Türkiye de Kandil ve Mahmur kampından gelenlerden sonra, açılım sürecine start verildiği anlaşıldı. Düğmeye kimin yada kimlerin bastığını uzun uzun anlatacak değilim...! Hatta bundan mümkün olduğunca kaçacağım. Önemli olan, ülkede kangren olmuş terör sorununa, artık fiili olarak el atıldığının işaretinin verilmesidir.

 

Bu adamları kimler dağa çıkardı? Kimler yıllarca çatıştı? Bu çatışmalardan kimler nemalandı? Kimler lojistik destek verdi? Bunları da uzun uzun anlatmayacağım. Bu soruları, bölgede yaşayan 10 yaşındaki çocuğa da sorsanız, sizi bir-iki saatte brife eder...

 

Bu bir süreçtir. Bu sürecin popülizmden, şovenizmden ve sakat açıklamalardan uzak tutulması gerekir. Tamda bunları düşünürken, Türkiye nin en çok okunduğunu iddia eden, kendini muhafazakar ve dindar olarak tanıtan bir internet sitesini açtım. Resmi olarak ellerine malzeme vermemek için ismini yazmıyorum. Büyük çoğunluğu, Mahmur kampından gelip serbest bırakılanlar için, büyük puntolarla; “HÜR TERÖRİSTLER” diye manşet atmış! Altına da ırkçı, faşist ve alçakça yorumlar yapılmış. Ülkenin diken üstünde olduğu bu sancılı dönemde, ırkçılık yapmak elbette reyting yapar. Daha fazla tıklanma uğruna, her türlü naneyi yiyen, bu sancılı dönemde ırkçılık yapan, bütün basın yayın organlarına kahr olsun diyorum!

 

Daha düne kadar, yeter ki bu kavga  bitsin. Ne şekilde olursa, nasıl yapılacaksa bir yol bulunup bitirilsin, artık ölü çocuklarımızın tabutlarını karşılamak istemiyoruz deniyordu. Fakat iş fiiliyata geçince, dindar ve mütedeyyin sandığım kesimlerin, ırkçılık damarları kabarmaya, bütün Kürtleri genelleyip vurmaya başladılar.

 

Gelelim muhalefete... Muhalefet bu süreçte, ifade bunalımımı yaşıyor? Korkuları ve endişeleri yersizdir diyenler yanılıyor... Kurtlar kan kokusunu

3 km den duyar derler. Öyleyse kan kokusunu dahi duyamayan bir kurt hayattan ümitsizdir, yaşama arzusu da körelir. Kanla beslenen, kavgadan, savaştan, insan cesetleri üzerinden rant elde etmeye çalışan vampirler için sükunet, hayatın sonu demektir. O halde savaş tamtamlarını çalmak, en mantıklısı....

 

Bu ülkede bunlar neyi konuşacak ki? Sorunları konuşacak kapasiteleri varmı ki? Muhalefeti her şeye karşı olarak algılayan zihniyet, hangi sorunu çözmeye/çözüm üretmeye katkıda bulunabilir ki? Allah aşkına, şimdiye kadar herhangi bir sorunda, bir önerilerine kimse şahid oldu mu?

 

Dünyada genel olarak iktidarlar, özgürlük alanlarını kısıtlamak için çaba sarf ederler. Bizde ise tam tersi... İktidar, biraz daha özgürlük dedikçe, bunlar olmazzz! İktidar gelin şu sorunu çözelim der, bunlar sorun mu var der? Gelin konuşalım der, onlar sizinle anca kameralı konuşuruz, gibi saçma sapan şeyler geveleyip dururlar. Sorunları konuşmaktan dahi korkan bir muhalefet, çok oturgaçlı, götürgeç dönemine hapis olup kalmış demektir.

 

Rahmetli Menderes, darağacına götürülürken, dudağından şu kelimeler dökülür; "Allah, bu ülkeyi CHP nin şerrinden muhafaza etsin."

 

Bunlar kavga edecek birilerini bulamadıkları zaman, birbirleri ile kavga ederler. Zülfü Livaneli bir yazısında, CHP hakkında şöyle diyordu: ”Meclis koridorlarında CHP’liler birbirlerini görmemek ve selamlamamak için yollarını değiştirirler…”

 

Bundan yaklaşık bir-iki ay önce Baykal, Doğu ve Güneydoğu yu kapsayan bazı geziler yapmıştı. Bu çerçevede Mardin de katıldığı bir TV programında, dağdakiler için şu sözleri sarf etmişti: “Silah bıraksınlar, teslim olsunlar. Bizde ondan sonra her şeyi konuşuruz. Hatta af dahi konuşulabilir” demişti...

 

Bu günkü grup toplantısını dinledim. Tabi her zamanki gibi, tükürdüğünü gene yaladı. Şaşırmadım desem yalan olmaz. Karakterini ezberledik zaten. Sayın Baykal, hani silah bırakıp, teslim olsalardı sizde katkı sağlayacaktınız? Hani sizde barıştan yanaydınız? Niye yalan söylediniz, deme hakkımızda yok mu? Neredeyse teslim olanlara geri dönün diyeceksin… Aman ha başkaları da teslim olmasın!

 

Rant elde ettiğiniz mevziler, bir bir gidiyor. Ürkmekte, hırçın olmakta haklısınız.

 

Bahçeliden bahs etmeyeceğim. Zira, üç koyunum olsa ona gütmesi için teslim etmem.

 

Kürtlerin CHP’si de olmamış aşa su katmaya çalışıyor.

 

Beyhude bir kavgada, bir hiç uğruna nice insan öldü. Nice ocaklara ateş düştü. Bağrı yanık, evlat acısıyla yanan anne babaların acısını Baykal ve Bahçeli ne bilsin! Onlar bilirmi ki bir evladı 20 sene büyütüp, tabutunu kucaklamak nasıl bir duygudur?

 

Tabut tacirleri ve ceset avcıları için her bir ölü insan, yüzlerce oy demektir.

 

Eğer bu sorunun çözülmesi isteniyorsa, kimse artık tabut görmek istemiyorsa, kimse kardeş halkların kavgasını istemiyorsa, huzurlu bir ortam isteniyorsa bu ırkçı, kafatasçı yaklaşımdan vazgeçilmeli… Sınırlarda dolaşıp, sinir uçları kaşınmamalı, biraz daha aklı selim ve soğuk kanlı olunmalı...

 

 

 

Mikail DURMAZ