Kalplere dokunan bir kalemim olsa...
Yüreğimin sessizliğini, ızdıraplarını anlatsa...
Yüce İslam’a adasam ve şöyle nida etsem:
“Yaz kalemim;
güllerin ve dikenlerin savaşını yaz.
Küfür ve hakkın arasına kopan fırtınaları,
direnen kahramanları diz kalemim satırlar arasına.
Yaz kalemim;
asrın yangınını yaz.
Kaplerdeki imanı söndürmeye çalışanları,
maneviyatımızı yok etmek istercesine yükselen alevleri yaz.
Ve sen kalemim,
gece yarılarında ellerini semaya açmış seccadesini gözyaşlarıyla sulayanlardan,
derdine derman olamadıklamızdan,
mahkûm ailelerinin çektikleri sıkıntılardan da haber ver, olur mu?
Yaz ki bağrı yanıklara ilaç olabilsin,
evladı yanan anneler gibi telaşlansın insanlar, kelepçeler kırılsın.
Yaz kalemim!
Sen yazarken, yıldızlar yağsın üzerine…
“Benim ashabım gökte parlayan yıldızlar gibidir” diyen Nebi’nin nuruyla yaz.
O nur sarsın dört bir yanımızı,
okuyanların kararmış kalpleri aydınlatsın.
Hayatımızı aydınlatsın, gülistana çevirsin her yanımızı.
Bir rüyayı yaz kalemim, yitirilmiş cennetin taliplerini…
Yağız atlı süvarileri…
Bir de, bir de kalemim salihleri yaz, olur mu?
Sevdamın destanını,
yüreklerin haykırışını,
sevdamı ve sevdama sevdalananları,
fedakârları,
cefakârları,
mazlum ve garipleri de unutma.
Her yere ve her şeye yaz kalemim:
Baharın güzelliklerini,
nankör olmamıza rağmen Rabbimizin lütuflarını,
şükürsüzlüğümüzü,
ıslah olmayan isteklerimizi,
bitmeyen nefisperesliğimizi yaz.
Belki bir gün gelir;
bakarsın yazmaya bile gerek kalmadan her şey çözülüverir.
Ama sen, dostum;
kalemim ne olursa olsun paylaşmayı unutma…
Ben hep buradayım.
DoğruHaber Gazetesi