Allah adıyla
Kan ter içindeydi, gençler. Büyük bir hararetle soruları çözüyorlardı. Son kırk dakika kala elektrikler kesilince gözetmen“Arkadaşlar! Elektrikler kesildi, elimizden gelen bir şey yok mumlarla idare edin” deyince gençler geçirdikleri şoku üzerlerinden atar atmaz mumları aldılar.
Kimlerden ve neyden bahsettiğimi bilmem anladınız mı?
Bildiğiniz üzere geçen Pazar günü Orta öğretim ve ön lisans düzeyinde Kamu Personeli seçme Sınavı yapıldı. Türkiye genelinin bazı il ve ilçe merkezlerinde gençler bu sınava katıldı. Türkiye genelinde sırıtan bir sorun olmasa da Şırnak il merkezinde ön lisans düzeyindekilerin sınavının devam ettiği saatlerde elektriğin kesilmesi pes dedirtti.
Şırnak il merkezinde Cumhuriyet ve Dicle Mahallelerinde birçok okulda havanın kararmasının ardından elektriklerin kesilmesinden dolayı Sınav yetkilileri sıralara mum bırakarak sınavın tamamlanmasını sağladı.
ÖSYM bir yandan her öğrenciye su, kalem, şeker, kalemtıraş ve silgi verirken diğer yandan KPSS ’de son 40 dakikada elektrikler kesiliyor. Bu ne tezat?
Gençlerin bin bir emekle hazırlandıkları sınavın ehemmiyeti bu kadar mı olmalıydı, sınava katılanlar açısından hayati önem taşıyan sınav karanlıkta mı geçirilmeliydi?
İstanbul’da, Ankara’da veya İzmir’de sınav sırasında elektrikler kesilseydi öyle inanıyorum ki kıyametler koparılacaktı. Söz konusu mağdur gençler Şırnaklı olduğundan mı; mağduriyeti konuşup, tartışma ve dile getirme ihtiyacı duymuyorsunuz. Tabi ya ne olacak, üvey vatandaş(Şırnaklı) için kıyametler koparmaya ne gerek var ki…
Peki, o zaman soruyorum:
Sınavda elektrikler kesildiğinden ellerine mum tutuşturulan, karanlık olduğundan soruları tam okuyamayan ve bu mağduriyeti yaşadığından sınav çıkışında hüngür hüngür ağlayan…
Evet, evet o çocuklardan biri sizin çocuğunuz olsaydı bu şekilde mi davranacaktınız.
Bu mağduriyeti yaşadığından çocuğunuzu teselli etmek zorunda kalsaydınız yine de tepkisizlik postuna bürünecek miydiniz?
Ama, elektrikler bir metropol şehirde kesilmediği gibi o çocuklardan biri de sizin çocuğunuz değildi.
Yine yıllardır başörtüsü yasağından dolayı her gün yaşanan mağduriyetlere ne demeli!
En büyük tehlike, Büşra’nın başörtüsü; değil mi?
Ece Nur’un, Büşra’nın… başı açılsa; Türkiye’nin tüm sorunları çözülecek değil mi?
Başörtüsünden dolayı okulda tecrit edilen, ikna operasyonlarına maruz kalan, polislerle korkutulan, okula alınmayan veya başka okullara sürgün edilen çocuklardan biri sizin çocuğunuz olsaydı; ne yapardınız, nasıl davranırdınız gerçekten merak ediyorum. Çocuğunuzun düşüncesine ve kararına saygı mı gösterirdiniz. Yoksa başörtüsüne karşı mücadele edenlerin yanında çocuğunuzun karşısında mı yer alırdınız?
Çocuğunuzun inancına bağlılığını da cehalete yorar mıydınız?
Çocuğunuzu da provokatör olarak algılar mıydınız?
İslami medya sahipleri, çalışanları! Ya mağduriyetleri yaşayan sizin çocuklarınız olsaydı, yine de zulümlere karşı mücadele edenlerle sırt sırta, omuz omuza vermeyecek miydiniz?
Fikir ve şuur sahibi insanlar! Gerçekten artık anlamakta zorlanıyorum. Neden oldubittilere bu kadar tepkisiziz? Ne zamana kadar bu hal üzere devam edeceğiz.
Ya siz! Milletinin diniyle alay etmekten ve onunla mücadele etmekten şimdiye kadar da geri durmamış olan Kürtlerin ve Türklerin laikleri!
Sizin çocuğunuz, laiklikleri gereği giydirdiğiniz daracık ve kısacık etek ve pantolonlardan dolayı okullarda tecride uğrasalardı, okullarına alınmasalardı ve okullarından sürgün edilselerdi ne olurdu?
Böyle bir durumla karşılaşsaydınız koparacağınız kıyameti düşünmek bile istemiyorum.
Öyle ise akıl ve izan, insaf ve vicdan sahipleri!
Farklı mağduriyete maruz kalan çocuklardan biri sizin çocuğunuz olsaydı ne yapacağınızı düşünün ve bu mağdur çocuklar için çocuklarınız için yapacaklarınızı artık yapın.
Mustafa Canan / Doğruhaber Gazetesi