Âlemlerin Rabbi olan Allah a hamd olsun. Mücahidlerin önderi, muttakilerin lideri, nurlu müminlerin kumandanı Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e O’nun aline, ashabına ve kıyamete kadar tevhid düzeni uğrunda tağuti ve şeytani hakimiyet güçlerine karşı kıyam eden/edecek olan muvahidlere selam olsun.
 
Değerli Dostlar… Bir önceki yazımızda Hz. Nuh (a.s) ile beraber Allah’ın ve Resulünün hak olduğuna inanan insanların kurtulduğuna inanmayanlarında helaka sürüklendiklerini yazmıştık. Yani yeryüzünde tek bir imansız dahi kalmamıştı ama imtihanın ve sünnetullahın bir gereği bu imanlı insanlardan imansız nesillerde türemeli ki tevhid mücadelesi kıyamete kadar sürsün. Sürsün ki hak ile batıl ak ile kara belli olsun.
 
Öylede oldu da. Yeryüzünde yeni bir millet göründü. Adı Ad’dı tufanda kurtulanlar soyundandı. Yurtlarıda Ahkaf’dı. Ahkaf Yemen ile Umman arasında bir topraktı. Evleri kat kat idi. Muhteşem sarayları, oğulları, malları, davarları vardı. Etrafı bağlar-bahçeler sarmıştı öyle ki bu şehre cenneti andırdığı için İrem adı verilmişti. Allah-u Teâlâ’nın bunca nimeti karşısında bu millet büyüklendikçe büyüklendi, büyük kim bilemediler, Allahın kendilerinden büyük olduğunu unutmuşlardı.
 
Büyüklük taslamak, hakkı inkâr etmekti, putları ilah bilmekti, şeytani bir illetti.  Ad milleti de bu cinsten bir milletti. Böylesi bir millete de Allah elbette bir uyarıcı gönderecekti. Çünkü biz bilmiyorduk kimse bunları bize söylemedi dememeleri için Allah-u Teâlâ içlerinden birini bu milleti uyarmaları için gönderdi. O muvahhid Peygamberin ismi Hz. Hud’tu. Milletine ilk kez şöyle seslendi, ‘‘Ey milletim! Allah’a itaat edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur.’’
 
Muhakkak ki, bu iki cümleyi bütün resuller kavimlerine söylemişlerdir. Bu konuda Mehmet Göktaş Hoca, ‘‘Gençlerle Tevhid Dersleri’’ adlı kitabında şöyle demiştir. isabetli bir görüş olduğu için belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
 
‘‘Bu iki cümleyi tekrarlamayan hiçbir Resul yoktur. Şimdi iyi düşünelim kavimlerinden peygamberlere şu şekilde iftira eden hiç olmamıştır. Kimdir bu senin Allah dediğin? Biz böyle bir ismi, bu sıfat ve özelliklere sahip birisini biz ilk defa senden duyuyoruz. Demek bizi yaratan bu senin Allah dediğin öylemi? Şu yerleri ve gökleri Allah dediğin yarattı ha! Diyen olmamıştır. Evet, hiçbir toplum bu şekilde itiraz etmemiştir. Çünkü hiç birisinin de Allah Teâlâ’nın varlığından ve birliğinden şüpheleri yoktu.’’
 
Evet, hocamızın da dediği gibi; günümüzde de öyle bakmayın siz bazı beyinsizlerin kalkıp ‘biz Allahın varlığına ve birliğine inanmıyoruz’ demlerine. Onlar belki dilleri ile söylerler ama içten bunun böyle olmadığını gayet iyi biliyorlar. Ama bazı kesimlere (!) şirin görünmek için bakın bende sizlerdenim görüntüsü vermek için böyle bir beyinsizlik yapıyorlar.
 
Evet, Hz. Hud (a.s) milletini uyarmaya devam etti, tıpkı kendinden önceki peygamberler gibi. O’da şunu tekrar etti, ‘‘Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni Yaratan’a aittir. Akletmez misiniz?’’ Buna karşılık milletinin inkârcı ileri gelenleri, ‘‘Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz dediler.’’
 
Peygamber Allahın elçisiydi, O2na beyinsiz demek; şaşkınlık ve çılgınlıkta zirveydi adeta. Hz. Hud (a.s) o beyinsizlere şöyle cevap verdi, ‘‘Ey milletim! Ben beyinsiz değilim. Alemlerin Rabbinin peygamberiyim. Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.’’ Beyinsizlik ve yalancılık ithamına karşı Hz. Hud Allah’ın elçisi olduğunu ve gayesini açıklayarak cevap verdi. İthama uğramak onun için önemli değildi. Aziz davası önemliydi, O’da önemli olanı seçti.
 
Milletin beyinsiz takımı Hz. Hud ve aziz davasını anlamadılar yâda anlayamadılar. ‘‘Bir kısım tanrılarımız seni çarpmıştır, demekten başka bir sözümüz yoktur’’ dediler. Tanrı dedikleri putlarıydı, putları yapan insanlardı. Putların gücü mü vardı? Hepsi bir araya gelse bir sinek dahi yaratamazlar, bırakın yaratmayı üzerlerine konan sineği bile kovamazlardı. Ama bu şaşkınlar bunu kavrayacak nitelikte değillerdi. Bu boş ve anlamsız sözlere karşı Hz. Hud’un cevabı böyleydi. ‘‘İşte ben Allah’ı şahid tutuyorum. Siz de şahid olun ki ben Allah’tan başka ona koştuğunuz ortakların hiç birisini tanımıyorum, onlardan uzağım.’’ Hz.Hud’un gayreti Allah adına hidayetleri için onların direnişleri ise putlar namına sapkınlık içindi ve iş azabı istemelerine kadar vardı. ‘‘Bize bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin şeyi başımıza getir.’’
 
‘‘Biz, Azaba uğratılacakta değiliz.’’ Hz. Nuh’un oğlunun dağa bakıp ‘bu dağ boğulmaktan beni kurtarır’ demesine eş olarak bunlarda sosyal, iktisadi, siyasi üstünlüklerine güvenerek azabın kendilerine ulaşamayacağını söyleyip durdular. Buna karşılık Hz. Hud’un cevabı şöyle oldu, ‘‘Hiç şüphesiz Rabbinizin azabını ve gazabını hak ettiniz. Allah’ın hiçbir delil indirmediği ve isimlerini kendinizin ve atalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz. Bekleyin! Doğrusu bende bekleyenlerdenim.’’
 
Bu seferki yazımıza da burada nokta koyup, bir dahaki yazımızda nasıl helak olduklarını yazacağız inşallah…
 
 SELAM GÜNÜMÜZDE TIPKI MUVAHHİD PEYGAMBERLER GİBİ TEVHİDİ KENDİNE ŞİAR EDİNMİŞ, TAĞUTTAN GELEN HER TÜRLÜ ENGELLEMEYE ALDIRMADAN, MÜCADELESİNE DEVAM EDEN, BU UĞURDA CANINI,  MALINI, MAKAMINI YİTİREN, ZİNDANLARA DÜŞEN, SÜRGÜNLERE GİDEN MUVAHHİDLERE OLSUN
 
yuksekovaajans.com