Tarihin her döneminde bir yerde meydana gelen; sosyal, siyasal ve ekonomik değişim, hareketlilik ve olay, yaşadığı toplumu etkilediği gibi etkileşim içerisinde olduğu toplumları da etkilediği bilinen bir gerçektir.
Bu bağlamda düşünüldüğünde Türkiye’nin gündeminde hiç düşmeyen; terör, azınlıklar, inanç ve Kürt Sorunu içinde doğup, gelişip ve büyüdüğü coğrafyanın içerisinde meydana gelen siyasal gelişmelerle doğrudan etkilenip büyüdüğü söylesek yerinde olur diye düşünüyorum.
Lakin birileri ‘bunları etkileyen ve bunları besleyen’ kaynağı doğrudan işaret etme cesareti göstermeseler de, bu daha açık bir ifadeyle Kemalist İdeolojisi’nin bu coğrafyaya ektiği nifak tohumlarını en başta gelen inanç, daha doğrusu İslam düşmanlığı, etnik ayrımcılık ve bir ulusu üstün tutan anlayışın arkasına sığınarak benzeri hiçbir yerde görülmemiş bir ideolojinin zorla dayatılmasını yaptığı etkileşimin meyveleridir.
Siz, beşikten mezara kadar bu ülke insanına milliyetçiliği üstün bir ahlak olarak öğretirseniz, ulusalcığı kutsayıp sizden olmayan ırkların vardığını kendi varlığınıza armağan ederseniz, fikri ve fiziki terörle zorla halka yeni bir anlayış benimsetme yoluna gidip ve toplumun geleceğini belirleyen en etkili gücü olan eğitim sistemini dahi milliyetçilik, ulusalcılık, devletçilik kısacası bu ülkenin ve haklın direncini zayıflatan bütün etkenleri şifa niyetine dağıtan ulusal kahramanların yanlış reçetelerini dinselleştirenlerin şikâyet etme haklarını keldilerinde bulma hakları yoktur. Hani adamın biri mide yanması şikâyetinde doktora gider. Doktor da, ona ne yediğini sorar, o da ‘yanık ekmek’ diye cevap verir. Doktor da ona hiçbir şey demeden reçetesini verir eline, bakar ki reçeteye göz ilacı yazılmış. Hasta bakar ki reçeteye ‘doktor bey, ben midemden şikâyetçiyim bu ilaç göz ilacı’ deyince, doktorda yapıştırmaz mı cevabı, ‘sen yanık ekmek yerken gözlerin kör müydü?’
Evet, geçmişte geleceklerini; ayrılık, nifak, düşmanlık, terör, asimilasyon ve din düşmanlığı üzerinde şekillendirenlerin aynı gökkubbesi altında binlerce yıl değişik din kavim ve ırkları bir arada bulunduran insanlığın evrensel yasası olan İslamı ve Kur-an’ı sosyal hayattan uzaklaştırarak bugün baş gösteren bütün sosyal, siyasal gelişmelerin tohumunu atanların birinci derecedeki sorumluluğunu kendilerinde olduğunu ne zaman fark edecekler.
Olaya bu perspektiften bakılmadığı sürece bu problemler muallâ olamaya devam edecektir. Aradan doksan yıl geçmesine rağmen bu vatana hayır gelmeyen Kemalist rejimin uygulamalarını göz ardı ederek uygulamalarını basit bir politik hatalara bağlayıp, dış güçlerin bir oyunu olarak bakanlara ve terörden şikayet edenler ‘acaba bu Kürt Sorunu nerden çıktı’ diyenlerin reçetelerine bir göz damlası ve derecelik gözlük kurtarır mı dersiniz? Bu memleketin toprağına diken ekenlerin tatlı ve leziz meyveleri alma dertleri olabilir mi? Buyruk padişahı kötülük olan memleketin ahalisi de yılan zehir ve akrep olur.
Cumhuriyetin kuruluşundaki yanlış vakalar bir yana, son 25 – 30 yılda akıtılan 40 bin insanın kanına rağmen hala hiç bir şey olmamış gibi olaya terör gözüyle bakması ve bu rejimin hala hatalarının göz ardı etmesi kana doymayacağını ve kanının son damlasına kadar politikalarını sürdüreceği göstergesidir.
Bugüne kadar rejime karşı uzun soluklu silahlı mücadele ile direnç göstererek kısmi bir Kürt Halkı’nın sempatisini kazanan PKK’nin güçlenmesine katkı sunan bu rejimin aktörleri acaba ne zaman kendi yanlışlıklarını görecekler. Bu yaptıklarıyla halka iyilik yaptıklarını mı zannediyorlar. Yoksa mazlum insanlarının kanı üzerinde hem kendi rejimlerini güçlendirmeyi hem de tarihte Kürt Halkı’nın büyük nefretini kazanan bu rejim, mazlum Kürt Halkı’nın mağduriyeti üzerinde ideolojilerini Kürtlüğün önüne çıkararak PKK’nin sosyalist ideolojisi üzerinde rejime yakınlaştırmayı mı hedefliyor?
Eğer tarihte bütün milletlerin bir analizi yapılsa, belki tüm Müslüman milletlerin içerisinde en son kabul görecek ahlaksız sosyalizm, PKK üzerinden bir kısın Kürt Halkı’nın içine sinmişse bu rejimin Kürt Halkı’na yaptığı en iğrenç bir tuzağıdır.
Toplumun büyük bir kesimini Kürt Sorunu’nun çözümü beklentisi içerisinde olurken sorunlu aktörlerin dillerini sivrileştirmeleri, birbirlerine şifreli mesajlarından anladığımız kadarıyla paşalar ‘‘oturun oturduğunuz yerde, Kandil’de yerini rahat, işte size halkın bile anlayamadığı bir dille konuşuyoruz. İşte biz 500 binlik düzenli Türk ordusuyla girsek dahi rahatınız bozulmaz. Şehirde adamalarınız alan hakimiyetini sağlamış, sonuçta bizde askeriz, mesleğimiz savaş, operasyonları bize çok görmeyin. 3419 sayılı karar emrinizde, yorulan evini özleyen buyursun, nedir bu sizin barış telaşınız nankörler, biz hiçbir Kürt hareketine tanımadığımız toleransı size tanıyoruz. Diğerlerinin damarlarını kesip öldürürken sizin sadece dal-budaklarınızı kestir ki, böylece size gür bir görüntü vererek, siz yüzyıldır kendi halkınızda da da kabul görmezken, bizim zulmümüz sayesinde kahramanlaştınız. Bize minnet borcunuz olmalı, bizim yaptıklarımız acıda olsa, size derman olmadı mı? Eğer meydanı boş bırakıp halkı rahat bırakırsak bu halka verecek bir şeyimiz yok, ancak milli kahramanlık masallarıyla uyutabiliriz. Halk İslam’a Kur-an’a Peygambere yönelecek, yeryüzü aydınlık dolacak, nur dolacak, çetelerimizi saklayacak, barınacak bir mekân bir yer olmaz. İnsanlar yaratılış gayesine uygun bir şekilde kulluğunu ifa edecek. Sınıf mevki makam ne olursa olsun, herkesin eşit olduğu inanç hâkim olacak.’’
Münafık ve kâfirlerin bütün hile ve desiselerine rağmen Allah dinini üstün kılacak dinini üstün kılacak mazlum ve mustazaflar, müstekbirlere galip gelecek ve yakında Rabbimizin buyurduğu şekilde o zulmedenler yakında nasıl bir inkılaba(devrime) uğrayacaklarını şaşırıp görecekler (ŞUARÂ – 227)müjdesine mazhar olacaklar.