Bu ülkenin Polis Teşkilatı vardır. Ve bu teşkilatın görev ve sorumluluklarını düzenleyen yasalar da mevcuttur. Kâğıt üstünde de çok mükemmel durur bu yasalar. Özet olarak aşağıya sıralayalım bu görevleri.
1- Polisin temel görevi; ülkenin güvenliğini sağlamak, suçları önlemek ve olayları açığa kavuşturmaktır.
2- Polis Yetkileri temel amacı, kamu otoritesini ve kamunun yararını sağlamaktır. Polisler kamu yararı için çalışırlar. Kamunun yararının sağlanması ancak kamu düzeninin sağlanması ile gerçekleşir.
3-Polisin kanuni görevlerini genel asayiş, sosyal yardım, devletin yürütme gücüne yardım, önleme, olayları bastırma ve adli görevleri olmak üzere altı ana başlık altında toplamak mümkündür.
4- Polisin temel görevi olan kamu düzenin 4 ana öğesi vardır. Bu öğeler güvenlik, sağlık, esenlik ve ahlaktır.
Şimdi bu görevleri durdukları yerde bırakıp, birkaç olay hatırlayalım. Daha önce de dile getirdiğimiz olaylar bunlar.
Mustazaf-Der Adana Şubesine kimliği belirsiz kişi veya kişilerce Molotofkokteyli atıldı. Birkaç gün önce meydana gelen olay sonrası dernek binasında yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine gelen itfaiye tarafından söndürülen yangında dernek binasında küçük çapta maddi hasar oluştu. Saldırı sonrası garip olayları müşahede ettiklerini belirten dernek yetkilileri, "Basından duyduğumuz kadarıyla gerçekleştirilen bu saldırı sonrası olay yerine polis gelmiş. Daha sonra itfaiye çağrılmış ve yangın söndürülmüş. Ama ne hikmetse gece yarısı olan bu saldırı, dernek yetkililerine bildirilmemiş. Saldırıyı ta sabah olunca dernek binamıza gidince öğrendik. Bizim kanaatimize göre, saldırı sonrası polisin dernek yetkililerini araması gerekiyor. Olay yeri inceleme ekibinin gelerek saldırıda kullanılan molotoftan parmak izi alması gerekiyordu. Ama bunların hiçbiri yapılmadı. Hala molotof camımızda durmakta ama gelen ve inceleme yapan hiçbir kolluk kuvveti yok."dediler. Daha önceden de derneklerine molotoflu, taşlı ve sopalı saldırılar olduğunu ancak bunların faillerinin ortaya çıkartılamadığını belirten yetkililer, " Bu saldırının karanlık odaklar tarafından gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. Emniyetten de bu olayı aydınlatmasını ve sorumluları ortaya çıkarmasını talep ediyoruz. Ancak şu ana kadar olay yeri incelemesinin bile yapılmamış olması başlı başına bir skandal olarak görüyoruz."ifadelerini kullandı. Bilindiği gibi benzer birçok dernek, daha önce de benzer saldırılara maruz kalmış ve hiçbirinin faili bulunamamıştı. Yine bilindiği gibi Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde olay çıkartan PKK'lı grup, Mustazaf Der Yüksekova Şubesine saldırmıştı. Polisin sadece izlediği olaylarda, masum bir cana kıyılmıştı. Mustazaf Der Yüksekova Şubesine silahla saldıran PKK yandaşları, Dernek Başkan Yardımcısı Ubeydullah Durna'yı vurmuştu. Ağır yaralanan Durna, kaldırıldığı Hastane'de ruhunu rabbine teslim etmişti. Bu olay üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen, yukarıda görevleri zikredilen polis teşkilatı, olayla ilgili soruşturma bile başlatmamıştır. Birinci maddede açıklanan görev ile bu anlatılanları yan yana koyun.
Elazığ İhya Der ve aynı paralelde çalışan Adıyaman Mustazaf-der gibi derneklere kurulan komplo ve hukuksuz illegal bir yapı gibi göstermek için polis tarafından bir operasyon yapıldı. Operasyon sırasında CD ve dokümanlar derneğe bırakıldı. Yasal faaliyetler dahi suç gibi gösterilerek, kolluk-yargı paslaşması ile dernek üyeleri insafsızca, haksız yere cezalandırıldılar. İkinci maddede açıklanan görev ile bu anlatılanları yan yana koyun.
Evet, polis, kamu yararı için çalışır. Bu ülke nüfusunun %99’unun Müslüman olduğu, yani kamunun Müslüman olduğu bir ülkenin polis teşkilatının görevi, kamunun yararını sağlamak iken, her nasıl oluyorsa, kamunun dini olan İslam’a ve onun değerlerine hizmet etmeye çalışan sivil toplum kuruluşlarını baskı altında tutmak ve onlara yönelen saldırıları önlemek veya faillerini bulup yargı önüne çıkarmak yerine görmezlikten gelmek, hatta bunlara yönelik komplolar tezgahlamak, her halde demokratik hukuk devleti ile izah edilebilir bir durum değildir.
Bir de bu ülkenin yargı sistemi vardır. Bir dönem, brifinglerle hizaya getirilmiş, sözüm ona adalet tanrıçasının heykelinin (putunu) gözünün bağı açılmış, elindeki terazinin ayarıyla oynanmış, böylelikle iğfal edilmiş, ve bütün bunlar, hatta daha da ötesi yani kimden yana oldukları, ve karar verme kriterleri, elektronik ortama düşen ses kayıtları ile kamuoyuna malum olan bir yargı. İstiklal Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Özel Yetkili Mahkemeler eliyle yürütülen ve dün Seyyid Rıza hakkında “sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine” şeklinde oluşturulan geleneği, bu gün, Salih Mirzabeyoğlu hakkında, Metin Çetinbaş başkanlığındaki mahkeme heyeti eliyle 2 Nisan 2001`de; “her ne kadar bir eylemi ve eylem talimatı olduğu tespit edilememiş olsa da sanığın idamına” şeklinde bir karar ile sürdürme “asaleti” gösteren bir yargı sistemi. Mustazaf-der genel başkanı Av. Hüseyin Yılmaz beyin deyimi ile “Söz konusu olan, Müslümanlar olunca tersinden işleyen” bir hukuk sistemi. Haftalık seminer toplantıları yapmak; Kutlu Doğum etkinliği yapmak; Hz. Hüseyin ve Kerbela tiyatro gösterimi yapmak; İsrail`den izin almadan Filistinliler için gıyabi cenaze namazı kılmak; Diyarbakır`daki Kutlu Doğum Etkinliğine bir grup arkadaşıyla katılmak; Filistin`e destek mitingleri düzenlemek; Mekke`nin Fethini kutlamak; Cezaevindeki insanlara maddi yardımda bulunmak; Toplumsal bozulmayı önlemek için toplumun çeşitli alanlarına yönelik olarak komisyonlar oluşturmak. Gibi, her sivil toplum kuruluşu ve Müslüman ferdin yapması gereken tamamen yasal, hiçbir şiddet unsuru içermeyen ve izinleri alınarak yapılmış faaliyetleri suç sayarak, bunları yapan dernek yönetici ve üyelerine -ki bunlardan ikisi bayan, biri 60 yaşını geçkin bir kocakarı, bir diğeri de ortopedik özürlü bir bayan- 150 yıl hapis cezası gibi astronomik cezalar verebilen bir yargı. Yüzlerce insanı, camide Kur’an dersi verdiği için örgüt üyesi olmakla suçlayıp, onlarca sene hapis cezası ile cezalandıran ancak söz konusu olan, “iyi çocuklar” olunca, örgütün varlığını kanıtlayamayan yargı sistemi
Tabi en önemlisi de, bu ülkenin “iyi çocukları” vardır. Bir dönem, Kırmızı bültenle arandılar ama öncesinde, ceplerine kımızı pasaport kondu. Kara para aklama trafiğini yönettiler. Devlet adına, adam kaçırdılar, soygun yaptılar, gasp ettiler, öldürdüler, ülkenin başbakanı, “bu ülke için kurşunu atan da yiyen de kutsaldır” dedi. Bir dönem, bu ülkenin seçilmiş başbakanına omuz attılar, seçilmiş içişleri bakanını, yağlı kazığa oturtmakla tehdit ettiler. Bir dönem, kendi kirli ilişkilerini ortaya çıkarmak için uğraşan gazetecileri ortadan kaldırdılar, günah keçisi olarak birkaç masum müslümanı, dillere destan operasyonlarla yakalayıp, hizaya getirilmiş yargıçların huzuruna çıkardılar, ceza verdirdiler.
Devletin, devlet olma özelliğinin başında vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak iken, canını alacak konuma gelmesi sağlanmış oldu. O zaman devlet devletliğini yapamıyor ve kendini tanımladığının çok uzağına düşüyordu. Hukuk ve sosyal ve de demokratik devlet anlayışı bütün bireylerinin hukuk önünde eşit bir şekilde yer almasıdır ve can güvenliklerinin sağlanmasıdır. Şimdilerde ise, işi gücü bırakmış, sivil toplu kuruluşlarını illegalize etme uğraşısı veriyorlar. Yapılan gösterilerde, en önde yer alıyor, en radikal sloganları atıyor, işyerlerinin camlarını çerçevelerini indiriyor, molotofluyor, Şırnak’ta olduğu gibi işyerlerini bombalıyor, polis tarafından gözaltına alınıyor, aracın bir kapısından girip, diğer kapısından çıkıyor, yan sokakta yine gösteriye katılıyorlar. Bir yanlışlık sonucu yakalanıp savcının huzuruna çıksalar, bir soruşturmaya muhatap olsalar, savcının memurluk hayatını bitirebiliyorlar.
Bunlar bu devlet içinde, Ortaasya’dan beri vardılar ve devlet var oldukça da var olmaya devam edeceklerdir. Gelen her iktidar, kendi “iyi çocuk”larını oluşturur, bir dönem sonra da bunlar kontrolden çıkarak, suç makinesi haline gelirler. Sonra gelen iktidar, bunları temizlemek için uğraşır durur. Ama artık hiç kimse, bu “iyi çocuk”lara başbakandan izin alamadığı sürece dokunamayacaktır. Çünkü bunlar son yapılan yasal değişiklik ile yasal koruma altına alınmış oldular. Başbakan izin verse, işin ucu kendisine kadar uzanabileceği için, asla bu izin alınamayacağına göre, bu kirli döngü, hep sürecektir. Yani yapılan son yasal değişiklik, dokunulmaz “iyi çocuklara” özel ayrıcalıklar tanınıyor ve yargıdan bazı kişilerin kaçırılması amaçlanıyor. Bu, özellikle hukuk devleti ilkesine aykırıdır ve anayasanın kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır, kişiye özel düzenleme olması nedeniyle. Kanunsuz emri yasaklayan 137. maddeye aykırıdır. Kamu görevliliğinin sınırını çizen 128. maddeye aykırıdır. Soruşturma aracılığıyla doğrudan bir kovuşturmaya müdahale niteliği, o kovuşturmanın yapılamaması sonucunu doğurması nedeniyle de 138. maddeye açık aykırıdır. Sizin anlayacağınız, devleti, yani, boynuna balta asılan büyük putu korumak için, helvadan yapılan küçük putlar, yine yenmiş oldu. Umarım bu iyi çocuklar, kendilerine bu büyük dokunulmazlık zırhını giydirenlere, bu dokunulmazlığı fırsat bilip, bir kötülük yapmaya kalkışmazlar.
Son bir söz de, başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın, bitti dediği 28 Şubat süreci hakkında olacaktır. Ankara’dakiler belki hiç farkında olmadılar ama, Kuzey Kürdistan’da 28 Şubat süreci, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri yürürlüktedir ve bu devlet var oldukça da etkileri devam edecek gibi görünmektedir.
Selam ve dua ile
(Bangaheq)