Bir  sevdadır  bu,  benliğimizden  taşan.  Coş-kun  bir  şelale  gibi  çağlayan,  ama  bir  o  kadar huzur  verici,  sükunet  kaynağı.  Bir  sahil-i  selamettir, yolun sonunda görünen. Bir muştudur, Kürdistan’dan cihanın  dört  bir  yanına  yayılan. Bir  çırpınıştır  bu,  azade  olmayı  bekleyen  güvercin  misali,  kanat  çırpmaktır  ötelere.  Asude göklere…

Ve  sen  ey  Ahmed-i  Nurefşan.  Sen’sin  bu  aksiyonun  direksiyonu,  sür  masiva  yollarına. Sen’sin dinamizmin kuvvet kolları, cihanı kuşatan  rahmetinle.  Sen’sin  katre  katre  gönlümüze düşen, cemre selamıyla. Sen’sin aşkımıza şeyda, ruşen  bakışlarınla,  mahrem  bir  edayla.  Sen’sin gözümüzde  şebnem,  toplanıp  akmasına  kıyamadığımız,  nesim  sonrasında.  Sen’sin  mülzem  duyguların haykırışı, feryadı, aşkına pare olmuş dudaklarda.

Geldin  ya  yine  bir  Nisan  bereketiyle,  ne kadar  şükretsek  azdır  Rabbimize.  Bekliyorduk  hep,  Yakup’un  Yusuf’una  kavuşacağı  gün gibi,  Hüseyin’in  şehadet  şerbetini  içeceği  gün gibi,  Musa’nın  Nil  nehrini  geçeceği  gün  gibi, İbrahim’in putları kıracağı gün gibi, İsmail’in kurban olacağı günü bekler gibi, Veysel  Karani’nin sana kavuşacağı gün gibi, Mekke’nin fethini özleyip, beklediğin gün gibi. Bekliyorduk evlerimize şeref, şehirlerimize şan vermeni. Bekliyoruz Sen’i, istasyonu ve milyonluk meydanları. Salavat dağıtmayı, afişleri asıp, el ilanları dağıtmayı, kapı kapı dolaşıp evlere Sen’in nurunu dağıtmayı. Özledik günün yorgunluğunu birkaç simitle atlatıp, tekrar kapı kapı dolaşmayı. Özledik kapıların yüzümüze çarpılıp, hakaret yemeyi. Özledik apartman görevlilerini el ilanları ve cdleri dağıtmak için ikna etmeye çalıştığımız günleri. Özledik  esnafları  bir  bir  gezip  afiş  yapıştırmak için  izin  istemeye  çalışmayı.  Özledik  servis  şö-förleri ile sıkı pazarlık yaptığımız günleri. Bayraklarla  donatılmış  transitlerle,  şehir  şehir,  köy köy dolaşmayı. Özledik miting alanlarına tekbir ve  salavatlarla  girmeyi.  Arşı  alayı  titreten,  küfrün  saraylarını  ve  saltanatlarını  yerle  bir  eden, gökyüzü korosuyla beraber, tekbirlere eşlik etmeyi. Özledik miting bitiminde halay çekmeyi. Aşkımızı namelerle haykırmayı, içimizdeki volkanı haykırmayı.

Sen  de  olmasaydın  ey   Nebi,  nerden  tadına varacaktık  bu  efsunkâr  duyguların.  Sen  de  olmasaydın  ne  anlamı  kalırdı  Nisan’ın  diğer  aylardan. Aşk, soyut bir kavram gibi kalmaz mıydı, kitaplar arasında. Aşkı, mücessem kılan Sen de-ğil miydin? Aşka mana katan sen olduğun gibi. Aşkına  meşk  ettiysen  bizi,  amberefşan  ıtrında mahrum etme bizi.

Zeyd’in  babasına   tercih  ettiği  duygularla, Bilal’in  ezan  okumaya  güç  yettiremediği,  kelimelerle  nakşettiği  sevdayla,  Veysel  Karani’nin gözyaşlarından  akan  manayla,  Ebubekir’i  sıddıklığa  yükselten  bağlılığıyla,  Habbab’ın  işkencelere  dayandığı  gücüyle,  Yasir’in  anne-baba acısını dindirecek metanetiyle, Ali’nin ölüm dö-şeğine yatacak cesaretiyle, Sad’ın ok atışındaki isabetiyle,  Hüseyin’in   sünnetine  temessük  etmesiyle ve milyonlarca peygamber sevdalısı bir halkın özlemiyle; bekliyoruz ve seviyoruz Seni.

Dedik  ya  bekliyoruz  meydanlarda  taşmayı ve  haykırmayı.  Milyonlarla  beraber  tek  yürek  olmayı.  Aşka  boyanmayı,  Allah’ın  boyası ile.  20’sinde  Nisan’ın,  newroz  meydanında buluşmayı…

(Söz ve Kalem Dergisi)