Müslümanların en büyük sıkıntılarından biri, kendilerine biçilen rolden Müslüman kadınların uzak durmaları ve görevlerini hakkıyla ifa etme çabalarında gerekli adımları atmamalarıdır. Oysa tarihin şekillenmesinde önemli rol oynayan Müslüman kadınlar, birçok gelişmeye önayak olmuş ve önemli olaylarda aktif şekilde yer almışlardır. Kadınlardan peygamber gönderilmemiştir, ancak toplumların ıslahında taşıdıkları rolün önemini Kur’an–ı Kerim ve hadis–i şerifler açık şekilde beyan etmektedir.

Hz. Meryem tarihi yarıp gelen ve Müslüman kadınların önünde numune olarak duran büyük bir semboldür. Hz. Hacer, Hz. Fatma, Hz. Ayşe ve daha niceleri insanlığın gelişiminde etkili olmuş ve Müslüman toplumun şekillenmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bir de Hz. Zeynep örneği var ki, Müslüman kadınları yakından ilgilendiren büyük bir numunedir. Bilindiği gibi Kerbela’da başta Hz. Hüseyin Efendimiz (ra) olmak üzere Ehlibeyt’in erkekleri kılıçtan geçirilmişti. Esir alınan Peygamber (sav) ailesinin kadınlarının içinde bulunan Hz. Zeynep, sabrıyla, metanetiyle, dik duruşuyla ve direnişiyle o günden bugüne uzanan seyirde Müslüman kadınlara güçlü bir direniş çığlığı ve temiz bir mücadele mirası bırakmıştır.

Birkaç yıl öncesinde yeryüzünün karanlığını vahiy nuruyla aydınlatan dedesi Hz. Resul–i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam’ın tebliğ ettiği İslam’la gönülleri aydınlanan insanlardan bir kısmının çocuklarının kılıçtan geçirdiği yakınlarından dolayı yaşadığı büyük sıkıntıya karşın, O büyük Nebiye (sav) ve temiz ailesine yakışacak bir duruş sergilemiş, Müslüman kadınların zor şartlarda nasıl bir tavır içinde bulunması gerektiğini pratiğiyle ortaya koymuştur. Hz. Hüseyin Efendimiz (ra) ve evlatlarının katledilmesini emreden Yezid’in sarayında ayağa kalkıp zalimlere karşı tarihi konuşmasını irad eden Hz. Zeynep o günden bugüne İslami mücadele sahasında bulunan Müslüman kadınların yolunu aydınlatmış, zorluklar içindeki Müslüman kadınlara umut ışığı olmuştur.

Zalimlerin daha fazla bozmak ve yaşanmaz hale getirmek için çabaladığı ve felaketlere sürüklediği dünyamızda büyük sıkıntılar yaşıyor Müslümanlar. Özellikle iffetlerinden ve tesettürlerinden dolayı hedef tahtasına oturtulan Müslüman kadınlar büyük baskılara maruz kalmakta ve rencide edilmektedir. Diğer taraftan toplumu bozup yozlaştırmaya çalışanlar, hedeflerine ulaşmak için kadını kullanıp bedenini teşhir ederken onu sıradan bir meta haline getirmekte, onur ve izzetini ayaklar altında çiğnemektedirler.

İslam’ın içinde yaşadığımız toplumlara hükmetmesi ve sokakların İslami renge bürünmesi için Müslüman kadınların tesettürleriyle topluma çıkıp ağırlıklarını hissettirmesi gerekirken, bozgunculuk ve yozlaştırma neticesinde sokaklar İslam dışı çirkefliklerin rengini yansıtmakta, buna karşın Müslüman kadınların ciddi bir etkisi ve ağırlığı görülmemektedir. Bu nedenle meydan bozgunculara bırakılmakta ve var olan İslami hayatın izleri gün gittikçe rengini yitirmesine yol açmaktadır.

Zalimlerin sarayında hakkı haykıran Hz. Zeynep (ra) gibi ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle dolaşıp bozulmaya yüz tutan toplumu ıslah etmek ve İslami hayatı canlandırmak için yoğun çaba içerisinde bulunmamız Müslüman olmamızın gereğidir. Zira bozgunculuğun ortadan kaldırılması ve toplumun İslamileşmesi için çabalama kadın erkek bütün Müslümanlara farzdır. Allah Teala cinsiyet ayırımına gitmeden kullarını İslami davetle görevlendirmekte ve “Fitne kalkıp din yalnız Allah Teala’nın oluncaya kadar” mücadelelerini sürdürmelerini emretmektedir.

Müslüman kadınların kimi yerlerde yoğun bir çalışma içerisinde bulundukları ve hayırlı faaliyetler yürüttükleri inkar edilemez. Ancak, toplumu kuşatan bozgunculuk ve yozlaşma büyük bir süratle yayılırken, Müslüman kadınların ıslah çabaları zayıf kalmakta ve bozgunculuğu frenleyecek etkiyi gösterememektedir. Daha güçlü programlarla, daha büyük gayret ve çabalarla çalışıp organizeli şekilde davet çalışmalarını toplum sathına yaymayı başardığımızda ve sokaklarımızda İslami rengi hakim kılmaya muktedir olduğumuzda çalışmamızın yeterliliğinden bahsedebiliriz. Oysa bozgunculuk ve fesat bu kadar yaygınken, onu frenlemeye muktedir olamayan çalışmalarımızı yeterli saymak vicdanlı bir yaklaşım değildir.

İslami kimliğimiz ve sahip olduğumuz İslami mirasın kemali, en çetin geçitleri aşma ve en zor işleri yapma imkanı vermektedir. Zira camia olarak yıllarca yaşadığımız sıkıntılar ve karşılaştığımız zorluklar büyük tecrübeler elde etmemize ve zorluklar karşısında sabır silahını gereği gibi kullanma becerisini göstermemize yardımcı olmalıdır. Bundan da istifade ederek sokağımızda, mahallemizde ve şehrimizde tesettüre bürünmeyen bir tane Müslüman kadın kalmayıncaya kadar çalışmalıyız. Bize düşen hikmetle ve güzel öğütle hakkı anlatmaktır. Başarı, kalpleri döndürme ve İslami hayata yönlendirme Allah Teala’ya aittir. Görevimizi hakkıyla yerine getirdiğimizde Allah Teala muhataplarımızın kalplerini İslam’a yönlendirecek ve İslami hayatın toplum içinde yaygınlaşması yollarını ardına kadar açacaktır. Bize düşen azim ve ihlasla çalışmak…

(Hürseda Haber)