Bir önceki yazımda sahabe ve peygamber şehri olan ve İslam tarihinde önemli yeri bulunan Diyarbakır’ın kimliğine dönüşünü konu almıştım. Müslümanlar için büyük önem taşıyan bu şehrin tarihi güzelliklerle doluyken önce Kemalist rejimin ardından Marksist Leninist örgütün dayatmaları neticesinde son yıllarda büyük sıkıntılar yaşıyor Diyarbakır. Kutlu Doğumlarda yediden yetmişe herkes Peygamber Aleyhisselatu Vesselam’a olan sevgisini göstermek için meydanlara inerken, İslam düşmanlarının halktan destek bulmaya devam etmesi Batının zehirli rüzgârlarının insanları etkilemeye devam ettiğinin göstergesidir.
Kimileri kendilerini gizleyerek, içindekileri dışa yansıtmayarak bir şekilde halkın zihnini etkileyebilir ve istedikleri desteği elde edebilirler. Bölgedeki Marksist örgütlerin zaman zaman bu tür yaklaşımlarına rastlamak mümkündür. Ancak yıllardır halkın sırtına kambur gibi yapışan PKK ve türevleri, halkın İslami değerleri söz konusu olduğunda kendilerini gizleme gereği duymadan Kürd halkının inancının temellerini oluşturan İslam’a saldırmakta, Kürd kadınının yüzyıllardır kullandığı çarşafı esaretin simgesi olarak nitelendirip aşağılamaktan kaçınmamaktadırlar.
Bir süre önce Silopi’de birkaç genç kıza çarşaf giydirilip ellerine zincir vurularak İslam’ın tesettürü esaret ve kölelik olarak nitelendirilmişti. Belki de bununla Kürd halkının nabzını ölçmeye çalışıyorlardı. Halkın yeterli tepkiyi göstermemesi üzerine bu sefer çıtayı daha fazla yükseltip daha büyüğünü yaptılar. Geçen hafta Diyarbakır’da HDP’li Büyükşehir Belediyesinin sponsorluğuyla Sümer Park’ta düzenlenen ‘Uluslararası Kürdistan Sanat Buluşması’ kapsamında düzenlenen sergi İslam düşmanlığı ve Kürd kadınının aşağılanması üzerine bina edilmiş görüntüsü veriyordu. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak’ın katılımıyla açılan resim sergisinde çarşaf giydirilmiş, elleri zincirlere vurulmuş altı kadın, her halde İslam düşmanlarının, Kürd kadınının iffet ve örtüsüne hakareti ve aşağılamayı sanat olarak nitelendirilmesini canlandırmayı amaçlıyordu.
Gülten Kaşanak’ın ve yanındakilerin elleri zincirli çarşaflı kadınlara yönelik aşağılayıcı bakışları bu ideolojinin Kürd kadınına bakışının en yalın fotoğrafıydı. Aşağılayıcı ve horlayıcı bu duruş daha çok sömürgecilerin kibirli bakışlarının kokularını veriyordu. Biraz daha inceden bakıldığında bu çirkin bakış özellikle de Kürd kadınının çehresine konan zehirli bir sineği andırıyordu. Fazla söze gerek yoktu. Sadece o fotoğraf, o zihniyetin Kürd halkına bakış mantığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.
Daha önce bu zihniyete bağlı kimi STK’lar, Kürd kadınlarının iffet ve tesettürüne yönelik tepkilerini şu ifadelerle dile getirmişlerdi “Biz kadınız, kimsenin namusu değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür” “Kürtlerin asıl dini Zerdüştlüktür”, “Biz annelerin ayakları altındaki cenneti istemiyoruz”, “Kadını bir kocaya teslim etmek, kadına yapılan en büyük zülümdür”
Bu gibi ifadeler, Kürd kadınının inancı, namusu ve iffetiyle dalga geçmek ve aşağılamaktır. Kürdlerin İslamsız bir geçmişi olmadığı gibi geleceği de olmayacaktır. Kürd kadını çarşafıyla bütünleşmiştir. Geçmişte çarşafıyla oluşturduğu bütünlüğü geleceğe taşıyacağından kimsenin en küçük bir kuşkusu olmasın.
Bütün bu hakikatler ortadayken, PKK ve türevleri Kürd halkının dinine ve Kürd kadının tesettürüne saldırılarda bulunup kimi zaman hakaretler yağdırırken Kürdlerin bu zihniyeti desteklemeye devam etmesini anlamak mümkün değil. Bu zihniyet Kürdlere her zaman yıkım getirmiştir. Zararını bizzat Kürd halkı çekmektedir. Özellikle Kürdistan’ın ahlaken bozulması ve İslami kimliğinden koparılması en önemli hedefleri arasındadır.
Bilindiği gibi şeytanın tuzakları çoktur. Her renge ve her kalıba giren şeytan, muhatabını etkilemek için en cazip yöntemlerden istifade eder. Şeytanın dostları da aynı özellikleri taşırlar. Muhataplarını cezp etmek için damardan girer, etkilemeye çalışırlar. Marksistler, şeytanın özelliklerinden biri olan yalanın bütün renklerini kullanıp, saf ve temiz, şeytanların tuzaklarından habersiz Kürdleri aldatarak bozguncu emelleri için malzeme yapar ve hedeflerine ulaşmak için basamak olarak kullanırlar. PKK ve türevlerinin 30 yıldan beridir Kürdistan’da yaptıkları bundan başkası değildir. Yalan silahından sonuna kadar istifade edip halkı etkilemeyi başaran bu çevre kirli emellerine istediği gibi hizmet ettirebilmektedir.
Apo’nun önerisiyle geçtiğimiz yıl düzenlenen “Demokratik İslam Kongresi’ne gönderdiği mektupta Apo’nun “Mü’min Kardeşlerim” diye hitap etmesi, yalanın ve üçkağıtçılığın profesyonelliğini ortaya koyuyordu. Seçimin yaklaştığı bugünlerde HDP yöneticilerinin İslami kesimlere uğrayıp renkten renge girmeleri ve farklı çehreler sergilemeleri, hedeflerini tutturmak için gösterdikleri ikiyüzlülükleri, sahtekarlıkları ve üçkağıtçılıkları açık şekilde gözler önüne sermektedir.
Yalan ve ikiyüzlülüklerinden dolayı bozguncuların ardına takılma ve onların malzemesi haline gelme Müslüman Kürd halkı ve özellikle de Kürd kadınları için mazeret sebebi olamaz. Hayat sadece bu dünya ile kaim değildir. Sonsuz hayat ahirettedir. İnsanlar bu dünyada kiminle dostsa öbür dünyada onunla birlikte olacaklar. Allah’ın düşmanlarıyla dostluk Kürd halkının tercihi olamaz. Kürd halkının kendine gelmesi, ikiyüzlülere ve değerleriyle alay edenlere gerekli cevabı vermesi, dostlarını ve düşmanlarını tanıması gerekir. Cellatlarının ardına takılma ve onlara gülümseme Kürd halkının yolu olamaz.
(Hürseda Haber)