Ey duamız! Biz seni ilk önce Hz. Âdem(a.s) in tövbesinde tanıdık.

Ey duamız! Biz seni Habib-i Neccar adlı gencin, kavminin hidayetini dilemesine rağmen katledilen ve yaşarken de Rabbi nin huzuruna çıkarken de yaptığı niyazda tanıdık.

Ey duamız! Biz seni hayatının hiçbir gününde unutmayan, elleri açılan, secdeye kapılıp ağlayarak saatlerce kalan, dahası kendisi için değil ümmetin kurtuluşu için titreyerek, ağlayarak, yalvarırcasına isteyen O En Sevgili nin hayatında tanıdık.

Ey duamız! Biz seni o unutulmayan gün olan Taif dönüşünde üzüm bağına sığınıp bir ağaca yaslanan o yüce zatın açılan ellerinde tanıdık.

Ey duamız! Biz seni bir peygamberin sabrında, bir peygamberin hastalığında, bir peygamberin tövbesinde, bir peygamberin yalvarışında/yakarışında, bir peygamberin hamdedip şükretmesinde, bir peygamberin teslimiyyetinde, bir peygamberin ilticasında, bir peygamberin mücadelesinde... tanıdık.

Ey duamız! Biz seni tâ ötelerden tanıdık. Seni böyle tanımışken;

Ey duamız! En makbul dua Mescid-i Haram ı, Mescid-i Nebevi yi ilk gördüğünde iken biz paraları biriktirdik ve dünya telaşına düşüp Haccı ifa edemedik. Seni orada zikredemedik.

Ey duamız! Senin Rabbimizde en geçerli anımız kametten sonra, secdede yapılanken biz secdelerde değil, ellerimizi dahi açamaz olduk. Açarken dahi ne /neler istediğimizi bilemez olduk.

Ey duamız! En makbul dua; kardeşin kardeşine yaptığıyken biz egomuzun kurbanı olduk, hep kendimizi düşünür olduk. Nefsimizin altında ezildikçe ezildik.

Ey duamız! En makbul dua; misafirin ev sahibine yaptığıyken biz birbirimizi ziyaret etmeyi unuttuk. Ziyaret ederken de arkasından konuştuk, evinden konuştuk, gıybet ettik.

Ey duamız! Ellerimiz kalkmadı, titrercesine hayırlı olanı isteyerek; titrercesine şer olanından kaçınarak, ellerimiz kalkmadı.

Ey duamız! Biz secdelerde bırak saatlerce kalmayı dakikalarca bile kalmadık. Ağlamadık secdelerde, yalvarmadık, yakarmadık. Bırak gece karanlığında secdeye kapılıp seninle tekrar buluşmayı biz seni gündüz bile secdelerde unuttuk.

Ey duamız! Kendimiz dışındakiler için bir şeyler istemedik. Müslümanlar için bir şey istemedik. Yetim ve öksüzlerin bırak yardımına koşmayı onlar için bir şeyler istemedik açılan ellerimizle.

Ey duamız! Bir toplulukta bulunurken bu ezilen halkın sıkıntılarını dinlediğimizde içimiz burkulmadı ki, nefesimiz daralmadı ki, merhamet duygularımız kabarmadı ki iltica edelim sana. Hani Merhamet etmeyene merhamet edilmez demiyor muydu O Rahmet Peygamberi. Biz sünnetini de unuttuk.

Ey duamız!  İçimizdeki öfke, kin, nefret öyle arttı ki bazen sana değil bedduaya yöneldik.

Ey duamız! Biz seni sadece kendimiz için isterken; açılan ellerimizle muhaceratı yaşayan, zindana düşen, İslam davası uğruna malını-mevkini kaybedenlere yer vermedik. Onlar için bir şeyler istemedik.

Ey duamız! Ümmetin izzeti, şerefi ve namusu için önde duran kardeşlerimize yer vermedik sana açılan ellerimizle. Ağzımızdan Filistin, Çeçenya, Lübnan, Mısır, Irak, Pakistan, Afganistan... geçmedi. Dahası onları yanlış tanıdık.

Ey duamız! Bizi yaratan, her şeyin sahibi Rabbimiz Seni de bize hediye kılarken ve Yok mu bana dua eden, duasına icabet edeyim ve yine Duanız olmasaydı size ne diye ehemmiyet/değer vereyim derken, biz Rabbimizin fermanını da unuttuk.

Ey duamız! Ellerimiz açıldı, dilimiz döndü; ama ne istediğimizi bilemez olduk. Açılan ellerimizle dünya ve içindekilerini isterken, gerçek yurdun ahiret yurdu olduğunu unuttuk. Dünya malını isterken, ilmi unuttuk. Güzelliği isterken; olgun, şahsiyetli,ahlaklı, kamil bir müslüman olmayı unuttuk...

Ey duamız! Bir sıkıntımız, bir derdimiz olduğunda hep başkalarına gittik. Seni aracı kılıp iltica etmedik sebeplerin sebebi olan Rabbimize. O ndan yardım dilemedik.

Ey duamız! Açılan ellerimizle Rabbimizin verdiği nimetler karşısında az da olsa şükredip hamdetmeyi unuttuk. Gözümüz bizden aşağıdakilerden olmayıp hep daha yükseklerde olanlara kaydı. İmtihanı kaybettik, kaybettikçe kaybettik.

Ey duamız! Bize kendini unutturma.

Mahkum Çağırma – Yüksekova Ajans