Din-i Mübin uğruna mücadele eden muvahhit Müslümanlar tarih boyunca zalim, zorba, müstekbir ve tağutların baskı, saldırı ve zulümlerine maruz kalmışlardır. Muvahhit Müslümanlar yapılanlardan sonra ilahi mücadelelerinden taviz vermeyip, büyük bir şevk ve istekle aziz davaya daha bir sıkı sarılmışlardır. Söz konusu baskı, zulüm ve saldırıların, “Ben Müslümanım” diyen her ferdin başına gelebileceğini ve bunun sünnetullah gereği olduğunu da akıllarından hiçbir zaman çıkarmamışlardır.
Yaşadıkları zamanın Firavun, Yezid, Dahhaq ve Ebu Cehilleri, ilk insan Âdem (as) zamanından başlayıp ta günümüze kadar devam eden ve kıyamete kadar da devam edecek olan hak ve batıl mücadelesinde, hakkı haykıranların seslerinin yükselmesine izin vermemişlerdir. Allah-u Teâlâ, zamanın imkân sahiplerinin zulüm ve baskılarına karşın hak yolun yolcularını hiçbir zaman ve hiçbir mekânda yalnız ve yardımsız bırakmamıştır. Allah’ın yardımı daima hak yolun yolcularıyla olmuştur. Tarih sayfaları, bu gerçeklerle doludur.
Allah-u Teâlâ nasıl ki, Mekke kodamanlarına karşı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’i hayatı boyunca yalnız ve yardımsız bırakmadıysa, şuanda O’nun (sav) yolundan yürüyen muvahhit Müslümanları da yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır. Çünkü bu yüce Rabbimizin ilahi bir vaadidir. Şüphesiz Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı hak yolda sabit kılar.” (Muhammed/7)
İslam davasına ve Müslümanlara yardım etme yolundaki mücadelede sıkıntı da olacaktır, muhacerat ve şehadette olacaktır. Bazen iftira, karalama, aşağılama ve hakarette olacaktır. Akraba, eş ve dostlar tarafından çeşitli komplo ve kumpaslar da kurulacak, boykotlar da uygulanacaktır. Bazen yardıma muhtaç olunduğu zamanda, hiç kimsenin yardım ve desteği olmayacak ve bazen de çalınan kapılar daha tamamen açılmadan bir bir kapanacaktır.
İnsanlık tarihi boyunca, küfrün yandaşı zalim, zorba, mürtet ve mülhitler Müslümanlara karşı birçok saldırı ve katliam yapmışlardır. Bazen bombalarla, bazen arkadan kurşun yağmuruna tutmakla, bazen camide namaz kılan savunmasız ve masum insanları hunharca katletmekle ve bazen de asker kılığına girip camide İslami ders gören muvahhit Müslümanları acımasızca ve kalleşçe kurşuna dizerek şehit etmişlerdir.
Zulüm ve zorbalıklarında haddi aşan zalimler, yaptıkları her ihanet ve katliamlardan sonra zafer çığlıkları atmış ama her seferinde çığlıkları kursaklarında kalmıştır. Yaptıkları ihanet ve katliamların hesabını gecikmeli de olsa mutlaka vermişlerdir. Kanlarını akıtıp şehit ettikleri o mübarek ve muhterem insanların dökülen pak kanlarında boğulmuşlardır. Hâsılı, mazlum ve mustazafların yüreklerini acıttıkları gibi, o zalimlerin de yürekleri kan ağlamış ve acı üstüne acı çekmişlerdir.
Tattıkları acıyı ve yaşadıkları zelilliği içlerine sindiremeyen zalim ve mürtetler güruhu, muvahhit Müslümanlara nasıl daha fazla zarar verebilirim düşüncesini hiçbir zaman akıllarından çıkarmamışlardır. Ellerinde bulunan bütün imkânları seferber etmiş, her türlü kalleşliği ve namertliği yapmaktan çekinmemişlerdir. Yaptıkları katliam ve insanlık dışı vahşetlerle, Mekke dönemindeki kodaman müşriklerle adeta yarışa girmişlerdir.
İslam’a tahammül edemeyen Mekke müşrikleri gibi, günümüzde de aziz İslam’a ve İslami yaşantıya tahammül edemeyenler, Müslümanlara kalleşçe saldırılar düzenlemektedirler. Genç-yaşlı, kadın-erkek demeden onları şehit etmektedirler. Bu zulümlere rağmen de muvahhit Müslümanlar ölümü göze alma pahasına, tıpkı asr-ı saadet dönemindeki kahraman ve korkusuz sahabeler gibi zalim ve zorbaların istek ve arzularını yerine getirmemekte ve zulümlerine boyun eğmemektedirler.
Tarih sayfaları, İslam davasına karşı tahammülsüz olan mürtet, mülhit ve müstekbirlerin yaptıkları insanlık dışı zulümlerle doludur. Sırf Müslüman oldukları, camiye gidip İslami ders gördükleri, tağut ve mürtetlerin zulümlerine sessiz kalmadıkları, menfaatleri gereği güçlünün yanında olmayıp mazlum ve mustazafların safında oldukları için zulümlere uğrayan, memleketlerinden çıkarılan ve şehit edilen aziz dava adamlarının yaşadıklarıyla doludur.
Ve tarih sayfaları; sırf Hizbullahi düşünceyi benimsedikleri ve benimsedikleri düşünceye göre yaşam ve yaşantılarını idame ettirdikleri için, 26 Haziran’ın 1992’sinde camide ders gördükleri esnada PKK’li Rûreşler tarafından kurşuna dizilen ve hunharca şehit edilen Susa Köyünün mütedeyyin ve mazlum insanlarının yürekleri inciten hatıraları ve yaşadıkları mazlumiyetlerle doludur.
26 Haziran 1992 yılında Susa’da mazlumca şehit edilen Hüseyni mektebin 10 kahraman Cami Yarenini rahmet, minnet ve hürmetle yâd ettiğimiz bu günlerde, Rabbimiz şehadetlerini kendi rızası için kabul buyursun ve bizleri de o aziz şehitlerin açtığı kutlu yoldan yürüyenlerden eylesin. Şanı yüce Rabbimiz, asker kılığında Susa köyüne girip camiyi necis ayaklarıyla kirleten, kutsallara hakaret eden ve camide ders gören 10 Hizbullahi muvahhidi hunharca katleden zalimleri, katliam emrini verenleri ve bu katliamın arkasındaki karanlık güçleri de Kahhar sıfatıyla kahr-u perişan etsin.
(Hürseda Haber)