Zafer Demirkıran 19 yaşındaydı.
1995 yılının 12 Eylül'ünde, gece 10'da 'biz polisiz' diyen sivil giyimli ve birbirine 'eleman' diye hitap eden 7 kişi tarafından alınıp götürülüyor. O günden sonra haber alınamıyor Zafer'den. 17 yıldır oğluyla ilgili bir haber, bir umut peşinde Zafer'in annesi Behiye Hanım.
Beşir Başkök ise 1994 yılında, düğününün üzerinden henüz üç gün bile geçmeden, üç kişiyle beraber helikopterle alınıp meçhule götürülüyor. Yokluğu bilenler bilir, damatlık birçok gencin tek takım elbisesidir oralarda. Götürülürken üzerinde damatlığı var Beşir'in. Aradan geçen 18 yıl boyunca Başkök ailesi çocuklarını bulmak için çırpınıp duruyor. Çok yakın zamanda, Küpeli Dağı bölgesinde yer alan Jandarma Tabur Komutanlığı yakınlarında yapılan kazı çalışmasında üç ceset bulunuyor. Ve Beşir'in infaz edilip damatlıklarıyla gömüldüğü ortaya çıkıyor. Kardeşi, damatlığından tanıyor Beşir'i. Yanındaki iki cesedi de, yakınları üzerindeki elbiselerden teşhis ediyor.
Abdüsselam Çelik'in öyküsü ise daha iç yakıcı. Önce örgüt kaçırıyor Çelik'i. 7 ay ellerinde kalıyor ve sonra bir şekilde kurtuluyor. Jandarma önce gözaltına alıyor, sonra bırakıyor. Sorguda bildiklerini soruyorlar Abdüsselam'a. O da, 'Benim bildiklerimi siz de biliyorsunuz zaten.' diyor. Ertesi gün oğlunun nikâhı olacak Abdüsselam Çelik'in. Takı almak için çarşıya çıkıyor ve kardeşiyle caddede yürürken, bir 'Toros' marka otomobil gelip, zorla alıp götürüyor. Yapılmıyor nikâh, erteleniyor. O günden beri haber alınamıyor ondan da. Oğlu Hadin, öldürülüp İçkale'ye gömülmüş olduğunu düşünüyor.
Sadece üç kişinin hikâyesi bu. Geride, hikâyesi olan ve nerede olduğu bilinmeyen 3 bin 270 kişi daha var. Hemen hemen hepsinin alınıp götürülme şekli aynı. Ve 1990'lı yılların hemen başından itibaren yaşanıyor tüm bunlar.
Yapılan bir çevre düzenlemesi çalışmasında tesadüfen ortaya çıkan 24 kafatası var. Bir süreden beri Zaman'dan okuyorsunuz tüm olup biteni. Bugüne kadar yapılan kazılardan 12 toplu mezardan 162 ceset çıkarıldı.
Konuyla ilgili araştırmacılar en az 100 tane daha toplu mezarın olduğunu söylüyorlar. Yerleri tahmin ediliyor sadece.
Bütün bunlar yaşanırken, başta bu konulara duyarlı olan BDP'nin, örgütün ve Kürt medyasının kıyameti koparacağını bekliyoruz değil mi?
Olmuyor böyle bir şey! Görmezden geliyor bu kesim. Hani Andıç Medyası'nın bu işteki sorumluluğunu bilenler için, onların suskunluğunu anlamak mümkün. Kürt halkı için mücadele ettiğini söyleyen bu güruhun suskunluğuna diyecek bir şey bulamıyor insan! Ulusalcı güruh ise malum; kendileri gibi olmayanı zaten yok saymakta her zaman.
Katledilenlerden birinin oğlu şöyle diyor: "Bu ülke önce toprağın altıyla yüzleşmek zorunda!"
Hangi filmdi şimdi hatırlamıyorum şöyle diyordu: "İnsan hayattayken kemikleri gizler her şeyi. Suskun kalır. Öldükten sonra konuşur kemikler ve hakikati anlatır."
Ülkenin doğusunda, toprağın altından çıkan bu kemikler bir hakikati haykırıyor bizlere.
Çıkan her kemik parçası bizi kanatmıyorsa, vicdanımızı en hassas yerinden sızlatmıyorsa, insanlığımızı sorgulamanın vakti gelmiştir. Hele hele her fırsatta insan haklarından, masumların katledilmesinden, soykırımdan, bilmem neden dem vuruyor, sonra da bu manzarayı görmezden geliyorsak, samimiyetten bahsetmeye hakkımız olmaz.
Ne kadar kaçarsak kaçalım, bir çevre düzenlemesi kazısında ya da piknik esnasında bir yerlerden uzanacak bize bu kemikler ve yüzleştirecekler bizi gerçeklerle. (Zaman)