Hz.Peygamberin (s.a.v)’ın  vafatından yirmi otuz yıl sonra O’nun davetini ayakta tutmak için verilen sözler unutulmuştu. İslam ümmeti için ıslah’ı gerçekleştirmek gerekliydi. Hz. Hüseyin (a.s) bir Muslih ve islahı isteyen şahıs olarak ortaya çıktı.  Çünkü O büyük bir insandı. Büyük insan ruhunda kutsal hamaset bulunan insandır, bunun dışında bir tanımı olmaz.

Örnegin İskender ve napolyonun da ruhunda hamasi bir  dalga vardı. Bunlar büyük bir iradedirler, himmettirler ve hamasettirler. Fakat kutsal bir hamaset değildirler. Bunların hamasetleri yalnızca kendisini düşünen türden bireyseldir, büyük bir benciliktir ve makam tapıcılıktır. Napolyon fıransızlar için bir kahramansa  Ruslar ve İngilizler için birer canidir. Çünkü başka güçleri ve azametleri  kırarak zorla başka memleketlerde bayraklarını dalgalandırmışlar .

Kutsal hamaset ise; ruhu kendisi için dalgalanmayan kişinin hamasetidir. Ruhu kendi ırkı için, kendi halkı için, kendi kıtası veya memleketi için dalgalanmayan kişinin hamasetidir. İşte bu kişi İmam Hüseyin(a,s) ve yarenleridir. İşte bunların görmediği tek şey kendileridir. Onlar yanlızca hak ve hakikatı görür ve yanlızca insanlığı görür.

İmam Hüseyin (a.s) ‘ın kendi zamanındaki kıyamını anlayamayanlar, bugünkü Hüseyni’lerin kıyamını anlayamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Peki kıyama sebeb olacak şey neydi.? “Benzetmekte hata olmaz,” ogun İslam gemisi karaya oturmuş, kandan denizler pompalanması için kurban gerekiyordu. Ona dur gitme Kufe’lilerin gönülleri senden kılıçları ise zalimden yana dedikleride, O’şöyle diyordu” Allah (c.c)ya yemin olsunki, beni öldürecekler ama benim ölümümle onların düzenleri alt üst olacaktır.”Zira İmam (a.s)  başkalarının aynada görmediği şeyi O’ham çamurda görüyordu. Evet kana susamış Vampirler Hz. Hüseyin (r.a)dan fasık, şarab içen ve  adam öldüren birine biat istediklerinde, onlara cevaben şöyle buyudular: “Artık İslam’la vedalşmak gerekir; çünkü ümmet yezid gibi bir yöneticiye düççar olmuştur. Vebu Aziz insan Allah(c.c)’nın Evini Hz. Peygamber (S.A.V)  nın haremini saygınlık ve ihtiramını korudu ve orada kan dökülmesini istemediği için orayı terk ederken hareketin hedefini açıklıyordu ;”Ben azgınlık, makam, fesat ve zulüm yapmak için Medineden çıkmadım, Ben ceddimin ümmetini islah etmek:”İyiliği emretme kötülüğü menetmek” için ceddim Resulullah (S.A.V)ve babam Ali b. Ebi Talib’in yoluna gitmek için O’şehirden ayrıldım.” Ayrılmıştı  şehirlerinden Kufeye doğru gidiyordu, zira Hüseyin (a.s)’ın yezide karşı tepkisini duyan kufeli Ona biat için onikibinden fazla imzalı mektub göndermişlerdi. Kufedeki haber doğruydu, İmam’(a.s) ın adına amcasıoğlu Müslüme biat etmişlerdi.Tabi budurumdan yezid bihaber degildi.Önce Kufe valisini deyiştirdi ve yerine İbn-i Ziyadı getirdi.Ziyadın oğlunun kılıncından kan damlıyordu. Hunhar babası(Ziyad) yimi yıl önce öylesine Kufe halkının gözünü kokutmuştu ki,Kufe halkı Ziyadın oğlunun Kufe’ye  Vali olduğunu duyduklarında kendi kendilerine öyle kortular ki kaçıp kendi evlerine sığındılar. Zira onun babasını tanıyorlar ve nedenli gaddar olduklarını biliyorlardı.

Fakat İmam Hüseyn Kufe halkına hitaben şöyle haykırıyordu. Biliniz ki,sizin şu Valiniz beni ölmek yada (yezide) boyun eğmek arasında bırakmıştır .Bana neyi teklif ettiğini biliyormusunuz? Bana diyor ki Hüseyn,Ya boyun eğip alçalacaksın veya kılıç yiyeceksin.Valinize söyleyiniz ki Hüseyin “biz de boyun eğmek yoktur”diyor.Hüseyin buyun  mu eğecektir?Bunu ne Allah ne Peygamber ve  nede müminler kabul ederler.....

İradesini kaybetmiş Kufe halkı, davet ettikleri İmam’ ın (a.s) o yürek parçalayıcı sözlerinin hakikatini kavrayamıyorlardı. Fakat O’nun ve ailesinin Muslih’ler olduğunu çok iyi bilmelrine rağmen,Kerbelada yanlız bırakıyorlrdı.

Aşura gecesi  ashabına onlardan razı olduğunu söyledikten sonra “ biliniz ki burada ekmek su yoktur ,durum tehlikelidir.” Diye söylüyordu.Bunların benden başka hiç biriniz ile işleri yoktur.Siz şayet istiyor iseniz gidebilisiniz ve onlar eğer sizin kendinizi bu savaş alanından çıktığınızı bilseler, hiç birinize zarar vermeyeceklerdir .Son derece özgürlük ve bilinçlilik içersinde ,dost veya düşman tarafından baskı duymaksızın beni seçmelisiniz . Tabi OnaYaren olanların İmam’a(a.s)söyledikleri de bir okadar manidar dır.

İşte Kerbela şehitlerini değerli kılan unsurlardan biri de budur.Ünlü bir Komutan Avrupa’nın bir Şehrini fethettiğinde ve gemilerini boğazdan geçirdikten sonra askerlerine şöyle emir verir ; “Yirmi dört saat yetecek kadar erzak ayırınız  ve diğer kalanını da ateş verip yakın  ve gemileri de imha ediniz.” Sonra askerlerini biraraya topladı.ve şöyle dedi  “,Karşınızda düşman ve arkanızda deniz vardır. Firar etmek isterseniz denizde, tembellik ederseniz açlıktan ölürsünüz. Böylece tek kurtuluş yolunuz düşmanı altedip ,ortadan kaldırmaktır.” Böylece askerleri için icbarlık meydana getirdi

Fakat İmam Hüseyin (r.a) yarenlerine karşı  bu Komutanın tersine hareket etti ,ehli beytine ve yardımcılarına “nasılsa muhasara altındayız öldürüleceksiniz ,öyleyse gelin benimle ölün.”demedi. Siyasi bir adam böyle yapabilir. İmam; “ne dostunuz sizi mecbur kılıyor ve ne de düşmanınız, özgürlük içersinde hangi yolu seçerseniz seçin” diye buyurdu. Seçimleri elbette kıyamete kadar destan olacak bilinçli bir inkılâptan yana oldu.

Evet insanların kendine geldiği (dirildiği) gün, Aşura günü, Seyyidü’Ş Şüheda ve bir avuç Yareni, Yezidin binlerce askerine karşı karşıya gelince, sanki İmam (r.a) , o gün ki insanlara ve gelecek nesillere Allah (cc) nın şu ayetini hatırlatıyordu; İçinizde, bir avuçta olsa, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Evet O bir avuç aziz pak insanları katlettiler, etrafları sarılmıştı bir kafes misali  ama boyun eğdiremediler . Arslanı kafese koysalar, fakat arslan kafeste de arslandır. Tilki özgür de olsa yine de tilkidir. İmam(r.a)  ın tüm ashabını şehid etmişlerdi ve tek başına kalmıştı-İmam şöyle haykırıyordu: “Bizde boyun eğmek yoktur.”Ben ölümü saadet biliyorum, zalimler  ile yaşamayı ise zillet. İnsanın arlı olarak yaşamasındansa,zalim ile birlikte yaşamasındansa ,yanlızca yemek-içmek ve uyumak için hayatı sürdürüp, zillet yüklerinin altına girerek boyun eğip yaşamasındansa, ölmek binlrce kez böylesine yaşamaktan daha tercihlidir.Şehidin mesajı budur işte.

Peki İmam (r.a)’dan bu düşman topluluk ne istiyorlardı ki gözleri bu kadar dönüyordu? Yezit’ten evvel de, Yezit döneminde de, gerek İmamın Medine’de bulunduğunda, Mekke’ye yolculuğunda veya Kerbela’da, onlar İmam’dan yanlızca bir izin istiyorlardı.Ve eğer İmam onlara bir izin vermiş olsaydı İmam’la herhangi bir işleri olmadığı gibi , mali yardımlarda da bulunurlardı.İmam ise o bir tek izni vermemek için, tüm zahmetlere katlanmayı kabullenip etrafıdakileri ve kendini şehadetin kucağına teslimetti.O tek izin ise ,inancını ve reyini satmak idi.

Günümüzde de bir avuç Muslih/ Hüseyni, Lübnan’da ve Gazze’de ortaya çıktı,bunlardan da inançları ve oyları satın alınmak istendi.Lakin karşıların da bu sefer Hüseyn’i mesajı eyleme koyanlar vardı .Ve Allah (c.c)da onlara yardım etti onları bütü dünya nezdinde Muzaffer kıldı.

Ya Rabbi, bizi gerçek Müminlerden eyle, Bizi Hüseyn’in inkılâp ruhuna aşina eyle.   Amin