Bilinç , cehaletin egemen olduğu toplumlarda ilham kaynağıdır . Kokuşmuş otorite sahipleri ,insanlık dışı unsurlar zulüm düzenlerini ayakta tutmaya çalışırlar.Daima halkın zihnini uyuşturup zehirleyici bilgiler enjekte ederler; bilinç kaynaklarını yok ederek her türlü düşünceyi boğmaya çalışırlar. Böylece O toplumun değerleri alt üst olmuş ,doğru yanlış, yanlış ise doğru gösterilmiştir. Halk,fiilen sersemlemiş ve sanki aktivitesini yetirmiştir.Hiç kimse gündelik işinin ötesindeki amacın bilincinde degildir. O hale gelinmiştiki; halklar kutsal değerler için dar ağaçlarında kendini bulmuştur . Türk ve Kürt asılan alimlerini unutmuş, kendisine zulmü reva görenleri destekler olmuştur.Artık kutsal ortak değerler gitmiş yerini milli menfeat denen inançlar almıştır. İşler öyle sarpa sarmıştır ki,ne Milliyetçi Türk’e ne de Milliyetçi Kürd’e işin aslını anlatmak kolay değildir. İşin özü nedir? İslam milletinin vahdetini bozmak için “Batılı Kafirler” tarafından ortaya atılan kavmiyetçilik fitnesinin kolera mikrobu gibi bir anda bütün İslam beldelerini sardığı bır vakı’dır. Arapçılık,Türkçülük, Kürdçülük sfatlarıyla fitne ağaçları yeşerip, kök salmış ve günümüze kadar mevcudiyetini korumayı başarmıştır. Bu hastalık “Türk Milliyetçiliği ideolijisi” şeklinde tezehur etmiş ve uygulamaya konulmıştur. Osmanlıda Mustafa Celalettin paşa olarak bilinen Alexsandere Borjensky’nin vasıtasıyla Anadoluya giren Türkçülük akımı, Humbaracı Ahmet paşa olarak bilinen, aslen Yahudi contte de Bonneval ile Amaerikancı bir Kapitalist olan Pervus tarafından geliştirildi. Daha sonra Tekin Alp olarak bilinen Moiz Kohen, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul adındaki şahıslarla Türkçülük hız kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi ideolojisi halini almış ve gücünü artırarrak günümüze kadar gelmiştir. Daha düne kadar İslam için birlikte düşmana karşı savaşmış kardeş Müslüman halklar, savaş sonrası İslam’ı ortadan kaldırmak için ırkçılık fitnesini ortaya atarak bu kardeş iki halk birbirine düşman gösterilmiştir. Bu çirkin oyuna Müslüman Kürd ve Türk aydınları gelmediysede, halkın çoğunlğu bu iğrenç oyundan habersizdi. İşin daha ilginç olanı bugünde O oyundan sözde kendilerine Milliyetçi-Mukaddesetçı sufatı verenler, kendisini İlah yerine koyan Makedonyalıyı kutsamıştır. Müslüman Muvahhid bir Türkün işi dahada zorlaşmıştı; zira yukarısı bıyık aşağısı sakaldı. Hani bir söz vardır ya; “tarihini bilmeyen döner sonra tarihine söver”. Tarih okumuyoruz! Bu bir gerçek. Ama size son zamanlarda çevrilmiş bir filmi izlemenizi öneririm. Adı: “MUSTAFA”. Film çok ilginç değil ama Mustafa’nın söyledikleri çok ilginç. Çok çok daha ilginci “özgür Kürdistan’ı” isteyenlerle Mustafa’nın istedikleri tıpa tıp örtüşüyor. Ne yaman çelişki değil mi? Bir insan tutsak’sa ona dünyayıda verseniz o yine tutsaktır. Bir insan Allah’a iman ediyorsa zindana koysanızda hürdür. Geçmişte özgürlük adına devrim yapılmasına fırsat verilenler, özgürlükleri adına binlerce insanı kıyımdan geçirmişlerdir. Müslümanlar adalete inanırlar, zira adaletin içinde özgürlük vardır. Özgürlüğün içinde ise Adalet bulmak mümkün değildir. Sonuç olarak cehaletin egemen olduğu toplumlarda halk, sadece şeytanların arzularına tabi olur, onların öğrettiklerini öğrenir ve koyunlar gibi sadece önderleri tarafından yönlendirildikleri suya doğru koşarlar. İslam’ın dünya görüşüe göre, insan düşünebilen, yenilikçi ve bağımsız bir varlıktır. Bu üç ayırıcı özellikten insanın düşünme yetisi, diğerlerinden daha önemlidir, çünkü insanı harekete geçiren şey, bilgi ve bilinçtir. Bizim önderlerimiz, séroklarımız, yeryüzünün en şerefli insanı Hz. Muhammed’dir; Reşit Halifelerdir, Ehli Beyt ve onların yolunu sürdüren salih insanlardır.
Muhammed Bedir
15.06.2009 00:00