Duymuşsunuzdur, Bülent Arınç’ın Kürdçe’nin  “medeniyet dili”  olmadığına dair söylemini…

Yanlış yaptığını anlamış ya da gerçekten öyle bir şey kastetmediğine inanıyor olacak ki “ben aslında öyle bir tabir kullanmadım, tasdik değil soruydu, sadece” diyerek düzeltme ihtiyacı hissetti.

Hoş, “tasdik” değil “soru” dahi olsa bilinçaltında bir arıza olduğunu gösterir ya, biz yine de görmezden gelelim…

Peki,  “anayasaya göre Kürdçe eğitim yasak” veya “Kürdçe eğitim için yeterli değil” ifadelerini nereye oturtacağız?

Daha ne kadar bu tür ipe sapa gelmez ifadelerle uğraşacağız, bilemiyorum…

Daha önce yok sayıyordular. Bilinmesin diye, tümden ortadan kalksın diye,  “Kürd”, “Kürdçe” ve “Kürdistan” kelimelerini dahi kullanmıyordular, kullandırtmıyordular.

Ardından, Kart-Kurt hikayeleri ile işi idare etmeye çalıştılar. “Kürdçe”  diye bilinen bir dilin olmadığı, bunun Türkçenin bir şivesi olduğunu sıklıkla dile getirdiler.

Şimdiler de ise, bu yalanı daha fazla sürdürebileceklerine inanmadıklarından olsa gerek Kürdçe’nin varlığını kabul ediyorlar.

Ancak bu zoraki kabulleniş ile birlikte diyorlar ki, “bu dil yani Kürdçe yetersiz, ilkel, eğitim yapılamaz.” Belli ki bu söylem de önceki söylemler gibi bilindik o asimilasyoncu zihniyetin devamı, sıkıştıkça “kırıntılar”la işi idare etmeye çalışıyorlar. Bakalım yarın ne diyecekler…

Üzücü olan bu iddiaların dile getirilmesi değil, nasılsa alıştık, bunun inançlı ve ehli vicdan olduğuna inandığımız kişiler tarafından dile getirilmesi. İtiraz noktamız da burası, zaten.

Unutmayalım ki yüzyıllardır medreselerde eğitim Kürdçe yapılıyor, 19. Yüzyıldan Cumhuriyetin ilk dönemlerine dek Kürdçe gazete, dergi ve kitaplar yayınlanıyordu.  “Yetersiz bir dil” ile bunların yapılabilmesi mümkün olabilir miydi?

Şu anda da, Federal Kürdistan Bölgesi’nde ana okullardan üniversiteye kadar, üniversite de dahil olmak üzere her alanda Kürdçe eğitim yapılıyor. Televizyonlar, radyolar gece gündüz yayın yapıyor.

Yine Kürdçe yazılmış yüzlerce yıllık eserler bulunuyor. Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî  ya da Şêx Ahmedê Xanê’ yi bilmem bir kere daha hatırlatmaya gerek var mı, ya da çağdaş bir çok yazar ve şairi…

Hala da ispatlar, delillerle mi uğraşalım? Yetmiyor mu, bu aşağılamalar, hakaretler, hor görmeler, yok saymalar..?

Hem hangi kıstas ve ölçülere göre belirliyorlar? Kürdçe’ye ne kadar vakıflar ki böyle bir tespitte bulunabilme hakkını kendilerinde görüyorlar?  Bugüne kadar kendi anadili dışında hiçbir dil öğrenememiş kimselerin  “ TRT Şeş bi xêr be” ya da  “Xweda ji we razi be” dışında tek kelime bilmedikleri, hiçbir bilgi sahibi olmadıkları bir dil hakkında nasıl oluyor da “zengin bir dil değil, eğitim yapılması imkânsız” gibi bir yargıda bulunabilir. Anlamak mümkün değil… 

Her iki dile de az çok vakıf biri olarak diyorum ki, Kürdçe yeterince zengin hatta Türkçe’den çok daha yeterli ve zengin bir dildir. Edebiyata, müziğe çok daha yatkın…  Hatta bugün piyasadaki birçok halk müziği de zamanında Kürdçe’den Türkçeye uyarlanmıştır.

Bunu söylerken Kürdçe’nin kutsal bir dil olduğu, yeryüzünde tek dil olduğu, dünyanın tüm dillerinin ondan türediği gibi bir iddia peşinde de değiliz… Aksi halde aynı hataya düşmüş oluruz. Bütün diller Allah’ın ayetlerindendir ve ne olursa olsun hürmete layıktır. Bunu yok saymak ya da bu hakkın kullanılmasına engel olmak hem insani değil, hem de İslami…

Velev ki; Kürdçe, eğitim için yeterli olmasın. Belki bu insanlar bu dil ile eğitim almak istiyorlar. Kendi problemleri… Size düşen bunun yolunu açmak. Çok iyiler ya, hep Kürdleri düşünürler ya, yetersiz bir dil ile Kürdlerin eğitim almalarını istemiyorlar ki Kürdler “geri” kalmasınlar.

Hem 80-90 senedir Kürtçe’yi yasaklayacaksın, yok sayacaksın, eğitimde, kamusal alanda ve tüm resmi kurumlarda “öcü” muamelesi yapacaksın, konuşanları küçümseyecek veya cezalandıracaksın, sistematik bir şekilde yok etmeye çalışacaksın, bunun yanı sıra neredeyse olmayan bir dili 80-90 senedir eğitimde ve tüm resmi kurumlarda zorla dayatacaksın, o dilin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesi için her tür çabayı göstereceksin, “öz Türkçe” adı altında saçma sapan işlere imza atacaksın, sonra çıkıp diyeceksin ki, “Kürdçe yeterli değildir, eğitim dili olamaz.” Ayıp! İnsaf!

Bu durum ringe çıkacak iki dövüşçüden birini günlerce aç susuz bırakarak, her gün dayaktan geçirmek suretiyle kolunu kanadını kırdıktan sonra, ötekini ise en kuvvet verici besinlerle besleyerek antrenmanlı bir şekilde dövüştürmeye benzer.

Kürd dilinin kullanılmasına anayasada engel var ise kendilerine düşen “buna rıza gösterin” demek yerine bu yasağı kaldırmaktır. Tanınan kimi haklar için de daha önce anayasa da engeller vardı ve bu yasakların birçoğu kendi elleriyle kaldırıldı. Yasaların arkasına sığınarak bir dilin önüne engeller konulamaz.

Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerde yaşayan Türklerin anadillerinde eğitim yapması için çaba gösteriyorlar ve gerektiğinde o ülkeleri asimilasyon yapmakla suçluyorlar. 

Hani, “Kürdlerin bütün haklarını vereceğiz” diyordunuz. Ne değişti iki günde? Dillerinin önüne engeller koyarak ya da yetersiz görerek mi tüm haklarını vereceksiniz?

Türkçe Olimpiyatları’nda küçük bir çocuğun Türkçe konuşması, şarkı söylemesi sizin için ne ifade ediyorsa, Kürd çocuklarının da Kürdçe konuşması ve eğitim görmesi de Kürdler için onu ifade ediyor. 

Hani, Mavi Marmara olayında “Hocaefendi ne diyorsa doğrudur.” diyordunuz? Hocaefendiniz de Kürdçe eğitime yeşil ışık yaktı.  Yoksa bu konuda doğru söylemiyor mu?

Senelerdir böyle yaparak Kürtlerin bir bölümünü kaybettiniz. Tüm uğraşlarınıza rağmen hala “bir umut” diye bağırlarına adeta taş basanları, her türlü istismara rağmen İslam Kardeşliğini savunanları da bu gidişle kaybedeceksiniz. Haberiniz ola…

(Hürseda Haber)