Filistin’de yaptığı katliamlar sebebiyle vicdani duygularını yitirmemiş bütün onurlu insanlar tarafından şiddetle kınanan ve lanetlenen terör devleti İsrail’in bağımsızlığı, David Ben Gurion (İsrail’in ilk başbakanı) tarafından 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edildi. Kuruluşundan günümüze yaptığı binlerce zulüm ve katliam sebebiyle terör devleti İsrail’in adı sıkça duyuldu. Yaptığı katliamlardan dolayı adının geçtiği her haberi dünya kamuoyu yakından takip etti; basın kuruluşları haberleri sarsılarak abonelerine servis etti; duadan başka yapabilecekleri olmayanlarda haberleri gözyaşı içinde izledi.

Korsan devlet İsrail’in cürümleri, zulümleri ve katliamları hiçbir zaman bitmedi. 7 Temmuz günü, tarihin kara sayfalarına kaydedilen bir vahşete daha imza attı terör devleti. Kaçırıldıktan sonra öldürülen 3 vatandaşını bahane ederek Gazze’ye havadan ve denizden başlattığı operasyonlarda vahşice katliamlar işledi; kadın-erkek, genç-yaşlı ayırt etmeden iki bine yakın masum ve mazlumu hunharca katletti. 17 Temmuz’da da bu vahşi saldırılarını kara harekâtıyla devam ettirdi.

Kara harekâtının başlangıcı, katiller çetesi barbar İsrail’in sonu anlamına da gelebilirdi aslında. Ki bundan dolayı da terör rejimi İsrail kara harekâtına başlamaktan, İslami Direniş Hareketi HAMAS’ın silahlı kanadı İzzeddin el Kassam’ın izzetli direnişiyle ve korkusuz askerleriyle birebir çarpışmaktan çekiniyordu. Korsan devlet İsrail, söz konusu sebeplerden dolayı 7 Temmuz’da Gazze’ye ve Gazze’deki masum ve mazlumlara yönelik denizden ve havadan başlattığı saldırılarda, kara harekâtına ancak 17 Temmuz’da başlayabildi.

İslam ümmetinin bağrına saplanmış kanlı hançer mesabesindeki terör devleti katil İsrail, saldırılarını kara harekâtını başlattıktan sonra da çok acımasızca ve vahşice sürdürmeye devam etti. Annelerinin kucağında mışıl mışıl uyuyan günahsız bebeleri, sahilde oyun oynayan suçsuz masumları, parklarda salıncaklara binen yetim çocukları, Birleşmiş Milletler binalarına sığınan acılı ve kederli aileleri acımadan ve hiçbir hassasiyeti gözetmeden hunharca katletti.

Zulme ve zalimlere karşı onurlu bir duruş sergileyen ve daima mazlumların yanında saf tutan dünya halkları, bebek katili İsrail çetesinin Gazze’de yaptığı insanlık dışı saldırılara, katliamlara ve soykırım girişimine ciddi anlamda tepkiler verdi. Seslerini, zalim ve barbar İsrail devletine ve destekçilerine karşı gür bir şekilde yükseltti. Vicdan sahipleri duyarlı insanlar tarafından birçok ülkede geniş katılımlı protesto eylemleri yapıldı, katil ve terörist İsrail devleti lanetlendi, bayrakları yakıldı. Katiller çetesinin yeryüzünden silinmesi için şanı yüce Rahman’a dualar edildi; münacatlarda bulunuldu.

Yüreği yanık onurlu insanlar, İsrail’in ve İsrail’i destekleyen firmaların mallarının boykot edilmesi için çeşitli adımlar attılar; bazı girişimlerde bulundular. Devletin etkili ve yetkili kurumlarından, terörist İsrail ile ilişkilerin dondurulmasını ve büyükelçisi’nin derhal sınır dışı edilmesini ısrarla talep ettiler. Tepkilerine aralıksız devam eden zulme karşı duran insanlar, mazlum Gazze’li Müslümanlar için yardım kampanyaları da başlattılar. İmkânların seferber edildiği kampanyalara, yardımlaşmayı ve dayanışmayı şiar edinen erdemli insanlar çok büyük destekler verdiler.

Elbette, duyarlı insanların sosyal medya platformlarında yaptıkları çalışmaları da zikretmek gerekir. Katil ve barbar İsrail’in yaptığı her saldırı ve işlediği her cürümden sonra İslam ümmetinin sorunlarına karşı duyarlı olan sosyal medya kullanıcıları, (özellikle de Twitter kullanıcıları) terörist İsrail’i şiddetle ve nefretle lanetlediler. Terör örgütü İsrail’in 1948 tarihinden bu yana yaptığı katliamları ortaya çıkaran çalışmalar yaptılar; dünya gündemine ve Türkiye gündemine giren hashtaglar başlattılar. Bebek katili İsrail’in zulümlerinden ve katliamlarından tüm dünyanın haberdar olması için gerekli adımlar attılar; zulme ve katliama maruz kalan Gazze’li Müslüman kardeşlerinin daima yanlarında olacaklarını yaptıkları çalışmalarla tüm dünyaya duyurdular.

İsrail terör devleti 2006’da Lübnan Hizbullah’ı ile giriştiği savaşta olduğu gibi, Gazze’deki savaşta da kara harekâtına başladıktan sonra “başarısız” oldu. İsrail basınının orduya yönelik yaptığı sert eleştiriler, ana muhalefetin kara harekâtı kararını veren hükümete istifa etmesi yönünde yaptığı baskı ve bazı radikal yahudi gurupların Netanyahu’nun verdiği kararlardan dolayı yargılanmasını istemeleri, aslında her şeyi çok iyi bir şekilde özetlemekte ve katiller çetesi İsrail açısından ortaya çıkan “zillet tablosu”nu net olarak önümüze çıkarmaktadır.

Ümmeti Muhammed’in iftiharı İzzeddin el Kassam’ın kahraman askerlerinin onurlu mukavemeti, korkak siyonist askerleri şaşkına çeviren azametli Kassam komutanlarının inanılmaz savaş taktikleri, Filistinli Müslümanların izzetli duruşu, siyasi kanat Hamas’ın kararlılığı ve dünya Müslümanlarının Gazze konusunda yekvücut oluşu İsrail terör devletinin bu savaşta zilleti tatmasında en büyük etken oldu.

Savaşın başladığı 7 Temmuz’dan buyana belirli aralıklarla Gazze’deki savaşın sadece Hamas ile İsrail arasında yaşanılan bir savaş olmadığı; bu savaşın hak ile batıl arasında yaşanılan bir savaş olduğu vurgusu yapılıyordu. Gelinen noktada bu gerçekliğin daha net ortaya çıktığı görülmektedir. Rabbimize hamd olsun ki, hak ve batıl savaşında zaferi hakkın taraftarı olan Gazze’li Müslüman kardeşlerimize nasip etti.

Gazze’li Müslüman kardeşlerimizin izzetli direnişi ve onurlu mücadelesi, terör devleti İsrail’e büyük bir mağlubiyet ve hezimet yaşattı. Ve yine Gazze’li Müslüman kardeşlerimiz, ümmeti Muhammed’e ittihat noktasında buluşmanın adresinin neresi olduğunu açık bir şekilde bir kez daha göstermiş oldu. Şahsen bu hususun da en az “Kassam’ın Zaferi” kadar önemli olduğunu ve vahdeti arzulayan Müslüman yazarlar tarafından ara ara işlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

(Hürseda Haber)