İslam şehirleri içinde ayrı bir yeri vardır Diyarbakır’ın. Hz. Ömer (ra) zamanında İslam’ın bayrağı altına giren Diyarbakır, İslam tarihi içinde büyük roller üstlenmiş, İslam medeniyetinin şekillenmesinde önemli katkılar sunmuştur. Diyarbakır aynı zamanda peygamberler ve sahabeler şehridir. Bu özelliği manevi çehresine ağırlık katmakta ve ruhunu muhkem hale getirmektedir.
Kur’an’ı Kerim’de isimleri gecen Hz. Zülkifl Aleyhisselam ve Hz. Elyasa Aleyhisselam gibi iki peygamberin defnedildiği nadide İslam şehirlerinden biridir. Ayrıca Diyarbakır’ı fetheden İslam ordusunun içinde yer alıp şehid düşen birçok sahabe bu güzide şehrimizde metfun bulunmaktadır. Sadece 27 şehidin kabri Hz. Süleyman Camiindedir.
Diyarbakır, 27 Mayıs 638’de İyaz bin Ganem komutasındaki İslam ordusu tarafından fethedildi. Şehrin fethi sırasında orduda bulunan sahabelerden 40 tanesi şehid oldu. 27 şehid Hz. Süleyman Camiinde bulunurken, kalan 13 şehidin şehrin başka yerlerinde defnedildiği bildirilmektedir. Diyarbakır’ı ziyaret eden Mevlana Halid-i Bağdadi Farsça divanında Diyarbakır’da çok sayıda şehidin bulunduğunu şu ifadelerle dile getirmektedir, “Şuhedadan ayak basacak yer bulamadım” Kimi kaynaklar, Diyarbakır’ın fethinden sonra İslam ordusunun çevrede gazalara girdiğini, neticede 500 civarında sahabenin şehid olduğunu, naaşlarının Diyarbakır çevresinde olduğunu bildirirler.
Diyarbakır, Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra İslam aleminin dördüncü önemli ve mukaddes şehri olma unvanına sahiptir. Son yıllarda kimi zaman ortaya koyduğu mükemmel performansıyla İslam’ın önemli şehirleri arasında bulunduğunu defalarca kanıtlamıştır.
Şeyh Said Hazretleri zamanında kıyam şehri haline gelen Diyarbakır, uzunca yıllar Kemalist rejim tarafından cezalandırıldı. İslami kimliğinden soyutlandırmaya çalışılan, 90 yıllık tarih içerisinde inkâr, ilhad ve dinsizliğin değişik türevlerinin dayatıldığı bu mümtaz şehrimiz, İslami ruhundan arındırıp ölü şehirler kabristanına konulmak isteniyordu. Bu yetmiyormuş gibi son 30 yılda Kemalist dalgayı takviye eden Marksist dalgayla yeni bir dinsizlik akımı başlatıp Diyarbakır’ı öldürmeye ve bir daha asla kimliğine dönmeyecek şekilde İslam’dan uzaklaştırmaya çalıştılar. Son otuz yıllık dalga, 90 yıllık dalgadan arta kalanları yok etmeyi tasarladığından, bundan böyle İslam şehrinden eser kalmayacağı hesaplanıyordu. Çünkü matematiksel ve sosyolojik hesaplara göre bundan böyle toplum vicdanında İslam’ın yerinin kalmaması gerekiyordu. Zira Diyarbakır’ın kimi bozguncu etkinliklerde rol alması bunu bir ölçüde doğruluyordu.
İslam’ın bu önemli merkezinin varlığını yitirmesi İslam medeniyetinin temel dayanaklarından birinin yıkılması anlamına geliyordu. Böylesi bir gelişme Müslümanlar için büyük bir kayıptı. Bu durum, İslam şehrinin ruhunu yitirmesi yani ölümüydü. İspanya’da Gırnata ve Kurtuba’nın başına getirilenler Diyarbakır’ın başına getirilmeye ve bir daha asla özüne dönüşünün mümkün olmadığı bir ortam oluşturmaya çalışılıyordu. Bunun hesabını yeterince yapamazsak da Diyarbakır’ın ruhunu öldürmeye çalışanlar bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı.
İslam’ın bu önemli şehrinin öldüğüyle ilgili coşkuya kapılanlar, Diyarbakır’ın kahraman evlatlarının beklenmeyen çıkışı karşısında şaşırdılar. Zira İslam’ın değerleri söz konusu olunca büyük küçük meydanlara dökülen Diyarbakır halkı nereye ait olduğunu yedi cihana haykırıyordu. 2007 yılında Kur’an’a yapılan hakaretleri telin mitingiyle başlayan ve bu tarihten sonra her yıl gerçekleştirilen Kutlu Doğum etkinliklerinde büyük küçük, yaşlı genç, kadın erkek yediden yetmişe bütün Diyarbakır halkının meydanlara döküldüğü milyonluk katılımla tarihe, insanlığa ve özellikle de Diyarbakır’ı İslami kimliğinden koparmaya çalışanlara gerekli cevabı verdiler. Kutlu doğumlarla birlikte ruhunu yeniden keşfediyordu Diyarbakır. Bu büyük ve anlamlı adımla Diyarbakır’ın İslam’ın önemli şehirlerinden biri olduğu bütün insanlığa duyuruluyordu.
Bu bir başlangıçtı. Diyarbakır halkı, Peygamberi (sav) için meydanlara dökülse de 90 yıllık tahribatın açtığı ağır yaralar ve derin izler önemli ölçüde varlığını sürdürmekteydi. Tahribatın izlerini silme, yıkımlarını onarma ve İslami ruha aykırı yönlerini tamir edip şehri her yönüyle İslamileştirip eski ruhuna kavuşturma Diyarbakır’ın imanlı insanlarının görevidir.
Başını kaldırıp İslam’ın şehri olduğunu haykıran Diyarbakır, 90 yıllık tahribattan ve gövdesinde açılan koca yaralardan kurtulacak günü bekliyor. Bu büyük görev ve bu ağır sorumluluk Diyarbakır’ın inançlı evlatlarının sırtındadır.
Kutlu Doğum meydanlarında İslam’ın söylemini haykıran Diyarbakır, öze döneceği, fıtratıyla buluşacağı ve İslam medeniyetinin sarsılmaz dayanağı olacağı günleri bekliyor.
Diyarbakırlılar! Bu çağrı hepinize! Diyarbakır sizi bekliyor. Büyük fedakarlıklarla meydanlara inmenizi bekliyor. Sokakları, mahalleleri ve çarşıları İslam kokan günleri bekliyor.
Ve şair Abdullah Şafak’ın dediği gibi:
(Hürseda Haber)
