümün Allah ve Din içindir” demiştir.

Dava arkadaşlarından Hanili Salih Bey idama giderken;

Cenabı Mevlaya yaklaşmakla mesrur olmuşuz.

Bu yolda muflis-i hane harap olduksa da,

Biz manada (mana âleminde) memur olmuşuz.

Kul bize zulmü mücezzef etse perva etmeyiz.

Çünkü teyid-i ilahiye ye mazhar olmuşuz.

Kimdir bizi men eyleyecek bağ-i cihandan.

Hane bize miras-i pederdir gideriz biz

Diyerek adeta ölüme ve idam sehpasına düğüne gider gibi gitmişlerdir.

 

Şeyh Said ve kıyamını anlamak için bir sonraki yazımızı da bu konuya ayıracağız inşallah.

Allah’a emanet olunuz.