Allah Azze ve Celle’nin adıyla…
Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar zulüm üstüne zulme maruz kalmaktadırlar. En tabii haklarından mahrum bırakılmakta, potansiyel suçlu olarak görülmekte, en basit güce sahip olanlar ya da yaptıklarının yanlarına kar kalacağını zannedenler tarafından haksızlığa maruz bırakılmakta, adam yerine konmamaktadırlar. Doğru.
Müslüman beldeler işgal altında inim inim inlemekte, zenginlikleri talan edilmekte, toprakları en acımasız ve gaddar şekilde bombalanıp, tahrip edilmekte, ekinler ve nesiller ifsat edilmektedir. Doğru.
Müslümanların mukaddes beldeleri; Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa, suudi uşakların ve siyonistlerin esareti altında tarihin en acımasız işgalini yaşamaktadır. Doğru.
Müslümanlar özellikle de Müslüman gençler, nefislerinin peşinden sürüklenmekte, vurdumduymaz bir tavırla yaşamayı erdem kabul etmekte, büyüklerine saygıda bulunmayı bir eziklik ve zelillik saymakta, küçüklerini ezip yok etmeyi yaşamının olmazsa olmaz kuralları arasına koymakta, hayatın sadece yaşanan bu dünya hayatı olduğu inancına meyletmektedirler. Doğru.
Aileler parçalanmakta, toplum, dibi görünmez bir uçuruma doğru neredeyse ışık hızıyla yuvarlanmakta, sokaklar ve caddeler çıkılmaz bir halde bulunmakta, kardeşini düşünüp derdiyle dertlenmek aptallık sayılmaktadır. Doğru.
Hâsılı; Hadis-i Şeriflerde de ifade edildiği gibi, ahir zamanda yaşanıldığı inancı artık herkes tarafından paylaşılmaktadır. Doğru.
Ama bütün bunlara rağmen bayram, bizim bayramımız; bize yakışır tarzda kutlamak da biz Müslümanlara düşer. Evet, çizdiğimiz tablo karanlık; ama madalyonun bir de öteki yüzü var. Elhamdülillah, bütün olumsuzluklara ve asırlardır süren fitne-fesat çabalarına rağmen, Müslümanlar yine ve yeniden özleri olan İslam’a dönmüşler ve bu uğurda nice bedeller ödemişlerdir. Hala da ödemeye devam ediyorlar.
Bu asırda da İsmaillerini bu uğurda, gözlerini kırpmadan, kurban eden nice İbrahimlerin olduğunu görüyoruz, işitiyoruz, yaşıyoruz, elhamdülillah.
Bu uğurda boynunu hiç çekinmeden bıçağın altına uzatan İsmaillerin varlığıyla mesrur oluyoruz, iftihar ediyoruz, elhamdülillah.
Alçakça yapılan tüm komplolara, iftiralara, karamalara, katliamlara, zindanlara rağmen, bu uğurda alınları ak ve açık bir şekilde mücadele veren ve kınayıcıların kınamalarına zerre kadar aldırmadan ve durmaksızın yollarına devam eden aziz Müslümanların varlığıyla kendimize geliyoruz, elhamdülillah.
Bu davanın asla sahipsiz kalmayacağına, küfrün; suyun üstündeki çer-çöp ve köpük olduğuna ve eninde sonunda çer-çöpün ortadan kalkıp, asıl olan suyun orta yerde duracağına olan inancımız bir kere daha kuvvet buluyor ve perçinleniyor, elhamdülillah.
En gür sedanın er ya da geç İslam’ın olacağına inanıyoruz. Bu uğurda yapılan çabalar heyecanımıza heyecan katıyor, şevkimizi biliyor.
Söylediklerimizi abartılı bulanlar, yeryüzünde yaşananlara bir de bu açıdan bakıp, değerlendirsinler. Müslümanların dünya çapında kazandıkları önemli başarılara bir baksınlar. HAMAS’a, Hizbullah’a, İran’a ve İslami Hareketlerin dünya çapında kazandıkları başarılara baksınlar; ama ibretli bir gözle.
Bayramlar, bizimdir. Hiçbir şey onları, bize yakışır şekilde kutlamaktan engelleyemez, engellememeli. Zira küfrün istediği de, Müslümanların, hüsran duyguları içinde boyunları bükük olarak, bayramlarına lakayt kalmaları ve önem vermemeleridir, kanaatimce.
Tabi bayramı kutlarken ölçüsüz ve Müslüman’a yakışmayan davranışlarda bulunmaktan sakınılmalı, bayramı kutlayalım derken gayrı meşru şeylerden uzak durulmalıdır. Hüzünde ölçülü olmak bir zorunluluk olduğu gibi, sevinçte de ölçülü olmak zorundayız.
Her şeye rağmen Ümmet-i Muhammed’in mübarek Kurban Bayramını en içten dualarımla tebrik eder, Müslümanlara, davalarına kurban olmanın en büyük erdem olduğu şuurunu vermesini Rabbimden diliyorum…
(Mardindosthaber)