Aklınıza hemen bundan bir hafta önce Bilge Köyünde 44 kişinin çoluk çocuk demeden katledenlerin yaptıklarına bir övgü gibi gelmesin.
 
Aksine bu veciz başlığa bir vecizede şu: “Öldürme öldürmeyi ortadan kaldırır “, yani “bazılarını öldürmek bütünü diriltmektir.” Bu veciz sözleri, İslam’daki kısas ayetleri inmeden önce Arap yarım adasında, nam salmış söz ustaları söylemişlerdir. Bu sözler dinleyicileri adeta büyülerdi. Ne var ki bu ayeti kerime sözünü ettiğimiz bu veciz sözlerin tümünü unutturdu.
 
“Ey aklı erenler, özü sözü temiz kimseler, korunmanız, sakınmanız için kısasta size hayat vardır.” 2/178–179
 
Kısas bir şeye karşılık olarak, özellikle katilde ve cinayete karşılık olarak, aynısı kullanılır. Bu ifade, kısas hükmünün yasalaştırılmasının gerisindeki hikmete yönelik bir işarettir. Ayrıca bu ifade ile diyet hükmünün getirilmesi bağışlanma olgusundaki maslahat ve meziyetin açıklanması, şefkat ve merhametin yararına daha uygundur; şeklindeki bir kuruntu da hedeflenmiştir.
 
Demek ki, bağışlanma bir ceza indirimi ve bir rahmet belirtisidir; ama genel maslahat kısas ile mümkündür. Çünkü hayatın garantisi kısastır. Bağışlanma, diyet ya da bunların dışındaki hiç bir uygulama değildir.
 
İnsan eğer sağduyu sahibi ise kısasa hükmeder “böylece korunursunuz”.
 
Kısas ayetinin indiği sıralarda ve öncesinde Araplar, öldürmeye karşılık kısassın gerektiğine inanırlardı. Ne var ki bunun nasıl uygulanacağına ilişkin bir modelleri yoktu. Bu durum, daha çok soruna taraf olan kabilelerin, güçlülük ve zayıflıklarına bağlı bir gelişme gösterdi, bazen bir adama karşılık on adam, tabaya karşılık başkan. Zaman içinde bir kabile, öldürülen bir adamlarına karşılık, bir kabileyi kılıçtan geçirirlerdi.
 
İslam, bütün dünya için geçerli olmak üzere yasalar koyar. Özel bir ulus ve belli ümmet için değil. Ne Hıristiyanlar gibi adam öldürme sonucuna karşılık illa da diyet, ne de Yahudiler gibi diyeti mümkün iken kısas uygulama. İslam bu hususta, bütünüyle ortadan kaldırmak ile kesin uygulama arasında, orta yolu benimsemiştir. Yani kısasın gerekliliği vurgulanmış, ama uygulanışını vazgeçilmez olarak sunmamıştır. Aksine, bağışlanma ve diyete de açık kapı bırakmıştır.
 
Nasıl mı?
 
Eğer öldürülenin yakını af eder ise, diyetle hatta diyetsizde kurtulabilir. Karşılık olmadan bağışlayabilir. Yani öldürülenin yakınına veriyor bu hakkı. Çünkü acıyı his eden odur. Bu hakkı, İslam cemaatinin imamına bile tanımıyor, hâkime bile tanımıyor, öldürülenin yakınına tanıyor.
 
Şimdi sormak lazım, dünyanın hangi ilerici toplumlarında, böylesi İslam’ın temel yapısını insanın fıtratını hesaba katarak, koyduğu hükümleri koyabilir?
 
Bir devlet güvencesi adı altında bu kısas ayeti, kısas veya diyet ile icra ederse hiç kan davası gibi bir töre cinayeti revaç görüp, gelişebilir mi?
 
Ya da nikâhsız kadın, erkek ilişkisine “had” cezası uygulansa, batıda hiç namusuz kalır mı? ( Bunların örneklerini çoğaltmak mümkündür.)
 
Elbette kalmaz, o zaman bunu niye yapmıyorsunuz? Yapamazsınız! Zira bu evrensel değer, İslam’ın Yasası olduğu için! O halde sorun ne kan, ne töre, ne Kürt, ne de Türk sorunudur. Sorun rejimin düşman’ı gibi görülen, İslam’dır. O halde insanlığın huzuru ve bu kısas ayetinin uygulanılması için, cemaat’se cemaat, devlet’se devlet şarttır.
 
Birde tersini düşünün, adamın evladı öldürülüyor; bu acıyı yüreğinde zerre kadar duymayan, İslam’a ve ona inananlara gerici diyen, sarhoşluğu ilericilik sanan bir hâkim, hele öldüren taraf zengin ve nüfuslu ise, bu şahıs oturuyor 1400 yıl evvelki cahiliye de olduğu gibi kendi kendine gelin güveyi oluyor. Ve zalim güçlüden taraf, haklı mazluma da tavır koyuyor.
 
Ateş düştüğü yeri yakar.
 
Bu acı dinmediği gibi acısını söndüremediğinizde bu ateş, bu zulmü yapana (bu devletse devlet, korucuysa korucu ve bu halka ihanet eden ne kadar mürted varsa ona) bir gün, kor olarak döner.
 
Şimdi, Bilge köyünde ne olduğu daha belli olmayan, ihtimaldir ki sansasyonel bir katliamla, koruculuk sistemini tartışacaksın. Sende, sözde bilirkişiliğe soyunarak, bu menfur olayın adını klasik bir söylemle, orada yaşayan halkı kara cahillikle, töre cinayeti, kan davası gibi yanlış ve eksik tanımlamalarla açıklayacaksın. Hâlbuki biraz gazeteci veya uzman biri olarak, hâkim gücün gözü kulağı olacağına, milletin gözü kulağı olsan, doğrulara da şaşı bakmasan olmaz mı? İslam’dan uzak bir devlette bile bir fahişeye vesika verirken, onu tepeden tırnağa kadar tedavi ettikten sonra, verdiğini bildiğin halde, bu eğitimsiz bırakılmış insanlara silahı nasıl ve neden verdiğini düşünmez misin?
 
Doğunun aklıselim, kalbi selim insanı, mürted örgüt için bunlar halkının hainleridir dediğinde, ferasetten uzak olanlar, meseleyi iyi tahlil edemedikleri için davası, Yaratıcısına kul olmaktan başka derdi olmayan insanlara düşman olmuş, liderlerini de kahraman ilan etmişlerdi. O günün özgür Kürdistan’ını isteyenler, bugün yerel yönetimlerde, hatta daha basit görevleri kabul edeceklerini söylüyorlar.
 
Davası Allah olmayanı Cenabı Hak, daha bu dünya da zillete duçar eder. Utanmadan dersiniz ki “bizi laik bir örgüt olarak biliyorsunuz, eğer bizi hesaba almazsınız Kürdistan gericilerin olur”. Bunların foyası meydana çıktı. Daha da ikna olmayanlar için Hasan Cemal’in yazı dizisini okusun. Eğer kastettikleri gericilik Müslümanlık ise, evet Doğulu Müslüman’dır.
 
Zira izzet ve şeref Allah’a ve Peygamberlerine inanan müminlerindir.
Not: Kısas ile ilgili bilgiler El-mizan fi tefsir’il- Kur’an’dan yararlanılmıştır.