Bugün Rebiu-l Evvel ayının 12. Günü, yeryüzünün karanlık coğrafyasına evrensel bir nur doğuyordu. Adı Muhammed Mustafa…. O (sav)’nu anlatmakla bitmez. “O samavatı, arzı ihate etmiş, ismi şerifi arşı alanın üzerine yazılmış; kelime-i Şehadet’te hakkın ismiyle zikredilmiş; O’nu her müezzin ezanda, her hatip hutbede ve her müellif eserinin başında zikr eder. Dua eden dahi; duasının başında ve sonunda O’nu anar. Ve ancak bu surette lutfa nail olur.” (*) O (sav) ne yaptı da sevgisi gönlümüze içirildi. Bunu tek açıklaması vardır; oda şudur. Onun ahlakı sorulduğunda; “Kur’an’dır” deniliyordu. Peki, kimdi bu Allah (cc) aziz kıldığı yüce insan-gönüllerin sultanı… Doğmadan babasını, doğduktan kısa bir süre sonra annesini, daha çocuk yaştayken dedesini kayıp etti. Amcasıyla birlikte kaldığı yıllarda Hz. Hatice (r.a) memurluk yapmıştı. 25 yaşında Hz. Hatice (r.a) ile evlendi. Böylece yaşadığı şehirde nispeten zengin biri oldu. O (sav) yaşantısında o kadar dürüst biriydi ki, O’na güvenilir manasına gelen “El-Emin” sıfatını taktılar. Bu durum kırk yaşında kendisini Peygamberlik gelene kadar devam etti. Hz. Muhammed (sav) peygamber seçildikten sonra, İslam’ı insanlara anlatmak ve davet etmek için yapılan masraflar ve işleri yürütmek adına elinde ne var, ne yok hepsini harcadı. Ve ömrünün sonuna kadar bulunduğu toprakların hâkimi olmasına rağmen ümmetinin en fakiri olarak yaşadı. O (sav) bu lezzetli meziyeti, bu mütevazı yaşamı ümmetine miras olarak bıraktı. Henüz fırsatımız varken; bizde bugün yeniden doğmuş gibi km. sıfırlayalım. O (sav)’nu tanımaya çalışıp yaşayalım. O (sav)’i tanımak için hayat sahnesinden küçük bir bölüme göz atalım. Tarihte o gün tefecilik, kumar, alkol, fuhuş, kadınların insan yerine konulmaması, zenginin güçlü, fakirin de zayıf olduğu bir toplumda (günümüz dünyasında olduğu gibi) Allah (cc) Peygamberini gönderdi. O (sav) öyle sözler söylüyordu ki herkesin nutku kesiliyordu. Zira Allah (cc) bir topluma Peygamberini gönderdiği zaman, o toplumun çıkarları doğrultusunda kullandıkları ve zirvesinde oldukları ilmi, ilahi nizamla alaşağı ediyordu. O ilmin sahipleri ise o Peygambere hayran oluyorlardı. İbrahim (a.s)’ın nemruda meydan okuduğu gibi. (Bakara s.258) Musa (a.s)’da firavun meydan okuyor. ( Taha s.69/70) İsa (a.s) zamanında tıp ilmi şahikasını bulmuştu, kendi toplumunun bu alanda yapamadıklarını yapıyordu. ( Ali İmran s.49) v.b Hz. Peygamber’in çağında da en gelişmiş ilim fesahad, belağad ve edebiyatta, özellikle şiir alanında zirvedeydi. Peygamber (sav) onlara Kur’an ile meydan okuyordu. Elbette O (sav) bir şair değildi. Ama şairler onun yanında küçük kalıyorlardı. Nasıl mı? O günün söz ustaları Arap dilinin akıcılığını da kullanarak insanları sözleriyle büyülüyorlardı. Adeta yazdıkları şiirler kutsal metin işlevi görüyordu. Böylece halkın birçoğunun şair olduğu ve şiirlerin ruhlara ve gönüllere yerleştiği bir zamanda, şairlerin dili tutulmuştu. Bazı söz ustaları (Şairler) Kur’an-a hayran oluyorlardı. Bunun bir insan sözü olamayacağını biliyorlardı. Buna rağmen hakikate iman etmiyorlardı. Hidayet kapılarını açmayanlar belki iman etmiyorlardı ama; halef gibi, utbe ve şeybe gibi şairler geceleri bir birinden habersiz Kabeye gelip Kur’an okuyan Peygamber (sav)’e görünmeden dinliyorlardı. O günün şirk dininin mensupları Resulullah ’ın meydan okuyuşuna karşı iddialarını ispat edemediler. Sonra dönüp Peygamber (sav)’e dönüşümlü olarak iman etme teklifinde bulunduklarında, Resulullah (a.s) o meşhur sözünü söyleyecekti: “Bir elime güneşi, diğerine ay’ı koysanız davamdan vazgeçmem”! Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" diyecekler. (Lokman 25) O zaman sorun ne? Sorun Peygamber (sav)’i kabul etmiyorlardı (Bugün diyalog çalışmasını yapan, İslam’i Cemaatin karşısında duranlar da nebevi hareket metodunu kabul etmiyor). Çünkü görmedikleri bir Allah’a inanmak gördükleri bir peygamber’e inanmaktan daha kolaydı da ondan. Hatta soyut bir Kur’an-a inanmak, somut bir sünnet’e inanamak daha kolaydı. Adam sünnete inanmıyor! Çünkü iman etse yaşamak zorunda kalacak. Onun için Allah (cc) yaşanılan hayattan örnek veriyor, yani numune olarak Resulullah ’tan. (Ahzab 21) O (sav)’nu anlatmakla bitmez. O (sav) bize ana ve babamızdan daha şefkatli ve merhametlidir. Zira O yüce Server, bize Allah’ın ipine sımsıkı sarıldığımızda dünyada huzur, ahirette ise cenneti müjdeliyordu. Resulullah ’ın bize gönderilmesiyle biz Müslümanlar, özelde de kadınlar hürriyetine kavuşmuştu. Böyle bir Peygamber’in takipçileri olduğumuz için, Allah (cc) ne kadar hamd etsek azdır. O (sav) anlatmakla bitmez, öyle bir inkılap yaptı ki, diri diri toprağa gömülen kızı, varlığından utanılan kadın olacak kız çocuklarımızı bizlere öyle sevdirdi ki, evimizin adeta birer inciler oldular. Selam olsun sana ey Allah’ın öğrencisi. Selam olsun sana ey ümmetin Muallimi. Selam olsun sana Ey Muhammed-ul muhtar. Selam olsun sana Ey Ehli-Beyt’in Efendisi.
Muhammed Bedir
15.06.2009 00:00