Kadını tanımlamada her zaman aciz kaldı beşeri dinler ve ideolojiler. Uzunca yıllar insan yerine bile koymadılar. Geçen yüzyıla kadar İngiltere’de ve birçok Avrupa ülkesinde pek çok haktan mahrum bırakılan kadınlara seçimlerde oy kullanma hakkı bile verilmedi. Kadına çocuk doğurup büyüten ve erkeğe hizmet eden bir nesne olmaktan öte bir değer vermediler.
Aynı Batı, yeni söylemlerle ortaya çıkınca bu sefer kadının konumuyla ilgili yeni izahatlar geliştirdi. Kadına farklı bir kalıp biçmeye çalıştı. Kadının erkekle eşit olduğunu ileri sürüp bunu yaygınlaştırmak için çabaladı. “Kadın erkek eşitliği” adı altında başka sorumluluklar yüklendi kadının sırtına. Erkekle eşit olduğu söylenince erkeklerle aynı işlerde çalıştırılmak zorunda bırakıldı. Bundan dolayı kimi Batılı kentlerde gece yarısından sonra genç bir kadınla bir erkeğin özel temizlikçi elbisesi giyinmiş halde şehrin çöplerini topladığını görürsünüz. Kadın ile erkeğin eşit sayılması çalıştıkları işlerin de eşit olmasına yol açtı. Sıcak yuvasında yavrularının içinde olması gereken kadın, çocuklarını bakım yurtlarına bırakıp erkeklerin yapmakta zorlandığı zor ve sıkıntılı işlerde çalışmak zorunda bırakıldı. Erkeklerle eşit kabul edildiğinden kömür ocakları, tamirciler, inşaat işleri, bağ bahçe işlerin ve diğer alanlarda erkeklerle birlikte çalıştırıldı.
Ancak Batıda kadının gerçek kimliği, cinselliğinden istifade edilen bir nesneden öte bir şey ifade etmiyor. Zira yeni bir araba üretildiğinde ya da bir malın reklamı yapıldığında elbisesinden soyulan kadının bedeni kullanılarak dikkatler kadına yönlendirilmekte ve bir araç gibi kullanılıp sömürülmektedir. Zira kadının şahsiyeti değil, insanların bakışlarını cezbeden cinselliği ön plana çıkarılmaktadır. Dolayısıyla Batıda kadının gerçek değeri bundan öte bir anlam ifade etmemektedir.
Batının bu söyleminin ülkemizde ciddi bir yer edindiğine tanık olmaktayız. “Kadın erkek eşitliği” söylemi kullanılırken, aile fertleri arasındaki sıcak ve sıkı bağlar yok edildi. Aile yuvasındaki muhabbet büyük ölçüde dağıldı. Artık kendisini erkekle eşit gören kadın evine bakmaktan, çocuklarını İslami terbiye ile büyütmekten el etek çekmeye başladı. Toplumda erkeklerle aynı yerde durmaya çalıştı. Neticede Batı toplumlarının başına gelenler bizim de başımıza geldi. Huzursuzluklar toplumu kuşatırken, parçalanmalar, ayrı yaşamalar ve boşanmalarda büyük patlama yaşanıyor. Bütün bunların neticesinde ahlaksızlık, yozlaşma ve bozulmalar derinden sarsıyor toplumu. Kadına karşı şiddet ve kadın cinayetleri haberlerin önemli kısmını oluşturuyor. Devletin tedbir çabaları ve polisiye çabalar işe yaramıyor.
Kadına biçilen elbise bedeniyle uyuşmuyor. Uymayan elbise sıkıntılara sebep oluyor. Dar ya da bol geliyor. Batının kadına biçtiği konum fıtratıyla uyuşmadığı için başlı başına sorun teşkil ediyor. Aynı kalıp Müslüman halkın kadınlarına biçilince daha büyük sorunlara sebebiyet veriyor. Bozulmalar, parçalanmalar ve bunların doğurduğu toplumsal sorunlar her geçen gün büyüyerek büyük kaoslara neden oluyor. Dökülmeye başlıyor toplum. Eğitim seviyesi yükselirken azalması beklenen kadın kaynaklı sorunlar aksine daha fazla artıyor. Fıtrata uygun olmayan elbise toplumsal alanda büyük sıkıntılara sebebiyet veriyor
İslam, kadının ruhunu ve cismini esas alarak konumunu tespit etmiş, kadının gücünü fıtratına uygun şekilde tayin etmiştir. “Kadın erkek eşitliği” gibi fıtrata uymayan bir yaklaşımı kabul etmemektedir. Çünkü yaratılışları faklı olduğundan kadınla erkeğin eşit olmadığı bizatihi Allah Teala tarafından bildirilmiştir: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…” (Nisa, 34)
Kadın, fıtratına dönmedikçe, kadına biçilen elbise fıtratına uygun olmadıkça bununla ilgili toplumsal sıkıntılar sona ermeyecektir. Müslüman halkın kadınlarının İslam’ın çerçevesini çizdiği alana dönmelerinin dışında alternatifleri yoktur. Bunları söylerken İslam’ın kadını eve kapatıp sosyal hayattan alıkoyduğunu iddia etmiyorum. İslam’a göre elbette toplumsal alanda çalışma hakkına sahiptir. Ancak çalışılan yer ve yaptığı iş kimliğine ve inancına uygun olmalı ve gücünü aşmamalıdır. Eşitlik adı altında kadının erkeklerin üstesinden gelebileceği zor işlere yönlendirilmesi büyük bir zulüm ve aşağılamadır. Bütün bu sıkıntılardan çıkmanın yolu Kur’an ve sünnet çerçevesinde kadının konumunu tespit etmektir. Kadın erkek eşitliği yerine adil davranılması ve herkesin haklarına kavuşması prensibi temel alınmalıdır. Böyle bir yaklaşım kadının kimliğine kavuşması ve onurlu şekilde yaşamasına yol açacaktır.
(Hürseda Haber)