Belli ki, iki necisin arasından süzülen bembeyaz tertemiz bir süt misali olan Mustazaf-Der birilerini fena ürkütmüş. Hem içeride, hem dışarıda…
İki necis habire uğraşıyor, biri kırarak dökerek; öteki kapatarak, cezalar yağdırarak; boğazlara serinlik ve rahatlık veren sütün varlığına gösterilen tahammülsüzlüğün örneklerini sergiliyor.
Kaç yıldan beridir yapılan fiziki ve psikolojik saldırılar netice vermemiş olacak ki, bu sefer de yargı hilesini devreye soktular.
Hem, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010 yılında vermiş olduğu kapatma kararı hem de Yargıtay’ın şu günlerde bu kararı onayarak Mustazaf-Der’in kapatılmasına dair hükmünün “Muhammedî iklim” dönemine denk gelmesi manidar. Ve aynı zamanda açık bir mesaj niteliği taşıyor.
Gerekçe? Hizbullah’ın amacı doğrultusunda faaliyet…
Neler yapmış Mustazaf-Der? İşlenen suçlar neler!
Mağdur, muhtaç ve kimsesizlere yardım yapmak, küskünlerin ve kan davalıların arasındaki ihtilafları çözmeye çalışmak , eğitim ve bilgilendirme seminerleri düzenlemek, Üniversiteye hazırlık kursları açarak öğrencilere yardım etmek, özellikle çocuklara Kur’an-ı Kerim’i öğretmek, başörtüsü yasağına karşı protesto gösterileri düzenlemek, Peygambere ve Kur’an’a yapılan hakaret ve çirkin saldırıları tel’in mitingleri düzenlemek, Şeyh Said ve arkadaşlarına iade-i itibar kampanyası düzenlemek, Filistin’e destek mitingleri düzenlemek ve en önemlisi de milyonları sokağa dökerek Kutlu Doğum yani Mewlid etkinlikleri düzenlemek…
Peki, Hizbullah’ın amacı doğrultusunda yapılıyor olsa dahi, bu yapılan etkinlik ve faaliyetlerde bir suç unsuru var mı? Hayır…
Yapılan tüm saldırılara, oynanmak istenen oyunlara, düzenlenen komplolara ve şiddet sarmalının içine çekme gayretlerine rağmen; Mustazaf-Der üye ve gönüllülerinin içinde yer aldığı şiddet eylemleri var mı? Hayır…
Şiddete teşvik var mı? Hayır…
Yönlendirme var mı? Hayır…
Velev ki, yapılan faaliyetler Hizbullah’ın amacı doğrultusunda olsa dahi bu tür faaliyetlerin toplumsal barışa ne tür olumsuz etkileri olabilir ki? Böyle bir Hizbullah’ın varlığından kim, neden ve hangi gerekçe ile rahatsız olabilir?
Bir yandan eli silahlı adamları dağdan indirmek adına yapılan her türlü şaklabanlık; öte yandan yüzbinleri, milyonları meydana dökerken bir insanın burnunun dahi kanamadığı, bir dükkanın camının kırılmadığı, molotofların atılmadığı etkinlikleri düzenleyenleri farklı mecralara sürükleme gayretleri.
Bir yandan illegal faaliyetler yürüten kesimlere “legalleşin, şeffaf olun” çağrıları, öte yandan hiçbir suça bulaşmamış İslami STK’lara reva görülen hukuksuzluklar? Bunun neresinde samimiyet ve adalet var.
“Madem ne yapsak suç oluyor” o halde “derneklerin canı cehenneme” diyerek farklı bir yöntem denemeye kalkışanlar çıkarsa bunun sorumlusu kim olur acaba? Hani şiddete bulaşmayan her düşünce serbest olacaktı. Hani 28 Şubat’ın izleri siliniyordu. Yeni anayasada her renk rahatlıkla kendini ifade edebilecekti.
Komünist, faşist ve laike tanınan haklar dindar kesime tanınmıyor... Yapılan düzenlemelerden, dağıtılan adaletten özellikle muaf tutulmaya çalışılıyor. Söz konusu dindarlar oldu mu, hukuk, insanlık, adalet ve eşitlik geçerliliğini yitiriyor.
Olsun pes etmek yok. Bu inanç ve kararlılık olduğu sürece Mustazaf-Der misyonu, halktan aldığı çok daha büyük bir teveccüh ve kararlılık ile yoluna devam edecektir.
(Hürseda Haber)