Suriyeli bir kiracının ev sahibini öldürmesiyle başlayan olaylar, vatanperver bazı kesimler tarafından büyütülmeye çalışılmaktadır. Yerli halk ile Suriyeliler arasında çatışma ortamı meydana getirmek istemektedirler.

Suriyelilerin namus düşmanı olduklarını, bunlar geldikten sonra kiraların arttığını, işsizliğin aşırı derecede arttığını, park ve bahçelerde Suriyelilerden geçilmediğini, kira için ev sahiplerini öldürdüklerini, çalıştıkları iş yerlerinde para için işverenlerini öldüklerini vb. gibi söylemler oluşturarak halk içerisinde Suriyelilere karşı kin ve öfke oluşturma çabasına girmektedirler.

Her ne kadar yukarıda söylenenlerin birçoğunun Suriyeliler arasında mevcut olduğunu görsek de bunların bu duruma düşmesine yerel halkın da katkısının olduğunu unutmayalım.

Çünkü fırsatçı olan ev sahipleri daha çok kira geliri elde etmek adına kira fiyatlarını yükseltmiş, birçok ev sahibi daha yüksek kira almak için eski kiracılarını çıkartarak, yerine Suriyeli aile koymaktadırlar.

Maddi durumu iyi olmayan veya kalacak daire bulamayan Suriyeli aileler ambarlarda, park ve bahçelerde barınmak zorunda kalmaktadırlar. Burada kalan Suriyeli aileler ister istemez çevrelerine rahatsızlık vermektedirler.

Hükümetin Suriyeliler için takip etmiş olduğu politikanın yetersiz olduğunu ve tıkanmış olduğunu görmekteyiz.

Suriye’deki savaşın Libya’daki savaş gibi çabuk biteceği düşüncesiyle kısa süreli bir strateji belirleyerek ve ciddi bir hazırlık yapmayarak Suriyelileri gelişi güzel Ülke içerisine almıştır.

Gelişi güzel olan bu göç, şehirlerin mevcut düzenini bozmuştur. Şehrin ekonomik, sosyal ve kültürel konularda sıkıntı yaşamasına sebep olmuştur.

Mevcut bu sıkıntılı durumu kendi siyasi menfaatleri doğrultusunda istifade etmek isteyen bazı kesimler, olayların alevlenmesi için yangına körükle gitmekte, yaranın iyileşmesine yardımcı olmak yerine yarayı sürekli kaşımaktadırlar.

Suriyeli kiracının namus meselesi nedeniyle ev sahibini öldürmesi olayını, farklı yorumlayarak halkı meydana dökmeye çalışmaktadırlar.

Özellikle Gezi olaylarının mimarı konumunda olan yapıların, Gezi olaylarında Türkiye’deki elit kesimi “ağaç kesimine engel olma” adına meydana dökerek yapmaya çalıştıklarını; bu defa toplumun alt kesimini “Suriyelilere karşı kışkırtarak” halkı meydana dökerek siyasi amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar.   

Ayrıca piyasada yalan haberler de yaymaktadırlar. Suriyelilerin su dağıtım şebekelerine zehir attıklarını, bundan dolayı bazı kişilerin öldüğünü belirten akla zarar haberlerin çok kısa bir sürede şehrin her tarafında yayıldığını görmekteyiz.

Bazıları Suriye’den gelenlerin ülkelerini bırakmamaları ve orada savaşmaları gerektiğini söylemektedirler. Şayet Suriye’de taraflar belli olsa ve saflar net olsa bu düşünceye hak verebilirim.

Fakat bugün Suriye’de “At izi, it izine karışmış” durumdadır. Kişi hangi tarafta yer alırsa alsın, kanın daha çok akmasına ve grupçukların artmasına sebep olacaktır.
Asr-i Saadet döneminde Ben-i Mustalık Gazvesinde Münafıkların başı Abdullah Bin Selül’ün yapmış olduğu propaganda ile günümüzde Suriyelilere karşı kin ve öfke oluşturmak için propaganda yapan zihniyetin aynı olduğunu göreceğiz.

Gazve esnasında Hazreç Kabilesinden Benî Amr b. Avf’ın müttefiki olan Sinan b. Veber el Cühenî ile Hz. Ömer'in Benî Gifar'dan ücretle tuttuğu seyisi Cahcah arasında, kuyu başında kovalarının birbirine karışması yüzünden bir kavga çıktı.

Cahcah, yumruk ve tokatlarla Sinan'ın yüzünü gözünü kanlar içinde bıraktı. Sinan ise feryadı basıp, "Yetişin ey Ensâr, neredesiniz?" diye bağırdı.

Öte taraftan Cahcah da, "Yetişin Muhacirler, neredesiniz?" diye seslendi.

Feryadları duyan Ensâr ile Muhacirler derhâl toplandılar. Kılıçlarını sıyırdılar. O sırada Resûli Ekrem Efendimiz, topluluğun bulunduğu yere geldi ve "Cahiliye insanlarının dâvası mı güdülüyor?” Buyurdular.

Ashab, bir Muhacirin Ensâr'dan bir Müslümanı tokatladığını söyleyince, "Bırakınız şu Câhiliyye âdet ve dâvasını... Çünkü o, bir murdarlık, bir kötülüktür. Câhiliyye dâvasını güden, kendini Cehennem'e atmış olur" buyurdu. Bunun üzerine Sinan, Cahcah üzerindeki hak ve dâvasından vazgeçti.

Bu esnada münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül'ün ortaya atıldığı görüldü. Zîra, bu hâdise, onun için ele geçmez bir fırsattı. Bunu bahane ederek Müslümanların arasını bozabilirdi. Nitekim, "Ey Ensâr; Bu Muhacirler, sayenizde kuvvet ve şöhrete nail olmuşlarken, şimdi bize böylesine hakaretle muamele ediyorlar." diye bağırdı.

Sonra Şeytanî bir tavırla kavmine dönerek, "Bunları şehrinize getirip yer verdiniz, mal ve erzakınıza ortak yaptınız. Uğradığınız bu hakaretlere tek sebep, yine sizsiniz. Vallahi, bir Medine'ye dönecek olursak en izzetli ve kuvvetli olan en zelil ve en zayıf olanı oradan sürüp çıkaracaktır." diye konuştu.

İşte yukarıda anlatıldığı gibi bugünde toplum içerisinde münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül karakterinde  kişiler mevcuttur. Bunlarda her yerde "Ey Gaziantepliler; Bu Suriyeliler, sayenizde kuvvet ve şöhrete nail olmuşlarken, şimdi bize böylesine hakaretle muamele ediyorlar.", "Bunları şehrinize getirip yer verdiniz, mal ve erzakınıza ortak yaptınız…”  gibi benzer söylemler geliştirerek halkı Suriyelilere karşı kışkırtmaktadırlar.

Bizim bu tür durumlarda Allah Resul’ünün ashabına yaptığı nasihati kendimize ve çevremize yapmalıyız ve şöyle demeliyiz:

"Câhiliyye insanlarının dâvası mı güdülüyor?”

(Günebakış)