Ümmet-i Muhammed’e bir ateş düşmüş yakıyor!

Dört cihetten, içeriden ve dışarıdan…

Ey brê!

Topraklarımız kan kızılı şimdi.

Yüreğimiz prangalı…

İslam coğrafyalarında akan nehirler kandan müteşekkil şimdi.

Tutuşturulmuş alevlere bürüdüler bedenimizi.

Aklımızı çaldılar, yüreğimizdeki fırtınaları dindirdiler sonra.

Oysa;

Kor ateştendi gömleğimiz,

Kor ateşti avucumuza aldığımız,

Âleme şahittik! Geçici bir misafir idik bu âlemde!

Bir ağacın altında konaklanıp dinlenecektik bir lahza!

Sonra yürüyecektik, uzanacaktık geçicilikten, kalıcılığa.

Farkındaydık. Aklımız başımızdaydı.

Bu âleme şahit olmak için geldik hani!

Ve şahittik…

Şimdi,

Söyler misin bu âleme sahiplenme de neyin nesi?

Nerden ithal edildiği malum olan bu hayat tarzı senin değildi!

Şahit değil, sahip olmaya çalışman;

Arakan’ı diri diri yakıyor,

Patani’yi vahşilerin eline terkediyor.

Filistin’i, Keşmir’i, Bosna’yı unutturuyor.

Şimdi;

Ey Mücahide!

Ve sen ey Mücahidim!

Eline alıp dökeceğin bir kova suyun var olsun!

Kovan Kur’an, suyun hikmet sözleri olsun.

Ve Akif ile;

El açtık sana Ey Rabbimiz!

Kor ateşten giydiğimiz iman gömleğiyle!

Ve uçup gitmesin diye sımsıkı avuçladığımız kor ateşten imanımız ile;

Sana iltica ediyoruz ve sana yalvarıyoruz!

Yüreğimiz ferman dinlemiyor.

Yine bir yiğid Gazze sokaklarında eller üstünde,

Tekbirler eşliğinde toprağa verilmeye hazırlanıyor.

Diri diri yakılıyoruz, Asya’da,

Türkiye’de Peygamberini asra taşımak isteyenler darp ediliyor.

Halimiz Sana beyandır İlahi!

Bunlar ve bunlardan çoğu musallat bize.

İlahi!

‘’Yok mu bu gecenin bir sabahı?’’

‘’Yok mu bu kışın bir baharı!’’

Uzayan bu zulümden bitap düştük, acı kesildik,

Kan olduk, zulüm olduk…

(Mehmet ÖZ)