Başbakan, lafı eğip bükmeden söyledi. “Bir yerde konuştuğumu inkar etmem. Ne yapıyorsak inanarak yaparız, ne söylüyorsak da arkasında durarak söyleriz.” dedi.

Böylece, onun sözlerini tevil etmeye çalışanlara, oradan kalkıp başkalarını dövmeye yeltenenlere de önemli bir ders verdi.

Burada, defalarca yazdığım bir konuyu yeniden hatırlatmakta fayda görüyorum. Kanaati acizanem odur ki, 90 yıllık ülkemizin bütün problemlerinin temelinde devletin vatandaşlarına kimlik dayatıp, özel hayatlarını belirleme isteği yatıyor. Devlet behemahal kişilerin kimliklerinden ve özel hayatlarından uzaklaştırılmalıdır. Bunun kesin olarak çözümü, 12 Haziran seçimleri öncesinde ısrarla dillendirilen adımın hayata geçirilmesidir. O da; bireysel özgürlüklerin ve kimliklerin mutlak güvence altına alınacağı yeni bir anayasanın yapılması gerekliliğidir.

11 yıllık AK Parti iktidarında, kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmedi, kimse bir şeylere zorlanmadı. Dil olarak bazı hatalar yapıldı belki, ancak fiilen kimseye bir şey dayatıldığını, kimsenin bir şeye zorladığını iddia etmek için insafsız olmak gerekir. Belki bazı meseleler ince politikalarla daha tartışmasız halledilebilirdi.

Mesela içkiyle ilgili düzenleme son derece çağdaştı. Hatta ilk önce CHP’li Selami Öztürk’ün başkanlığındaki Kadıköy Belediyesi bu düzenlemeyi yaptı. Bu konu anlatılırken, uygulamanın bütün Batı dünyasında var olduğu, gelişmiş ülkelerde 21 yaşın altındakilere içki hatta sigaranın dahi satılmadığı dillendirilseydi, yaşam tarzına müdahale edilecek tezviratı yapanların elinden, konuşacakları malzeme alınmış olurdu, diye düşünüyorum.

Neyse biz başka bir şeyi tartışıyoruz. Burada ince bir çizgi var; devletin hayat tarzına müdahale etmesi başka bir şey, muhafazakar bir partinin sosyal politikalarında muhafazakar bir çizgi benimsemesi başka bir şey. Kimse AK Parti’nin aileyi ilgilendiren, gençliği ilgilendiren konularda muhafazakar bir çizgide olmasını eleştiremez. Çünkü parti seçimlere girmeden önce bunu açıklamış, deklare etmiş, kendini böyle tanımlamıştır. Bu nedenle Başbakan’ın, “Biz kızların erkeklerin devletin yurtlarında karışık kalmasına müsaade etmedik, etmiyoruz. Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyaca cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbarî bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar. Bundan niye rahatsız olunuyor.’’ cümlesi partinin dünya görüşüyle bağdaşan, özel hayata müdahale olarak da asla yorumlanamayacak ifadelerdir. Başbakan’ın bu cümleleri kendi politik çizgisiyle, seçmene söyleyip de seçmenin benimsediği siyasi çizgiyle gayet uyumludur. Kimse bunu özel hayata müdahale olarak yorumlayamaz. Devlet erkini elinde bulunduran, seçimle gelmiş hükümetlerin buraları kendi siyasi politikalarına göre yönetmelerinden daha doğal ne olabilir?

Bu konuda Başbakan’ın sözlerini haklı, kendi içinde tutarlı buluyorum ve özel hayata müdahale olarak da asla değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Başbakan’ın dediği gibi, politik görüşü ne olursa olsun Türkiye’deki anne babaların kahir ekseriyetinin bu durumdan büyük rahatsızlık duyduğuna da inanıyorum. Dolayısıyla izlenen politika AK Parti’nin kendi çizgisiyle örtüşüyor.

Başbakan’ı bu konuda böylesine net bir tavır sergilediği için tebrik etmek, bu vesileyle Zaman Gazetesi’ni dövmeye kalkıp fitne üretmek isteyen bir ekibi de insafa çağırmak gerekir. (Zaman)