1981-2011 yılları arasında Mısır’ın Cumhurbaşkanı olan asrın firavunu Hüsnü Mübarek, 25 Ocak 2011’de başlayan ve 18 gün süren halkın yoğun eylem ve protestoları sonucu 30 yıllık Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmak ve bütün yetkilerini orduya devretmek zorunda kaldı. Hüsnü Mübarek’in görevini bırakmasının ardından Mısır’da sular yine de durulmadı. Halk, Tantavi başkanlığında kurulan geçiş hükümetinin görevi bırakmasını ve demokratik bir seçimin olmasını istiyordu.
Halkın baskısı sonucu Mısır tarihinde ilk demokratik seçimler, ilk turu 23-24 Mayıs 2012’de, ikinci turu da 16-17 Haziran 2012’de yapıldı. Seçimi ikinci turda yüzde 51.73 oy alan Müslüman Kardeşler Hareketi’nin adayı Muhammed Mursi kazandı. Muhammed Mursi, göreve gelir gelmez birlik ve beraberlik mesajları verdi. Ülkenin iç ve dış güvenliğini tesis edeceğine, halkın çıkarlarını ve bağımsızlığını koruyacağına, hak ve adaletten şaşmayacağına, vatandaşlarının menfaatleri doğrultusunda reformlar yapacağına ve Mısır halkının gerçekleştirdiği 25 Ocak devriminin ilkelerine sadık kalacağına dair yemin etti.
Müslüman Kardeşler’in zaferini hazmedemeyen muhalif guruplar ve dışardaki batılı destekçileri, Mursi’nin bütün politikalarını eleştirmeye ve Mısırlıları meydanlara inmeye davet ettiler. Mursi karşıtı muhalif guruplar, 25 Ocak devriminin sembolü Tahrir Meydanı’nda eylemler yapmaya başladılar. Sinsi batının ve batının güdümündeki Mısır ordusunun desteğini alan Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Temerrüd Hareketinin başını çektiği darbe severler, 30 Haziran gününü büyük isyan günü ilan ettiler ve Mısır’ın birçok yerinde Muhammed Mursi aleyhine pankartlar açıp eylemler yaptılar.
Mısır tarihinde ilk defa demokratik seçimlerle başa gelen meşru Cumhurbaşkanına karşı sürdürülen eylemlere sessiz kalan Ordu, gelişen olaylarla ilgili bir beyanat verdi ve Muhammed Mursi’ye muhalif guruplarla anlaşması için 48 saat mühlet verdiğini açıkladı; aksi takdirde kendi yol haritasını uygulayacağını duyurdu. Batının süfli oyunlarına alet olan muhalif guruplar, ordunun açıklamasını sevinçle karşıladı. Ordunun 48 saat mühletinden sonra, 3 Temmuz akşamı tarihe kara bir leke olarak kaydedilen askeri bir darbe yaşandı. Mısır Savunma Bakanı ve aynı zamanda Silahlı Kuvvetler Komutanı Abdülfettah el Sisi yanına muhalif gurup liderlerinden Baradey, Ezher Şeyhi Ahmed et Tayyip, Kıpti Patriği Tavadros ve Selefi Nur Partisiyle beraber muhtelif gurupların desteğini alarak Muhammed Mursi’yi görevden aldığını ve anayasayı iptal ettiğini açıkladı.
Batının ve farklı devletlerin desteklediği Mısır ordusunun Muhammed Mursi’yi görevden aldığını açıklamasından sonra, İhvan Teşkilatı’ndan da açıklamalar yapıldı. Mısır’ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, darbeyi kabul etmediğini ve görevinin başında olduğunu açıkladı. Mısır halkını da, darbeye ve darbecilere karşı direnmeye davet etti. Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşlerin çağrısıyla onurlu halk meydanlara indi; iradesine sahip çıkacağını ilan etti. Halk, ordunun sivil iradeye darbe yaptığını ve kesinlikle bu darbeyi kabul etmeyeceğini ve Mursi’nin tekrardan görevinin başına geçmesine kadar gösterilerini barışçıl bir şekilde devam ettireceğini duyurdu.
Mursi karşıtlarını ve Ezher Şeyhi’ni yanına alarak darbeyi meşrulaştırma çabasında olan ordu, onurlu Mısır halkının bu denli kararlı olacağını tahmin edememiş olacak ki, sonraki süreçlerde Cumhurbaşkanı ve Başbakan ataması konusunda sıkıntı yaşadı. Darbeye destek veren kimi guruplar Cumhurbaşkanı ismi üzerinden ittifak edemedikleri için uzlaşı sürecinden desteklerini çektiklerini açıkladı.
Çok farklı gelişmelerin yaşandığı 3 Temmuz askeri darbesinden sonraki en can alıcı olay ise, 8 Temmuz sabahı yaşandı. Ordu birlikleri, Cumhuriyet Muhafızları Karargâhı önünde sabah namazlarını eda eden darbe karşıtlarına, namaz kıldıkları esnada önce gaz bombası attı, hemen sonrasında ise ateş açtı. Ehli vicdan hiçbir kişinin kabul etmediği bu insanlık dışı hunharca saldırıda, içlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu 53 masum hayatını kaybetti, yüzlerce kişi de yaralandı. Ordunun yaptığı katliam ve zulüm bununla da kalmadı; saldırıdan sonra hem yaralıların hastanelere sevk edilmesine, hem de yaralılara dışarıdan müdahale edilmesine, ayrıca da ambulansların cenazeleri almalarına izin verilmedi.
Verilen ağır bedellerden sonra dahi Müslüman Kardeşler cephesinden geri adım atılmadı, aksine haklı ve onurlu direnişlerini sonuna kadar sürdüreceklerini açıkladılar. Şehitlerin akan o temiz kanlarının, aziz dava adamlarının verdikleri ağır bedellerin, yeryüzü şahitlerinin gösterdikleri haklı direnişlerin ve dünya Müslümanlarının ettiği duaların tez zamanda zaferi getireceğine inançlarının tam olduğunu belirtiler.
Darbeciler ve yerli destekçileri baltacılar, Müslüman Kardeşler Teşkilatı mensuplarına ve diğer darbe karşıtlarına her türlü zulmü reva görmeye devam ettiler. Ülkenin muhtelif şehirlerinde barışçıl gösteri yapan darbe karşıtlarına, silahlı ve satırlı saldırılar gerçekleştirdiler. Bu alçak ve kalleşçe saldırılarda sayıları yüzleri bulan masum ve savunmasız darbe karşıtı can verdi.
Darbeci cunta ve destekçilerinin yaşattığı zulüm, haksızlık ve katliamlar ardı sıra devam etti. 27 Temmuz’da Rabiatul Adeviyye Meydanı ve çevresindeki darbe karşıtlarına, batı kuklası keskin nişancılar tarafından gerçek mermilerle ateş açıldı. Sonuç yine çok acıydı: 200’den fazla masum insanın hedef gözetilmeksizin rastgele açılan ateş sonucu hayatını kaybettiği ve 5 bin kişinin de yaralandığı açıklandı.
Kana doymayan Mısır cuntası ve paranın kölesi işbirlikçileri, 14 Ağustos’ta da tarihe kara bir leke olarak kaydedilen bir katliama daha imza attılar. Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarında silahsız ve barışçıl bir şekilde gösteri yapan darbe karşıtlarına müdahale ettiler. İnsanlıktan nasiplenmemiş vicdansızlar hedef gözetmeksizin açtıkları ateş sonucu bine yakın masumu katledip, binlercesini yaraladılar. Verdikleri söze sadık kalarak şehadet şerbetini içenlerin arasında İhvan liderlerinden Muhammed el Biltacı’nın 17 yaşındaki kızı Esma’nın da bulunması acıyı ikiye katladı.
Vicdanları derinden üzen söz konusu katliamı gerçekleştiren keskin nişancıların, katliamdan sonra birbirlerini tebrik eden görüntülerinin ortaya çıkması kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı. İnsani duyguları körelmemiş herkes bu vahşeti en üst perdeden lanetledi. Türkiye’nin birçok noktasında destek gösterileri yapıldı; dua ve beddualar edildi. Katliamdan sonra Müslüman Kardeşler sözcüsü Cihad el Haddad şahsi Twitter hesabından şunları yazdı: “8 saattir süren kitlesel cinayetler var ve ne Mısır’da ne de dünyada bunu durduracak tek bir aklı başında kimse var! 2000’den fazla ölü, 10.000’den fazla yaralı ve dünya seyrediyor.”
Cuntanın katliamlarına insanlık sessiz kalıp ciddi tepkiler vermeyince, darbeciler daha da azgınlaştı; zulüm ve katliamlarına devam ettiler. Barışçıl gösteri yapanlara karşı daha farklı ve daha sert yaptırımlar uygulamaya başladılar. Yaptıkları ve uyguladıkları bütün yöntemlerden sonra bile darbe karşıtlarını meydanlardan çıkaramadılar. Darbe karşıtları verdikleri on binlerce bedelden sonra bile barışçıl gösterilerine devam etti. Gösterilerin devam etmesi karşısında batı destekli cunta yönetimi, olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Darbecilerin zulümlerine ve katliamlarına boyun eğmeyen onurlu insanlar, yaşanılan gözaltı furyalarına rağmen barışçıl gösterilerine devam ettiler. Katliamlara ve zulümlere tepki amacıyla, ülkenin birçok noktasında “Gazap (Öfke) Cuması” adı altında geniş katılımlı gösteriler düzenlediler.
Cunta yönetimi ve işbirlikçileri, katlettikleri binlerce masum insana ve uygulamaya çalıştıkları en sert yaptırımlara rağmen, darbe karşıtlarına galebe çalamadılar. Ancak yine de zulümlerinden geri adım atmadılar. İhvan’ın faaliyetlerini yasaklamanın ve hareketi terör örgütü ilan etmenin hesaplarını yapmaya başladılar. Ülkenin her noktasında İhvan’a karşı düşmanca davranmaya ve mensuplarını haksız, hukuksuz ve gerekçesiz bir şekilde gözaltına almaya başladılar. Birçok liderlerinin de aralarında bulunduğu binlerce üyesinin gözaltına alınmasından sonra İhvan Hareketinden, “Tek bir kişi kalsak bile, haklı ve onurlu mücadelemize meşru yollarla devam edeceğiz” açıklaması yapıldı.
Cunta güdümündeki mahkeme tarafından, 2013’ün Eylül ayında Müslüman Kardeşler Teşkilatı hakkında kapatma kararı verildi. Kapatma kararı bazı yetkililer tarafından yalanlansa bile daha sonra doğru olduğu ortaya çıktı. 23 Aralık 2013’te Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamada, Müslüman Kardeşler Teşkilatı “Terör Örgütü” olarak ilan edildi. Yapılan açıklamada, İhvan Teşkilatına bağlı oluşumların ‘ülke içinde ve dışında terör örgütü ilan edildiğini ve üyeliği tespit edilen herkese cezai müeyyide uygulanacağını’ belirtildi. İhvan Hukuk Komitesi, Bakanlar Kurulunun aldığı ve açıkladığı bu kararı tanımadıklarını açıkladı.
İhvan’a ve üyelerine yönelik yaptırımlara sürekli devam edildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin konuşulmasına başlanmasından sonra, Mısır Acil İşler Mahkemesi 16 Nisan 2014’de ‘İhvan’ın terör örgütleri listesinde bulunduğu’ gerekçesiyle mensuplarının Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olamayacağına karar verdi.
İhvan’ın yasaklanmasından sonra gözaltına alınan binlerce darbe karşıtı hakkında soruşturmalar açıldı. Şiddete teşvik suçlamasıyla açılan soruşturmalarda göstermelik yargılamalar sonucu yüzlerce kişiye idam cezası verildi. 24 Mart 2014’te Minya Ceza Mahkemesi, 26 dakika süren duruşmada 529 darbe karşıtına idam cezası verdi ve dosyalarının müftülüğe gönderilmesini kararlaştırdı. 529 darbe karşıtından 37 kişinin idamı onandı ve 491 kişinin idam cezası da müebbet hapse çevrildi.
529 kişiye verilen idam cezalarının sıcaklığı hala devem ederken, Mısır yargısı yine tamamen siyasi bir kararla 683 darbe karşıtına daha şiddete teşvik suçlamasıyla idam cezası verdi. Tepkilere rağmen darbe karşıtlarına verilen idam cezaları aralıksız devam etti. Cunta güdümündeki mahkemeler, çeşitli tarihlerde, aralarında İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii, Teşkilat liderlerinden Muhammed Biltaci ve Safvet Hicazi’nin de aralarında bulunduğu 183 kişiye daha “şiddete teşvik ve karakollara saldırı” suçlamasıyla idam cezası verdi.
Darbenin baş aktörü Abdulfettah el Sisi, sürekli, 3 Temmuz’da yaptıkları müdahalenin bir darbe olmadığını ifade ediyordu. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını açıklamasıyla asıl niyetini ve hedefini ortaya koymuş oluyordu. Zulüm ve katliamlarla asrın firavunu Mübarek’i geride bırakan Sisi destekçilerinin tehditleri ve ordunun silahları gölgesinde göstermelik Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Seçimleri Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın boykot etmesiyle, halkın seçimlere ilgisi ve katılımı çok az oldu. Sonrasında, sonucu daha önce belli olan sonuçların açıklanmasıyla, Abdulfettah el Sisi’nin seçimleri kazandığı ifade edildi. Darbeci Sisi’nin göstermelik seçimlerde birinci çıkmasının ardından Arap liderler başta olmak üzere birçok lider Sisi’yi tebrik etti. Sisi’yi tebrik edenlerin arasında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de olması manidar bulundu ve haftalarca Sisi’yi lanetleyen ehli vicdanın tepkilerine yol açtı.
3 Temmuz darbesinin sene-i devriyesinde, cuntacı yönetimi işlediği binlerce cürümden dolayı insani duygularını yitirmemiş kesimler sert bir biçimde kınamakta ve lanetlemektedirler. Ve Mısır’ın seçimle başa gelmiş Cumhurbaşkanını darbeyle görevden uzaklaştıranların, barışçıl gösteri yapan mazlumları hunharca katleden katillerin, sabah namazı kılan ehl-i kıblenin üzerine hedef gözetmeksizin ateş açanların, uyduruk gerekçelerle binlerce darbe karşıtına idam cezası verenlerin, cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak için binlerce masum anne, baba, evlat ve eşin yüreğini derinden acıtanların ve 3 Temmuz 2013 askeri darbesinden bu yana yaşanılan zulümlere sessiz kalıp darbecileri destekleyenlerin hem bu dünya da hem de ebedi yurt ahirette cezasız kalmamalarını ve kahr-u perişan olmalarını istemektedirler.
(Hürseda Haber)