Somali 1991 yılında düştüğü iç savaştan bir türlü kurtulamadı. O zamanda bugüne de bir "balkanlaşma" süreci yaşıyor. Sürekli bölünüyor. Bölündükçe de çözüm zorlaşıyor.

Somali bir taraftan bölünürken, komşular dâhil, bu ülkeye uluslararası güçlerin müdahalelerinin tırmanması acaba hâkim güçler bölük pörçük bir Somali mi istiyor sorularını akıllara getiriyor: Yani halen geçerli olan kolonyalist kuralı: "Böl, parçala ve yönet".

Aksi takdirde 2006 yılında Somali'nin güneyinin çoğu bölümünü kontrolü altına almış ve halk desteğine sahip "İslami Mahkemeler Birliği" hükümetini Etiyopya'ya devirtmenin bir anlamı yoktu. Etiyopya müdahalesinin ülkeyi getirdiği nokta malum: İç savaş ve içeride ve dışarıda yüz binlerce mülteci.

Geçtiğimiz Ramazan ayı öncesinden başlayarak Türkiye gerek STK'ları ve gerekse de devlet ve hükümeti ile Somali meselesine ciddi bir şekilde el attı.

Başbakan Erdoğan'ın Somali ziyaretinin bir köşede unutulmuş ülke açısından bir dönüm noktası olduğunu söylemek gerekiyor. Aslında bu Somali için bir umut da oldu. Kenya'da görüştüğümüz, aynı zamanda Somali başbakan yardımcıları da olan dışişleri bakanı ve savunma bakanı da ifade etmişti: Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Somali'yi dünyaya açtığını söylemişler ve bu tarihi ziyaretin Somali'de durumların düzelmesi için büyük bir fırsat olduğunu bildirmişlerdi.

Aynı sözleri Somali'de de işitmiştik: Genel İşler, Konut ve Yeniden Yapılanma Bakanı Ceylani Nur Likar Türkiye'nin Somali ile ilgilenmeye başlamasını Somali için "Altın Fırsat" olarak nitelemişti.

Somalililer Türkiye'nin kardeşçe bir yaklaşıma sahip olduğunu biliyorlar ve bu da kıtaya çoğunlukla kötülük yapmış "beyaz adam"a nefret sosyolojik ve psikolojik ortamında büyük bir avantajdır.

Geçtiğimiz Ramazan sonrasında Somali'ye STK bazında ilginin azaldığını görmekle birlikte hükümetin bu konudaki çabalarının arttığını görüyoruz. Mogadişu'ya haftada iki uçak kaldırmak bile büyük bir iş.

Haziran ayında İstanbul'da bir Somali konferansı yapılacak. Umarız İstanbul Konferansı bu ülkenin makûs talihini yenmede bir dönüm noktası olur.

Bu vesileyle bir iki noktayı hatırlatmakta fayda var. Şu an Somali'deki krizin iki aşaması var: Birisi iç savaşın bitirilmesi, diğeri ise ülkenin birliğinin yeniden sağlanması. İç savaşın bitirilmesi ile ilgili Türkiye ülkeye önyargılı bakan çerçevelerin dışına taşabilme cesareti gösterebilirse arkasına aldığı rüzgârla başarılı olma şansını yakalayabilir.

Çerçevenin dışına taşma tabiriyle siyasi çözüm sürecine Eş – Şebab güçlerinin katılmasını kastediyorum: Afganistan'da Taliban ne ise Eş Şebab da Somali'de aşağı yukarı odur. Siyasi süreç içine çekilmesi Eş Şebab'ı dış etkilerden de arındırabilir. Eş Şebab'ın olmadığı bir çözüm istikrar sağlamaz, kan dökülmesinin devamı manasına gelir.

Ülkenin birliğinin yeniden sağlanması gelecekteki çatışmaları önlemenin ve bölgede istikrarın güvencesi olacaktır. Birlik aynı zamanda ülkenin birleşmemesi için çabalayan yakın ve uzak güçlerin parmaklarının kesilmesini de sağlayacaktır.

Bitirirken Somali'deki mülteci sorunları ile bir konuyu da gündeme getirmek istiyorum.

Kenya'dan bildiğimiz ve Somalili göçmenlerle ilgili faaliyetlerden tanıdığımız Road International yetkililerinden birisi kısa bir süre öncesine kadar İstanbul'da idi. Kenya'nın kuzeydoğusundaki Somali sınırından birkaç kilometre içeride Dobley kasabasında savaştan kaçan Somalililerin toplanmaya başladığını ve gıda sıkıntısı içerisinde olduklarını söyledi. Ayrıca Kenya Hükümeti'nin de Dadaab'daki mültecileri ülkeden çıkarmak için çabalarını hızlandırdığını aktardı.

Kenya Hükümeti yeni mülteci istemiyor. Somalili göçmenlerin sınırdaki tampon bir bölgede tutulmasını istiyor. Somali'de göçmenler de dâhil krizin içinden çıkmak için öncelikle savaşın durması lazım: Dileyelim İstanbul Konferansı bir umut olsun.  (Yeni Şafak)