Müslüman bir ailenin İslam'dan haberi olmadan büyüyen ama dinine toz kondurmayan, "Bizim dinimiz en güzelidir" savunmasını da yaptığı halde İslam'ın yasakladığı bir çok yanlışı yapan kadın ve erkeklerimiz vardır.

"Hoca" denildiğinde nefesi keskin bir adam olarak algılayanlar var ülkemizde.

Onlardan bir hanım, yeni tesettüre de girmiş, öğrenebildiklerini uygulamaya çalışırken bir hocayla karşılaştığında ondan ilk istediği şey, " sayın hocam, çantamı kaybettim, bulamıyorum. İçinde kaybolanı bulma duası da vardı. Siz okur musunuz? Çantam geri gelsin"

Hoca: "Eğer "Döngel duası" etkili olsaydı duanın da içinde olduğu çanta kaybolmazdı" der ve hanımın aklına yatar.

Ama bir gerçek var ki dinini gerçekten seven insanlarımız sevdiği dinin ne olduğunu bilmiyor.

Hayalinde bir din var ve o onu seviyor.

Üst düzey emekli bir bürokratımız anlatıyor: "Komşum, şehrin görüntüde en kirli adamı.

Seksen yıllık ömrünün elli senesi hapiste geçmiş. Şehadet kelimesini bilmiyor.

Bir gün kendisine "Ağabey, ömrünün son günlerindesin, cenazen bu camiye gelecek. Gel, seninle beraber birkaç defa Cuma namazına gidelim de cemaat, cenaze namazını kılarlarken gönülleri rahat olsun. Seni camide bir kaç defa görsünler" dedim.

O da bana "Beyim, Allah'ın huzuruna varacak yüzüm yok. Onun için gidemem. Ancak beni kurtarırsa bir olay kurtarır. Bundan yarım asır önce kötülüğüyle ünlü bir cezaevinde mahkum iken zalim bir gardiyan vardı. Onun kellesi görüldüğü anda hazır ol vaziyetine geçmeyenler gardiyanlar tarafından eşek sudan gelinceye kadar dövülürdü.

Zalim gardiyan bir gün koğuşa girdi biz hemen hazır ol vaziyetine geçtik.

Yeni gelen mahkumun biri, Kur'an okuyordu ve her halde zalimin zulmünü bilmediği için veya geldiğinin farkında olmadığı için ayağa kalkmadı.

Gardiyan onun yanına yaklaştı, bir tekmeyle adam bir tarafa Kur'an bir tarafa düştü.

İşte ben o anda Yaradan'a sığınıp zuladaki şişi gardiyanın ense kökünden sapladım ve anında can verdi.

Allah beni afvederse bir ona güveniyorum" der.

Buyurun, "Kelime-i şehadet" i dahi bilmeyen, Kur'an-ı Kerim okumasını da bilmeyen, ömründe alnı yere gelmeyen, camiden içeri adım atmayan bu insanlarımızın yaptığı bütün suçlar, istatistiklerde Müslümanların hanesine girer.

Besmeleyi doğru söyleyemeyen profesörümüz var.

Cenaze namazı kılarken dudağı hep kapalı duran generalimiz var.

İstiklal marşındaki;

"Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli-

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli." mısralarını ezbere okuyupta "Şehadet"in ne olduğunu bilmeyen milletvekilimiz var.

Dini dernek ve dini vakıfları yönetenler, dini hizmetlerde resmi veya resmi olmayan yollarla hizmet edenler, ne olur İmanın altı şartıyla İslam'ın beş şartını Kur'an'ın ve Sünnetin bildirdiği sağlam bilgileri akli ve nakli delillerle yüzlerce kere bıkmadan, usanmadan anlatınız.

Reklamcılar, en küçük bir malın adı ve görüntüsünün zihinlere yerleşmesi için onlarca yüzlerce kere aynı söz ve görüntüleri tekrarlıyorlar.

Tekrarlarınız yüz seksen kere olsa bile yine tekrar ediniz.

Doğduğunuz günden beri su içiyor, hava alıyorsunuz.

Bunları tekrardan bıkıyor musunuz? (Milli Gazete)