Hamd, merhamet ve azamet sahibi olan Allah’a, selat-u selam insanların uzaklaştırılmışlarına giden, dahası uzaklaştıran saptıranlara dahi defalarca Hakkı götüren o Peygamberin üzerine olsun.

Buradaki kastımız; yaptıklarından ötürü, yaptıklarının neticesi olarak; ‘kalpleri mühürlenmiş, gözlerine ve kulaklarına perde çekilmiş olanlar’ değildir. Anlatmak istediğimiz, Hakk’tan uzaklaştıkça uzaklaşanlar ile başkaları tarafından uzaklaştırılmış olanlar değildir. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde Hakk’tan uzaklaştırıldıkça kalplerinde merhamet, insaf, duygusu kalmış ve vicdan sahibi olan, Allah’ın rahmet ettiği yakınlaşanlardır. Biz burada bu yakınlaşanlardan bahsedeceğiz.
 
Biz insanlık tarihine baktığımızda Hak-batıl mücadelesi olagelmiş ve devam edecektir. Peygamberler insanlara tevhid inancını götürürlerken, Hakk’a karşı bir tavır takınılma da olmuştur. Son Peygamberin hayatında da aynı durum söz konusudur. Hani O (s.a.v) Hakkı tebliğ ederken, O’na engel oluyorlardı. Bunu başaramayınca; baskı, tehdit, işkence, boykot… gibi yöntemlere başvurmuşlardı. Ve bu da onlar için istenilen neticeyi veremeyince akabinde bazı sahabeleri şehid ettirmişler ve bazıları için de hicret durumu yaşanmıştı.
 
Uzaklaştırmayı sadece kendi halklarına karşı değil, dışarıdan gelenlere de yapmışlardı. Hac mevsiminde, halkın gelip geçecekleri yollara dikildiler. Panayırlara, ticaret için veya herhangi bir maksatla dışarıdan gelenlere: ‘‘ Bu sihirbazdır, kâhindir. O oğul ile babayı birbirinden ayırıyor, aileleri koparıyor…’’ demişlerdi. Öyle durumlar yaşandı ki O’ndan (s) kaçma, hatta kulağa pamuk tıkama gibi had safhaya ulaşmıştı durum. O’nun (s) için neler denilmedi ki geçmişte de günümüzde de; ama insanların merakını gideremediler. Pamuğun arkasındaki o işiten kulağa hidayet nasip olunca (Allah rahmet edince), yani davet götürülünce uzaklaştırılmaya rağmen yakınlaşmadı mı?
 
‘‘Kuran-ı Kerim’de açıklandığına göre: Her Peygamber, kendisinden önceki Peygamberi tasdik edici ile mükellef bulunduğu gibi, en sonra gelecek olan Hz. Muhammed (s.a.v)’i de haber vermek ve tasdik etmekle mükellef tutulmuştu.’’ ( Al-i İmran:81 ‘M. Asım Köksal’) Diğer dinler(Hıristiyanlık ve Musevilik)’e mensup olanlar kendi öz dinlerinden saptırmalarla, kendilerine göre yeniden yazmalarıyla, tahrif etmeleriyle uzaklaştırılırken ve bununla beraber az da olsa dinini öz kaynağından alıp bu öze göre inancını yaşayanlar da vardı. İşte bunlardan Cafer b. Ebu Talib ile Mekke’ye gelen kafile: ‘‘Biz duyduk ve itaat ettik’’ demişlerdi. Yani, “Ey Peygamber! Biz seni kitaplarımızda duymuştuk, Peygamberlerimiz de seni haber vermişlerdi. Ve getirdiklerinin de Hak olduğuna, Hak’tan olduğuna inandık ve sana itaat ettik.” demekteydiler. Bunun da önüne geçemediler.
 
Evet, asırlar öncesi mantık yine devam ediyordu. Malcolm X, uzaklaştırılanlardandı. Helâlı haram, haramı helal kılan bir dinle, Peygamberi ilah(!) kabul ettikleri bir dinle… tanışmıştı. Kendi öz dininden uzaklaştırılmıştı. Allah hidayeti nasip etti – ki O (c.c) kime nasip ettiyse hiçbir şey buna engel olamaz- ve Rabbi’ni tanıdı. Ama Malcolm X Hakkı bilmekle yetinmeyip Hakkı da götürdü kendisi gibi uzaklaştırılanlara. Yani Malcolm X dava eri olunca yine aynı mantık cereyan ediyordu. Malcolm X’den de halkı uzaklaştırmaya çalıştılar. Zencidir, milliyetçidir gibi söylemlerle. Bu durum da çözüm vermeyince Allah şehadeti nasip etti Malcolm X’e. Ama bu gün Malcolm X’in bıraktığı oluşumu bitiremediler.
 
Üstad Bediüzzaman’ın dönemini düşündüğümüzde, yani yakın tarihimizde dahi Üstad; sürgün, işkence ve zindan hayatı yaşamıştır. Tek bırakılmış, bir yerde Hakkı tebliğ edince insanlar Üstad’dan uzaklaştırılmaya çalışılmış, bazen de Üstad sürgün edilmiştir. Ama bilinmelidir ki Üstad bugün kitlelere hitap etmektedir. Her ne kadar bedenen aramızda olmasa da.

Yakın tarihimizde darağacında günlerce bekletilen uzun sakallı alimleri, acaba hangi endişeyle beklettirmişlerdi darağacında! 

Bilinmelidir ki küfrün merkezlerine, saraylarına, ailelerine Hak götürülmüştür. Ebu Cehilin oğlu İkrime, firavunun hanımı Asiye ve daha niceleri bunu gösterir.
 
Örnekler çoğaltılabilir. Ama hepsinde gaye aynı gayedir. Çünkü mantık, aynı mantıktır. Endişe, aynı endişedir.

Sünnetullah tecri ediyordu. Çünkü mantık aynı mantıktır dedik ya… Günümüzde de bir çok davetçinin karşılaştığı durumdur. İlk önce insanlar İslamdan uzaklaştırılmaya çalışılır. İçlerinden - Allah’ın rahmet edip- davetçiler çıkınca bu sefer halkı bu davetçilerden uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu da istenilen neticeyi vermeyince bu sefer davetçiyi halktan uzaklaştırmaya çalışırlar. Böylece davetçi; baskı, tehdit, işkence, sürgün, hicret ve şehadeti yaşar

Bugün buna soyunanlar var. Hala insanları uzaklaştırmaya çalışanlar var. Bilinmelidir ki ve unutulmamalıdır ki İslam ile uğraştıkça, insanlar uzaklaştırmaya çalışıldıkça nesillerin İslam’a olan merakı-ilgisi artacaktır.

Ey Rabbimiz! Bize hidayeti nasip ettikten sonra bizi, bize bırakma ve bizi kendine YAKINLAŞTIR. (amin)

Selam ve Dua ile...

Mahkum Çağırma