Son zamanlarda Türkiye’nin iç ve dış politikalarındaki ani ve hızlı değişikliğin takip etmesi, baskıcı yapısından bir nebze sıyrılıp, kabuk değiştirmesi kimilerince; ABD’nin yeni dünya düzeni ve İslam Dünyası’ndaki yeni politikalarıyla ilişkilendirse de, Türkiye’nin coğrafi yapısı ve konumunun gerektirdiği zorunlu bir değişimin neticesidir.

Bundan böyle hiçbir süper gücün masa başında kurguladıkları senaryoları o kadar kolay bir şekilde hayata geçiremeyeceklerinin açık bir göstergesidir.

Diğer bir değişle sömürgeci ve emperyalist emellerine ulaşmaları kolay olmayacaktır.
Yüz yıla aşkındır halkına dayatılan insanlık dışı uygulamalar ve bu uygulamalara karşı gösterilen tepkilerinde şiddet boyutunda tepkiye dönüştürmesi, gelen bunca iktidarların es geçip sorumluluğu askerlere devretmesi ve hatta çetelerin güdümünde çıkmadıklarına bakılırsa istenilen seviyede olmasa dahi bugünkü iktidarın iyi niyetinden kuşku durmamak gerekir. Kuşku ve yadırganması gereken bu ülkedeki kötü gidişatı değiştirme çabası içine girmiş olan AKP iktidarının yoluna diken bırakan CHP ve MHP gibi muhalefet ve muhalefetin dümenine su taşıyan DTP’dir.  CHP ve MHP’ye söyleyecek bir şey yoktur. Çünkü onlar meclisteki rollerini oynuyorlar.

DTP’ye gelince bölgemizin ve halkımızın içinde bulunduğu durum onlara rol değil, sorumluluk üstlenmeyi gerektirmeli. Tasfiye sürecini yaşayan PKK’yi giderayak muzaffer gösterme şovlarını bırakmalılar. İyi veya kötü sorgulamasını okuyucularımıza bırakıyoruz. Yıllardır süren bir savaş var. Ortada mağdurlar var mağduriyetler var, ihmaller var ihlaller var. Sonunda savaşı da bitirecek barıştır. Fakat barışın dili kadar icraatı da barışçıl olmalıdır. Sonuçta Kandil’den gelenler bu savaşın bir tarafıdırlar. Barış adına şovlar yapıp, hasımları tahrik etmek büyük bir basiretsizlik ve barış sözcüğü ile yakından uzaktan alakası yoktur.

Herkes kan davalarına ve kavgalara şahit olmuştur. Fakat tarafların savaşlarını tezahürlerle, sloganlarla karşı tarafa gittiklerine hiç şahit olmadık. Ortada bir barıştan söz ediliyorsa, orada bir kırgınlık, bir haksızlık ve mağduriyet vardır. Buna talip olanlar ayrıntılardan ziyade, ortamı oluşturmayı gayret etmelidirler. Şartlar ve ortam oluşursa, gerisi ümit edilir.

Biz nasıl yıllarca devletin yaptığı mitingleri, cenaze törenlerinin şeklini tahrik edici bulduysak, DTP’nin şovlarını da tahrik edici görüyoruz. Bu anlayış yıllarca derin devlet anlayışının ‘biz’ ve ‘ideolojik egolarımız yaşasın da, bu millet mi, bu ülkemi kaybediyor’ umursamazlığı ve siyasi geleneği ile örtüşmüyor mu? Birde buna İmralı tutsağının ‘AKP benim yol haritamı uyguluyor’ açıklamaları eklenince acaba barış süreci sekteğe mi uğratılmak isteniyor kuşkularımızı ve endişelerimizin artması elden değil.

Her şey mecrasına akacak. Peygamberlere ev sahipliği yapmış Ortadoğu coğrafyasına, bölge halkı üzerinde bıraktığı manevi iklim ve gerekse İslam medeniyet tarihinin köklü kaynaştırıcı hoşgörü ve barışçıl dünya görüşü bu coğrafyaya bıraktığı manevi etki bunca tahribat, yıkım ve ideolojik fikri teröre rağmen sıcaklığını ve etkisinin hissedilmesi. Bu coğrafyada hesabı ve çıkarı olan süper güçler tarafından fark edilip politika değişikliğine götürebilmişse, birde (bu coğrafyanın iklimine uyumlu gelişen İslami hareketlerin hızlı yükselişleri ve halkın güvenini kazanan faaliyetlerini göz ardı etmemek gerekir) bu coğrafyada yaşayan mağduriyetleri birebir yaşayıp/gören, barut kokusunu her yerde koklayanların acıları, feryatları, yıkımları kulakları ile işitenlerin, gözleri görenlerin hala modası geçmiş ideolojilere takılıp, süreci ideolojik zaferi dönüştürme gayretleri bir basiretsizliktir.

AKP, DTP’nin tutumunu ileri sürerek süreci sekteğe uğratmamalı, çözümler üretmeye devam etmeli. Birilerinin yaraya tuz biberle gitmeleri tedaviden vazgeçmeyi gerektirmez. Ortadoğu’da üstlendiği rolü daha çok ülkesi ve halkına oynamalıdır. Batının fikri ve ekonomik desteğine rağmen onların istediği bir model olamayan, sürekli komşusu ve halkı ile sorunlu olan, sorunlara sebebiyet veren TC rejimi bile politikalarındaki yanlışlarının farkına varması bu coğrafyanın gerçekleriyle yüzleşmesi her şeyin aslına rücu edeceği, yatağından çıkmış suların mecrasına akacağının yol işaretidir.

Apo’nun bir hafta önce ‘AKP benim yol haritamı uyguluyor’ açıklamalarıyla, son zamanda yaptığı, ‘AKP’nin yaptığı PKK’yi tasfiye sürecidir’ açıklaması arasındaki zamanlamasına bakıldığında objektif değerlendirmelerden uzak, sürecı sabote ederek AKP iktidarını zor durumda bırakmaktan öteye bir anlam ifade etmiyor.  

Mademki barış elçiliği yapılıyor, sloganlar şu olmalı değil midir? ‘‘Coğrafyama, ülkeme, mahalleme, köyüme huzur gelsin, ülkem kazansın, halkm kazansın’’ denmeli değil midir? Eğer bu mücadele halk için verilmişse, halk için bedel verilmişse barışta halk için yapılması gerekmiyor mu?