Bismihi Teâlâ
Evet, günlerdir beklenilen 12 Haziran kapıya dayandı. Partilerin davulumsu hummalı çalışmaları da son buldu öylece.
Her ne kadar seçim sonrasını mutlak manada bilemezsek de dünün ve bu günün yarın hakkında verdiği ipuçlarından yarını okumak zor olmazsa gerek. Bununla birlikte belki birileri üzerine alır da işe el atar diye sorun, sıkıntı ve taleplerden birkaçına göz atalım;
Her ne kadar teoride düşünce suç olmaktan çıkmışsa dahi pratikte düşünce hala suç görülüyor. Bundan dolayı birçok Sivil Toplum Kuruluşu yöneticisi ve üyesi yine birçok gazeteci yazar ya davalı ya da tutukludur. Olması gereken herkesin düşünce özgürlüğünü iliklerine kadar yaşamasıdır. Varsın birileri düşüncede Kürdistan’ı kursun, Kürdistan’ın kurulmasını savunsun, diğeri Komünizm’i savunsun, öbürü Şeriat nizamını/devletini arzulasın, savunsun. Bu düşünceler için şiddete başvurulmadığı müddetçe korkmanın âlemi yoktur. Düşünceleri konuşup tartışmanın kimseye zararı olmaz. Olsa olsa düşünceler, ideolojiler konuşularak daha iyi anlaşılır eksi ve artılarıyla daha iyi bilinir. Bu da gerçek manada milletin yoluna ışık tutar.
Çocuklarımıza her gün okutulan “faşist and”a geldiğimizde, maalesef hala okutuluyor. Türk kardeşlerimiz bu andın ne kadar çirkef ve mide bulandırıcı olduğunu gerçekten anlamak istiyorlarsa sadece bir hafta empati yapsınlar. Yüzlerce okulda, binlerce öğrencinin içerisinde değil; kendi evlerinde sadece bir hafta sabahleyin çocuklarına “Kürdüm ve Varlığım Kürt varlığına armağan olsun” dedirtsinler. Sadece bir hafta bunu yapsınlar o zaman bu andın ne melanet olduğunu, pak zihinlere zehirli milliyetçiliği nasıl pompaladığını eminim ki göreceklerdir. Madem öyle bir an önce ehemmiyetle bu “and”a el atılarak ya tamamen kaldırılmalı ya da zehirli söylemlerden arındırılmalıdır.
Yine en az “and” kadar sorunlu olmasına rağmen gündeme getirilmeyen konuşulmayan sorun; milletvekilliği yemini, doktorluk yemini benzeri yeminler.
İlla, “istesen istemesen; sevsen sevmesen, beğensen beğenmesen Atatürk’ün üstüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalma üstüne yemin edeceksin” diyorlar. Bir Allah’ın kulu da çıkıp kardeşim ben niye senin ilke ve inkılâplarına bağlı kalayım bunlar değiştirilmez, bırakılmaz ve vazgeçilmez ayetler mi ki bunları her şeyde ısrarla önüme çıkarıyorsun, demiyor ya da diyemiyor. Evet, bu yeminler de konuşulmalı, tartışılmalıdır. Bu tabu da yıkılmalı ve yeminler kişinin inancı ne olursa olsun inancına halel getiren unsurlardan arındırılmalıdır...
Diğer bir zulüm örneği, onlarca Hizbullah hükümlüsü kendi ikametlerinden yüzlerce kilometre uzaklıktaki cezaevlerinde tutuluyor. Bu şekilde kendileriyle beraber tüm aile fertlerine sürgün çilesi yaşatılıyor. Bir an önce bu yanlıştan dönülüp bu hükümlüler ailelerine en yakın cezaevlerine sevklerinin yapılması elzemken… ama vicdan ne gezer!
Kürdistan’da PKK’nın hakim olamadığı(!) çocuklar vasıtasıyla muhaliflere, dindarlara gözdağı verilmesi meselesine gelirsek son zamanlarda özellikle iş çığırından çıktı. Bölgede devlet mevlet hikâye, kargaşa hâkimdir. Bu derinlerin el birlik üzerinde çalıştığı bir projedir. Bir yerlerin kundaklanması, molotoflanması için bir işaret yetiyor. Muhaliflere ve dindarlara yönelik olan sindirme ve gözdağı verme operasyonlarında hız alınamıyor.
Bölge gerçeklerinden Mustazaf Der’e saldırmak derinleri kesmiyor ki çarşaflılara, imam hatip yurtlarına saldırılar yapılmaya başlandı. Fethullah Gülen Hoca efendinin yurtlarından olan Cizre’deki İmam Hatiplilerin kaldığı öğrenci yurduna saldırıyı yapanların tutuklanması sevindiricidir. Ama 2006’tan bu yana Mustazaf Der’e elliye yakın saldırı yapıldı. Yüksekova’da Ubeydullah Durna şehit edildi. Diyarbakır’da bir çarşaflıya, İmam Hatip pansiyonuna, Adana’da Mavi Marmara programını anons eden araca ve programa bayanları taşıyan araca saldırı yapıldı. Bu saldırıları gerçekleştiren saldırganlardan hiç birinin yakalanmamış olması çok manidardır.
“El Kaide” vb gibi bahanelerle dindarların gözaltına alınmalarının ve tutuklanmalarının son sürat sürmesi. Daha geçen hafta Adana’da “El Kaide” bahanesiyle birçok Müslüman gözaltına alındı. Bu insanlar “El Kaide”, veya değil, bu insanların kime ne zararı olmuş. Zorla kepenk mi kapattırmışlar, kaosa oy mu istemişler, ilkesiz siyasette rövanşa mı kalkmışlar, dernekleri, yurtları mı molotoflamışlar, derin planlarla şurada burada birilerine suikast mı yapmışlar, başörtüsü yasağına mı el kaldırmışlar, yıllarca imam hatiplilere kat sayı zulmünü mü yapmışlar, yaş kararlarında namaz kılanların ordudan atılmasına mı sebep olmuşlar, milliyetçilik zehrini mi kusmuşlar. Hayal mahsulü ihbar ve iddianamelerle dindarları ikide bir töhmet altında bırakmak kimin işine geliyor öyleyse. Bir an önce bu operasyonlar için düğmeye basan parmaklar tespit edilmeli ve mazlumların hesabının sorulmalıdır…
Hele başörtüsü yasağı kangrene dönüştü; ilköğretim, ortaöğretim ve kurumlarda başörtüsü hala yasakdaha ne diyeyim.
Sorunların haddi hesabı yok, her biri üzerine kitap yazılacak kadar büyüktür. Bu çerçevede yazılırsa insani ve İslami talepler de uzar gider.
Netice olarak seçim geldi geçti diyelim; yeni anayasa ve akabinde atılacak adımlar bu vb gibi yüzlerce soruna gerçekçi bir çözüm getiremeyecekse bizim için ne seçim ne yeni anayasa bir mana teşkil etmeyecektir. Bu sorunların meydana getirdiği infiali birebir anlamak için empati yapanlar bir haftalık“varlığım Kürt varlığına armağan olsun”undan mideleri bulanacağı gibi aynen bu sorunlardan da mideleri bulanacaktır.
Rabbim, bize hakkı hak göstersin ve hakka tabi olanlardan kılsın. Her şeyin hayrımızca olması temennisiyle, kalın selametle.
(Hürseda Haber)