Cumhuriyetin 10. yılı münasebetiyle, Ekim 1933’te başkent Ankara'da hususî plânlar yapıldı, çok özel programlar sergilendi, yeni bazı etkinliklere imza atıldı.
10. yıla mahsus şiirler yazıldı, nutuklar hazırlandı, umumî af ilân edildi, eşi görülmemiş çapta büyük ve şa'şaalı törenler düzenlendi...
Geriye dönüp baktığımızda ise, geçen on yıllık süreç içinde yapılan hükûmet icraatlarının iki ana madde halinde şekillendiğini görmekteyiz.
Birincisi: Batı'ya hayranlık. Avrupa'ya özenti. Giyimde, kuşamda, modada, ahlâkta onlara benzeme kompleksi. Mülkün temeli olan hukukta, kendi özünü red, aslını inkârın yanı sıra, tam bir hayranlıkla bozuk Avrupa'yı taklit etme furyası.
İkincisi: Vatandaşı ezme, cezalandırma, yıldırma politikaları. Dinî, millî, medenî, harsî, örfî, an'anevî..., hâsılı maddî–mânevî her türlü yerli dinamikleri kırma, bu değerleri cebrî ve keyfî dayatmalarla yasaklama manevraları.
Birinci maddeye, Meclis'in "Olur"u da alınarak yapılan inkılâplar dahil edilebilir.
İkinci maddenin sadece "yasakçılık" yönündeki uygulamaları hakkında ise, karşımıza şöyle uzunca bir liste çıkar:
1) Hiç olmazsa Meclis'in şahs–ı mânevisinde muhafaza edilebilir durumdaki Hilâfet makamı lağvedildi.
2) Medreseler kapatıldı, tekke ve zâviyelerin faaliyetleri yasaklandı.
3) Sarık sarılması, fes, kalpak, cüppe giyilmesi yasaklandı.
4) Mukaddes kitabımız Kur'ân–ı Kerim'in basılması, yayınlanması, okutulması, öğretilmesi, hatta hurufatıyla (alfabe) yazı yazılması dahi yasaklandı.
5) İslâmın şeâiri ve bu milletin bin yıldır onunla amel ettiği Muhammedî ezan (1932–50 yılları arasında) yasaklandı.
6) Yeni camilerin yapılması imkânsız hale getirilirken, mevcut camilerin de yüzde elliye yakın kısmı için gazetelerde satış ilânları çıkartıldı. (Sadece İstanbul'da yüzlerce, yurt genelinde ise binlerce mâbedin yerinde şimdi yeller esiyor. Haraç–mezat satılan camilerin çoğunu, başta Sabetaycılar olmak üzere gayr–ı müslimler almış.)
7) Tarihî binaların çatısına, duvarına, yahut giriş kısmına yerleştirilmiş bulunan kitabe ve tuğraların açıktan görünmelerine yasaklama getirildi. Bunlar için, ya kırılması, ya çıkartılması, ya da üzerlerinin sıvanması mecburiyeti getirildi.
Yasaklamalara dair sirkatlı icraat listesi uzayıp gidiyor... Her halinden belli ki, az bir zamanda çok büyük yıkımlar ve yasaklamalar yapılmış...
Bunların yanı sıra, bir de 10. yılda çıkartılan ve 29 Ekim günü ilân edilen bir genel af durumu var.
1 Ocak 1934 tarihi itibariyle uygulamasına geçilecek olan bu umumî aftan yararlanmayan suçlu veya sâbıkalı bir tek vatan evlâdının kalmayacağı hususu da, yine aynı gün dünya âleme ilân edildi.
İlân edilen gün gelip çattığında ise, sadece bir tek vatan evlâdı istisna olmak üzere, ilgili herkesin bu aftan yararlandığı görüldü: Câniler, katiller, ırz ve nâmus düşmanları bile, çıkartılan affın kapsamı alanına girebildi. Sürgün edilenler, ya memleketlerine geri döndüler, ya da bulundukları şehirlerde serbetçe yaşamaya başladılar.
10. yıl affından istifade edemeyen, daha doğrusu ettirilmeyen tek istisna şahsiyet, Barla'da mecburî ikamete tâbi tutulan Bediüzzaman Said Nursî'dir.
Onun hakkında, bırakın "Bu da bir vatan evlâdıdır" denilmesi, bilâkis aynı yılın (1934) ortalarında yeni bir sürgün cezasıyla Isparta merkezine sevk edildi. Bir yıl sonra da, yazdığı imânî eserler sebebiyle, 115 talebesiyle birlikte Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine sevk edildi.
İşte size Cumhuriyet'in 10. yılına dair Türkiye'nin bir başka manzarası.
Makbuliyete İşaret
Bir "13 tevâfuku" daha
Bildiğiniz gibi, 5 Ocak günkü yazımızda "13 tevâfukları" üzerinde durmuş ve karşılaştığımız harikulâde bazı tevâfukları da maddeler halinde sıralamıştık.
Aradan iki–üç hafta geçti. Yine aynı "13 tevâfukları"na dair latif bir nükteye muttali olduk.
İngilizce Risâle–i Nur dersi yapan genç kardeşler, aşağıda okuyacağınız "13 tevâfukları"na dair hususi mesajı önce kendi aralarında paylaşmışlar. Üstelik, bizim aynı konudaki yazımızdan habersiz olarak...
Sonra, her nasılsa aynı gruptan bir kardeşimiz söz konusu yazımızı hatırlayıp, internetteki link adresiyle birlikte diğerlerini de haberdar etmiş.
Mesajı aynen şöyle: "Subhanallah:) Latif Salihoğlu da 2 hafta önceki yazısında 13 tevafuğundan bahsetmişti." Link:http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=9350
Bütün bu gelişmeleri hayret ve taaccüple karşılayan Zübeyir kardeşimiz, kendisine gelen hatırlatma mesajına kendi selâmlama ve bilgilendirme notunu da ekleyerek, aşağıda okuyacağınız yekün 13 cümlelik metni gönderdi. Ki, bana gönderdikleri metnin toplam 13 cümleden ibaret olduğunu kendileri de şimdi fark etmiş olacaklar.
Buyrun birlikte okuyalım...
(NOT: Parantez içindeki sıralama rakamları tarafımızdan konuldu. MLS)
(1) Selâmünaleyküm Latif Abi,
(2) 13 tevâfukunuzla alakalı yazınızı bir kardeşin uyarmasıyla farkettim.
(3) Biz de İstanbul Asya yakası ilk İngilizce dersinde 4 adet 13 tevâfuku yaşadık.
(4) Berâ-yı mâlumat.
* * *
(5) Bismihi Subhanehu,
(6) İstanbul Asya yakası İngilizce Risâle-i Nur dersi için İngilizce 1. Söz'den 13 nüsha istinsah etmiştik.
(7) Derse katılanlar da tam 13 kişi oldu.
(8) Dersten sonra ihtiyarsız bir surette derse davet için attığım mesajların adedini saydım, o da 13 çıktı.
(9) Bu üç 13'lere 2013'ün 13 'ü de ayrı bir letâfet katar.
(10) Bu 4 adet 13'lerin ihtiyarsız bir surette tetabuku ve tevâfuku, en küçük işlerimizde dahi tesadüf olmadığını gösterir.
(11) Yeni başlayan İngilizce dersimiz için bir eser-i ikrâmdır bildik ve "Ve emma bi ni'meti rabbike fehaddis" sırrınca sizlerle paylaşıyoruz.
(12) Elhamdülillahi Hâzâ Min Fadli'r– Rabbî.
(13) Bihemta Zübeyir
Okuyup düşünmeli
İşârât ve tevâfukat-ı gaybiye hakkında Üstad Bediüzzaman, 28. Mektup'ta şunları söylüyor:
İşârât-ı gaybiye, ne kadar gizli ve zayıf da olsa, hizmetin makbuliyetine ve meselelerin hakkaniyetine delâlet ettiği için, bence çok ehemmiyetlidir ve çok kuvvetlidir.
Tevâfukat ise, ittifaka işarettir. İttifak ise, ittihada emâredir, vahdete alâmettir. Vahdet ise, tevhidi gösterir. Tevhid ise, Kur’ân’ın dört esasından en büyük esasıdır. (Yeni Asya)