Bir ikindi dersinde, Kelamullahı anlatan bir dersle başlamıştı herşey.
Herşey, derste anlatılan " Fe inne Hizballahi humul ğalibun..", ayetiyle neş e bulmuştu
Dava aşkı, Bilal in davasını sadakatini o zaman öğrenmiştik. Bir zaman gelecek dava uğruna Yusufi olmayı, hicretlere mahkum olmayı, en ağır işkencelerin bile, Allah ın " İbrahime Serin ve selamet ol." emri gibi hafif geleceğini bir ikindi dersinde öğrendik...

Ve bir muvahhid in var olduğundan, bu davanın körü körüne, basit bir temel üzerine kurulmadığını anlamaya başladık, dava için candan bile geçileceğini, hicretlere mecbur edileceğini, bir gece vakti küfrün çirkin yüzünü görmek mecburiyetinde olduğumuzu öğrendik ve daha önemlisi, " Bu dava çok büyüktür en iyimizi feda etmek gerek." Sözünü aklımızda yer edindik...

Zaman zamanı kovaladı, yaşlar ilerledi, ders almaya muhtaç haldeyken, ders verme mecburiyetini kavramaya başladık, o zaman anladık ki ders almakla, her şey bitmiyormuş, aldığımız derslerin, pratiğe dökülmesi gerekiyormuş. Bilal eziyet çekmişse, boş bir dava için, esir de olsa, aç kalmak için maleyani bir söz kullanmamıştı öğrendik. Bilal aramızda değildi, siyahi olmasa da beyaz Bilal ler vardı artık asrın çirkef sahnesinin, tağutun beşeri ideolojilerin ortasında haykırırcasına, " Ehad " diyen Bilaller...

Yusuf i mekanlar kapılarını açmıştı, gülümser bir yüzle " Merhaba, Ey Yusuf un dostu." demişti, onu da başta anlamamıştık, kendimizi tıkanmış, mahzun kalmış, esir görüyorduk ilk başlarda. İlk başlarda bu zalimler bizi buraya tıkadılar, kendi istediklerini başardılar dedik, sonra güzel muvahhid ten bir söz daha işittik. " Mazlumların ellerine vurulan zincirlerin şakırdıları, tarih boyunca debdebeli zindan saraylarının korkulu rüyası olmuştur..."  Buydu Yusuf i olmadaki sır, buydu artık duvarların sıkan bir zalim olmayıp, halim,selim bir ders arkadaşı olduğunu anlatan...

Ve bir ikindi dersi de zindanların en kuytu köşelerinde halvete çekilerek başlamıştı, Artık, zahiren çıkılmaz duvarları kıran sabır dersleri başlamıştı, küfre  boyun eğmeyip, " Hasbunallahi we ni mel vekil." deme derslerinin alınmaya başlandığı bir saat gelmişti. Artık korku yoktu bizler için, artık endişe, mal makam, evlat hasreti yok olmuştu, bütün özlemler Yusuf ( a.s ) u misafir eden görünürde taş olup, Rahman olanın merhametiyle süslenen duvarlarla giderilmeye başlamıştı...

... Ve tağuti düzenin kurmuş olduğu " ATALET " saraylarının maleyani bakışlarla bizi sezen sandalyelerinde bulmuştuk kendimizi. Biraz ürpermiştik başlarda, bunlarda tağutun askerleriydi, bunlarda eziyetlerin en büyüğünü yapacak demiştik. Bir an gözlerimizde aldığımız derslerin arasında, en büyük ders olan sabır dersini aklımıza getirdik ve... " Tükür küfrün yüzüne. " sadaları kulaklarımızda çınlamaya başladı...

Şimdiler de senin yokluğunun ızdırabını çekiyoruz Aziz Rehberim, yine gelsen de davanın kutsallığını anlatsan bizlere, yine ders arkadaşlarımız olsun zindanlar. Sen gel aziz Rehberim rüyalarımıza gel, varsın 33 kurşun sana değil bize isabet etsin. Dersine doymadık Aziz Rehberim, dersimizi kaldığımız yerden devam ettir. Biz girelim senin yerine beyaz kefenlere, kanımız aksın, damlasın yeryüzüne, yeterki sen gel Aziz Rehberim, yeter ki sen...


Muhammed Yusuf Şehid / Nurulesved