Çocukları PKK tarafından dağa kaçırılan gözü yaşlı ailelerin Diyarbakır Belediyesi önünde başlattıkları ve daha sonra Şeyh Said Meydanında devam ettirdikleri oturma eylemi bugün itibarıyla 123. gününde… Diyarbakır başta olmak üzere diğer birçok ilden de gelerek eyleme destek veren mağdur ailelerin onurlu mücadelesi gıpta edilecek bir mücadele…
Dört aydır çeşitli sıkıntı, zorluk ve engellerle karşılaşmalarına rağmen, hatta kimi HDP’lilerce tehditler almalarına ve iğrenç iftiralara uğramalarına rağmen eli silahlı PKK’nin çocuk kaçırmasına karşı onurlu bir mücadele sergilediler.
Hatırlarsınız; aileler, eylemlerinin ilk günlerinde Diyarbakır Belediye’sinin bahçesindeydiler. Oturma eylemlerini burada sürdürmek istiyorlardı. HDP’li 100 kişilik bir gurup oturma eylemi yapan gözü yaşlı ailelere saldırmış, çadırlarını yıkmış, burada oturamazsınız diye tehditler savurmuş ve ağza alınamayacak hakaretler etmişlerdi. Daha sonra da, sırf belediye bahçesinde oturmasınlar diye bahçenin her tarafını köpüklü suyla doldurmuşlardı.
Uğradıkları saldırıya ve haksızlığa karşı HDP’li hiçbir siyasetçi mağdur ailelere sahip çıkmamıştı. Olayın medyaya yansımasından sonra HDP Eş Başkanı Selehattin Demirtaş mağdur ailelerin görüşme talebini kabul etmişti. Aileler, çocuklarına kavuşmaları için kalıcı çözüm beklerken, Demirtaş o görüşmede ailelerden oturma eylemlerini sonlandırmalarını istemişti.
Demirtaş’ın yüreği yanık ailelere yardımcı olması beklenirken söz konusu teklifi yapması ailelerce kesin bir dille reddedilmişti. Demirtaş daha sonra, eylem yapan ailelerin bazı STK ve partilerden para aldığını söylemesi bardağı taşıran son damla olmuştu.
Aileler bu iğrenç iftiraya çok sert tepki göstermiş ve Demirtaş’a şu cevabı vermişlerdi: “Demirtaş, Demirtaş! Bizim gözümüz para pulda değil, çocuğumuzdadır. Biz hiç kimseden para almadık, biz buraya hayvanlarımızı satarak geldik. Kimse bu eylemi yapmamız için bizi teşvik de etmedi. Sen istiyorsan kendi çocuklarını dağa gönder, Gültan (Kışanak) da göndersin, Aysel (Tuğluk) da göndersin; PKK’ye katılsınlar. Biz çocuklarımızı istiyoruz. Çocuklarımız, yanımıza gelmeyinceye kadar eylemlerimizi sürdüreceğiz. Ya çocuklarımıza kavuşacağız ya da bu eylemlerde çocuklarımızı beklerken öleceğiz.”
Aileler bu tarihi adım ve onurlu duruş ile birçok tabuyu kırdı; dokunulmaz denilenlere dokundu. PKK’nin yıllardır çocuk kaçırmasına ve halka zulüm yapmasına ses çıkaramayanlar, oturma eylemi yapan ailelerin gösterdikleri onurlu direnişten sonra adeta yeniden dirildiler. Yani çocukları kandırılarak dağa kaçırılan aileler PKK’ye karşı direniş gösterirken, kimileri de yeniden dirildi adeta...
Eylemlerine 4 aydır Diyarbakır’da devam eden aileler, artık Diyarbakır’da değil Ankara’da devam edecekler eylemlerine… Gözü yaşlı yüreği yanık aileler, geride bıraktığımız hafta sonu Diyarbakır’dan otobüsle Ankara’ya doğru yola çıktılar. Ankara’da Cumhurbaşkanı, Başbakan, bazı parti genel başkanları ve çeşitli STK temsilcileriyle görüşmeler yapacaklar.
Yapacakları görüşmelerde tek hedefleri, sorunlarına nihai çözümün bulunması… Yani çocuklarına yeniden kavuşabilmeleri… Temennimiz o ki, çocukları PKK tarafından dağa kaçırılan mağdur aileler hedeflerine ulaşabilsin; çocuklarına kavuşabilsin.
Aileler, çocuklarına kavuşmayıncaya kadar gönülleri kırık kalacak, yürekleri yanık olacak ve daima gözyaşı dökecekler. Oysa 2002 Kasım’ından bu yana iktidarı ellerinde bulunduranlar, çözüm süreciyle beraber defalarca “barış! gelecek, gözyaşları dinecek, analar artık ağlamayacak” ifadelerini kullandılar. Aynı şekilde HDP cenahından da bu minvalde açıklamalar defaatle yapılmıştı.
Gerçekten öyle mi? Çözüm süreciyle beraber ülkeye “barış” geldi mi? Yıllardır gözyaşı akıtan anaların “gözyaşı” dindi mi? Hani nerede? Analar neden hala ağlıyor? Eşler neden hala feryat ediyor? Babalar neden hala Yakup gibi Yusuflarının yolunu gözlüyor?
Allah aşkına! Çocukları eli kanlı PKK tarafından kandırılarak dağa çıkarılan gözü yaşlı ailelerin çığlıklarını neden kimse duymuyor? Feryatlarını neden hiçbir yetkili işitmiyor? Neden Devlet, Hükümet, HDP bu işe samimice yaklaşmıyor? Neden bu sorunu çözmüyorlar?
Artık yetmez mi yanlış tedaviler? Hani nerede Recep Tayyip Erdoğan’ın B ve C planları? B ve C planları neden devreye girmiyor? Bu planlar şimdi devreye girmeyecekse, ne zaman devreye girecek?
Soruyorum ve samimice bir cevap bekliyorum: Gözü yaşlı ailelerin feryatları dinmeyecekse, anaların gözyaşları durmayacaksa, eşlerin hasretleri sona ermeyecekse, babalar Yusuflarına kavuşmayacaksa ve dahi çocuklar dağa kaçırılmaya ve silahlandırılmaya devam edecekse “barış süreci”nin ya da siz deyin “çözüm (veyahut çözülme) süreci”nin bir ehemmiyeti kalır mı bölge halkı açısından?
Bölge halkının, bu soruların cevaplarını beklediğini kimse düşünmüyor mu acaba?
(Hürseda Haber)