Neredeyse bir asrı devirecek bir ülke, öyle bir ülke ki kurulduğundan bu yana dünya birçok değişimler yaşadı. Savaşlar yaşadı, kıtlıklar, katliamlar... Çıkar ve menfaat çarkı içinde birçok halk tarihin zalim sayfalarında kaybolup gitti. Bunun yanında, teknoloji olanca hızıyla gelişti. Bazı ülkeler, uzay çağına girdi. Bazıları da sömürgeler kurarak yan gelip yattı. Osmanlı bakiyesi olan bu ülke ise, mazisinin gölgesiyle kavga edip durdu...

 

Bu sırada nice milletler ilerledi. Bu ülke ise, rüzgâra yumruk sallamaya devam etti. Genç cumhuriyetin ilk yıllarında, kılık kıyafetle uğraşılıp, tek tip bir ulus oluşturulmaya çalışılırken, bir gecede Arapça alfabe kaldırılıp, bütün bir millet cahil bırakılmıştı. Ama olsundu, nede olsa bu millet çalışkandı ve bunu da atlatacaktı.

 

Ama gözden kaçan bazı şeyler vardı. On yıllardır, halka enjekte edilen kanla, bu halkın kanı bir türlü uyuşmuyordu. Uyuşmazlık zorlamalarla, zalimane uygulamalarla giderilmeye çalışılıyordu ama yinede olmuyordu. Bu arada halka birçok kez değişik yöntemlerle balans ayarı yapıldı. Ne yazık ki bu ayarlamalar tutmuyor, halk bulduğu ilk fırsatlarda onları reddediyordu...

 

Halk bunlarla uğraşırken, genç cumhuriyetle rakipleri arasında, büyük gedikler oluştu. Tabir yerinde ise, rakipleri süper ligde oynarken, O amatör kümede top koşturmaya devam etti.

 

Başta dedik ya bir asrı devirdi devirecek, fakat hala aynı işlerle meşgul! Hâla halkının kılık kıyafeti, bıyık, sakalı (kıllarıyla) uğraşıyor. Hâla halkı düşman gören bir zihniyet, halka tepeden bakan elit bir zümre var. Halka güvenmeyen, eskiden olduğu gibi cahil görüp aşağılayan, bu halkın iradesini kendi tekelinde sayan, onların düşüncesini reddedince bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam, bohça kafa gibi çirkin ve alçakça hakaretler etti.

 

Evet, ihtişamıyla dünyayı titreten bir imparatorluktan geriye kalan bu ülkede, yeni yeni politikalar gelişiyordu. Bu politikalardan bir tanesi de sürekli düşman üretmekti. Neredeyse bütün komşuları ile arası bozuk ve çatışma halindeydi. Milli düşman ülkelerde yok değildi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi kendi halkını da sınıflara bölerek çatışmaya/çatıştırmaya devam etti. Bu hengâmede yokluk içinde kıvranan halkın hayatına da birçok karanlık mihraktan kast ediliyordu.

 

Genç cumhuriyetin kavgaları, bir türlü bitmek bilmiyordu. “TÜRKÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOKTUR” cümlesi, birçok korkuyu kısaca özetlemeye yetiyordu. Karanlık dönemler halkı bunaltıyor, canından bezdiriyordu. Yasaları yapan kendileri ve fakat yine bu yasaları görmezden gelip çiğneyenler, yine kendileriydi. Hukuk sadece mazlumlara uygulanacak bir kavramdı. Genç cumhuriyetin sahiplerine hukuk işlemiyor, istedikleri zaman mahkeme basıp, kendi çıkarları doğrultusunda kararlar çıkartabiliyorlardı. Tabi ki en doğal haklarıydı çünkü sahip onlardı. Halk(!) oda neydi?

 

Sömürmek ve aşağılamak için değil miydi?

 

 

 

Mikail DURMAZ / Hürseda Haber