Vahyin penceresinden analiz etmeye çalıştığımız darbeci zihniyetin nasıl bir karaktere sahip olduklarını, darbe yapmaya sebep olan asıl kimliğini anlamak için koyulduğumuz yolda yürümeye devam ediyoruz!

Bir önceki yazımızda darbecilerin;

'Fasık' 'inkarcı' 'gafil' 'yalancı' ve hakikatin üstünü örten kişiler olduğunu konu edinmiştik! Şimdi de daha ne gibi karakteristik özellikleri olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışarak devam ediyoruz!

Darbecilerin tüm bu Kur'anî kavramlardan sonra; 'zanna uyan' kişiler olduğunu söyleyebiliriz.

O darbeciler ki; 'çoğu zanna uyar.' (Yunus–36)

Sağlam hiç bir dayanakları yoktur. Oluşturmaya çalıştıkları hezimetlerin tamamının perde arkasında, kötü emellerinin bir bedel gerektiği kanaatine sahip olduklarından dolayı mevcut iyilikleri kaldırmayı isterler. Bunu yapmak için tüm kozlarını paylaşacak kadar gözü dönmüş kimselerdir darbeci zihniyet. Kendi üzerine oluşturduğu korku psikolojisi onu darbe yapmaya sevk eder. Ve sonuçta katliam yapmaktan geri durmaz.

O darbeciler ki; 'çoğu nankördürler.' (Furkan–50)

Darbeci zihniyetin bir bariz özelliği de, nankör olmalarıdır. Kötülük yapmakta usta oldukları gibi, iyilikleri, kadir-kıymet görmekte de o kadar da zavallıdırlar. Mısır'da yaşanan darbe ile bunu tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz. Haindirler. Arkadan vurma fırsatını kollarlar. Dillendirdiği inanç kavramıyla, dost edindikleri birbirine paraleldir. İslam'ı benimsemiş gibi görünür, ama İsrail'i dost edinecek kadar nankör ahmaklardır.

O darbeciler ki; 'çoğu şükretmez.' (Bakara–243)

Şükür teşekkür anlamındadır. Nimete, kendilerine verilen bir nimete mukabildir şükür/teşekkür. Ederler belki şükrü ama şeytana, ama kendileri gibi necis olanlara. Nimet verene değil, nimeti zehirleyip o şekilde takdim edenlere teşekkür. İz'an'ı yok, olmadığı için bunları ayırt edecek zihin dünyası da karmaşık. Önce oyuna gelir. Oyuna geldiğinde, kendine verilen nimeti pisleyip öyle verdiklerini anlayınca da birbirilerinden şekva ederler. Tıpkı Ahiretin hesap yansıması gibi; 'sen böyle yaptın' ‘sen beni zehirledin' diye şekva eder. Ama muhatabından aldığı cevap 'zorla yedirmedim ya sana' bir kontrol edip öyle yeseydin de, şişip gebermeyeydin... Kadir bilmeyenlerin kadri bilinmez. Nankör olanlara, nimete kör olanlara cehennem manzarası kâfi gelecektir.

O darbeciler ki; 'çoğu iman etmez.' (Bakara–100)

Onların inançlı olmalarını söylemekten ziyade onların hallerinin 'bir afazi hastalığını çağrıştırdığını söylemek daha doğru olacaktır. Zira içinde bulundukları halipürmellaleri kötülükten müteşekkil olduğundan dolayı 'iman etmiş' gibi hisseder ama kötülükte öyle şartlanmış ki, iman etmediğinin farkında olamayacak kadar bir ruh hastasına dönüşmüş, uzuvları olsa da, yok hükmündedir. Zira darbeci zihniyete sahip olanlara anlatırsın anlamaz/sağırdır, gösterirsin görmez/kördür, ses verirsin işitmez/sağırdır, anlaması için izah edersin anlamaz/akletmez/ kalbi mühürlenmiştir. 'Ey iman edenler! iman edin!' ayetini şimdi daha anlıyoruz değil mi?

O darbeciler ki; 'çoğu haktan hoşlanmaz.' (Zuhruf-78)

Onlar darbecilerdir. Hak ve hakikatin ortadan kalkması için canları dişlerindedir. Hakkın olduğu yerde 'yalandan, fitneden ve kandan saraylar inşa edemezler. İşte sadece bunun farkındadırlar. Yalan saraylarını inşa etmek için hakkı ve doğruları sevmezler. Musa'nın olduğu yerde Firavun'un yapacağı tüm piramitler elbette tehlikededir. Piramitlerin selameti için ve piramitler üzerinden insanlara ilahlık taslamak için Mısır'da Firavun, Musa'dan bahis açılınca “tüm çocukları öldürün” emrini verir. Anlayabiliyor muyuz şimdi Mısır'da, Suriye'de sivil insan katliamlarını? Katliamlarında çocuk, kadın demen toplu kıyımları nereden zuhur etiğini... Bu eylemleriyle darbeci mantığın bir Firavun mantığı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Firavun da haktan, Musa'dan hoşlanmazdı, darbeciler de...

Son olarak yazımız inşallah devam edecek. Yazının sonunda Hüda-Par Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mehmet Yavuz'un 'dertli akif konuşsun;' deyip yazılarına taşıdıkları Akif'in şiiriyle sonlandıralım.

“Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

(Mehmet ÖZ)