Sevgili peygamberimizin on yıllık Medine devletinde hapishane yoktur. Hapishanesi olmayınca Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü de, gardiyanları da yoktur.

Mekke'de kaldığı on üç yılda indirilen ayetlerin hiçbiri ceza yasasıyla ilgili değildir.

Eğitmediğini cezalandıramayacağından önce eğitici ayetler indirilmiş.

Hiçbir kimse bir başkasının canına, malına, namusuna dokunamaz hale getirilmiş ve bunun ardından ceza yasasıyla ilgili ayetler Medine'de inmeye başlamış.

Üç günlüğüne tutuklaması gereken birkaç kişi olmuştur ve onları da Medine mescidinin içinde tutmuş ve insanca muamele yapıldığına bütün cemaat şahit olmuş ve insani ihtiyaçlarını karşılamıştır.

Hazreti Ebu Bekir döneminde de hapishane yoktur.

Bunun sebebi Kur'an da sahih sünnette hapsi gerektiren bir suç belirtilmemesi ve insanların çok iyi eğitilmesi.

Ancak hazreti Ömer'in hilafetinin beşinci senesinden sonra tutuklananların sayısı artmaya başlayınca Maide suresinin 33 üncü ayetindeki "nefy/sürgün edilirler" kelimesini "Hapsedilirler" diye de yorumlamaya başladıktan sonra hapishaneler yapılmaya başlanmış.

Bu ayette bahsedilen suçlular meşru devlete başkaldıranlardır.

Bu başkaldırıyı yapanlar daha başkaldırıyı fiiliyata dökemeden bastırılmışlarsa ve de yaptıklarına pişman olmuşlarsa hemen serbet bırakılırlar.

Adam öldürmüşlerse öldürmenin cezasını çekerler. O da hapis cezası değildir.

Hakkında ayet ve hadislerde cezası bildirilmeyen suçlar işlendiğinde Hazreti Ömer döneminden itibaren hakime tanınan ta'zir cezası olarak hapis de bir ceza olarak verilmeye başlanmış.

Bütün mezheplerin tanıdığı ta'zir için verilen hapis cezasının en üst sınırı bir seneyi geçmemektedir.

Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen hapisler, biri Yusuf suresinde 36-42'inci ayetlerde bir iftira sonu Yusuf aleyhisselamın kafir Mısır devleti tarafından hapsedilmesi ile Şuara suresinin 29'uncu ayetinde Musa aleyhisselama Firavunun "Eğer benden başka ilah edinirsen seni hapsederim" dediğini anlatan ayetlerde geçer ki bunlar da kafirlerin hapishaneleridirler.

Nisa suresinin 15'inci ayetinde zina eden kadının ev hapsinde tutulması, erkeğin ta'zir cezasıyla cezalandırılması ve bu konuda Allah'ın vereceği hükmün beklenilmesi ifade edilmiş, daha sonra Nur suresi nazil olunca cezanın ne olduğu bildirilmiş ve ev hapsi de yürürlükten kaldırılmıştır.

Edille-i Şeriyyeden Kitap ve Sünnet esas alındığında iyi eğitilmiş bir ülkede hapishanelerin olmaması gerekir.

Çağdaş dünyamızda ise en çağdaş kabul edilen ülkelerde hapishane sayısı Üniversite sayısından fazladır, gardiyan sayısı Profesör sayısından fazladır.

Hazreti Ömer döneminde kısa zamanda milyonlarca kilometre kare toprak fethedilince ayrı eğitimlerden geçmiş insanların yönetildiği dönemde cezası bildirilmeyen suçlar işlenmeye başlayınca değerli müctehid fakihler, hapis cezasını vermeye başlamışlar.

Erkek hapishaneleri, kadın hapishaneleri yapılmış.

Çağdaş hukukun aklına gelmeyen bir hapishane daha yapılmış, o da iki cinsiyeti de olan Arapça'da "Hunsa-i müşkil" denilen insanlar suç işlediklerinde onlar için tek kişilik hapishanelere karar verilmiş.

Çocuklar için hapishanelerden ziyade ailesinin evinde ev hapsi tercih edilmiş.

"Tutuklu veya hükümlüler mali tasarruftan engellenemezler" kuralı getirilmiş ve hapiste iken işlerini takip kolaylığı getirilmiş.

İslam'da cezanın şahsiliği prensibi bu günkü hukukta da geçerli ama uygulamada geçerli değil.

Bir seneyi geçmeyen hapis ve tutukluluk döneminde suça iştirak etmeyen eşini bekar bırakarak bugünkü hukuk, suçsuz eşi de cezalandırmakta.

Ceza evi müdürü, tutuklu ve hükümlülerin evli olanları arzu ettikleri takdirde korunaklı bir yerde eşiyle baş başa buluşmasını sağlar.

Hapishanelerin çokça konuşulduğu bu günlerde batılı müsteşriklerin beş madde üzerinden aklımızı kirlettiği ve bir kısım insanlarımızı İslam'dan soğuttuğu ve bizi karşı karşıya getirdiği şu günlerde Kur'an ve Sahihi Buhari'nin dikkatle okunmasının yanında  laik, demokrat, Kemalist diye bilinen Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar,  Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve diğerlerinin takdim ve takriz yazdığı ilk defa İstanbul Hukuk Fakültesi'nin sekiz cilt olarak yayınladığı, eski İstanbul Müftüsü, eski Diyanet İşleri Başkanı Muhterem Ömer Nasuhi Bilmen'in yazdığı "Hukuku İslamiyye Ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu" isimli kitabı okumalarının faydalı olacağına inanıyorum.

(Milli Gazete)