Allah’ın adıyla
Âlemlerin Rabbine hamd olsun. On sekiz bin âlemin Sultanına salât ve selam olsun.
‘Çağdaş Mekke’’nin Yasir’i şahadet şerbetinden içmekle; şehitlerin -sözlerinde durarak cennet bedelinde canlarını Allah’a satanların- kervanına katıldı. Selam olsun O’na ve tüm şehitlere.
O ve onlardan öncekiler sözlerinde durdular, şahadet şerbetini içinceye kadar bu kutsal davanın uğrunda koşuşturdular. Madem öyle, bundan böyle bu yük fazlasıyla bizim omzumuzda, bu sevda bizim gönlümüzde olmalıdır. Onların yolunu sürmek, hizmetlerini sürdürmek, davalarını yaymak boynumuzun borcu olmalıdır.
Öyleyse bırakalım artık düşünmeyi, oyalanmayı. Silkelenip kendimize gelelim.
Kur’an için bir ömür hüküm giyen bahadırların aşkına Kur’an’ı öğretelim, Kur’an’ı yaşayalım ve Kur’an’ı yaşatalım. Gün Kur’an’ın günüdür, Kur’anla ahlaklanmanın, Kur’an’ı kuşanmanın, yarınları Kur’an’la inşa etmenin günüdür. Kur’an’ın yolunda olmanın bedelini canlarıyla ödeyenlerin yolundan bir an bir adım geri kalmayanların günüdür.
Ey Muhammedi sevdayla sevdalananlar, peygambere sevdalı olmakla müşerreflenenler, peygamberi aşkla yananlar, peygamberi dertle dertlenenler!
Zamane Yasirlerin yolunda Peygamberi sevdayı biraz daha yaymak, peygamberi kokuyu bir insana daha koklatmanın çabasında olmalıyız. Bu asır âlemlerin Muhammed aleyhisalatu veselam’ın muhabbetiyle dirileceği asırdır. Bu gün akrabamız, dostumuz, konu komşumuz, uzağımız, yakınımız bilmelidir ki bizim vazgeçilmezimiz, bizim kırmızıçizgimiz Muhammed aleyhisalatu veselam’dır. Dünya âlem bilmelidir ki; dili, rengi, ırkı ne olursa olsun Muhammed aleyhi salatu veselam’a ittiba eden ve onun sevenin dostuyuz, hadim ve hizmetkârıyız. Yine dili, rengi, ırkı ne olursa olsun Muhammed aleyhi salatu veselam’a tahammül edemeyenler, O’nun davasına, O’nun sevdasını tahammül edemeyenler ve O’na düşmanlık edenlerin en büyük düşmanları biziz. Peygambere düşmanlık edenler öz be öz kardeşlerimiz de olsalar bunların en büyük düşmanları biz olacağız, biz olmalıyız.
Ey ahir zaman bataklığında gül diye bitenler!
Durma, durmamızın vakti değildir. Gülün kokusuyla bataklıkların, -fitnelerin, münkerlerin- kokusunu bastırmamızın vaktidir. Bataklıkları kurutmanın vaktidir. Bataklıklarda çırpınanlar için uykumuzun, keyfimizin kaçmasının zamanıdır. Bataklıklarda olduğunun bile bilincinde olmayanlar için içten içe yanmamızın, çareler aramamızın demidir.
Unutmayalım mürtetlerin, kâfirlerin eliyle şahadet şerbetini içip Rabbe yürüyenler, insanları bataklıklardan kurtarmanın yolunda aramızdan göçmüşler.
Ey ilk emri “ikra” olan Rabbin kulları!
Azan cehalete karşı ilim silahını kuşanmamızın, ilim/irfanla alıp vermemizin vaktidir.
Ey her şeyi hikmetle evirip çeviren, kâinatı hikmet üzerine bina eden Azimuşşan’ın kulları!
Gözlerimizi açmamızın, hikmetle kâinatı seyre dalmamızın, hikmetle kalkıp oturmamızın, hikmetle iş yapıp hikmetle hareket etmemizin zamanıdır.
Hakkı batıldan ayırmanın, hakka tabi olmakla birlikte batıl ile mücadele etmenin, hak yolunda hakka hizmet etmenin vaktidir.
Ey zulmetmeyen ve kullarının birbirine zulmetmesini yasaklayan Teâlâ’nın kulları!
En güzel şekilde zalimlerin karşısına dikilip hakkı haykırmanın, zalimlere köstek, mazlumlara destek olmanın, zalimlerin karşısında mazlumların haykırışı olmanın vaktidir.
Zalimleri yaptıkları zulümlerden dolayı kınayarak, ayıplayarak ve tel’in ederek mazlum ve mustazafların safında olduğumuzu ilan etmenin anıdır.
Hangi dinden, dilden, ırktan ve renkten olursa olsun mazlum ve mustazafa sahip çıkmanın, zalimden mazlumun hakkını alıncaya kadar çalışmanın zamanıdır.
Sözümüzle, özümüzle, doğruluğumuzla, güvenirliğimizle, fikrimizle, ilmimizle mazlumların gönlüne ümit, zalimin gözüne diken olmamızın vaktidir.
Bela ve musibete sabretmemizin, sabrı tavsiye etmemizin, sabırla hareket etmemizin, “innellaha me’as sabirin” ayetini içselleştirmemizin vaktidir.
Çağdaş Mekkelerde sabır erleri olmamızın, tahrikleri, hakaretleri, saldırıları ve işkenceleri sineye çekip; zamane Habbab, Ammar ve Bilalleri olmamızın vaktidir.
Öfkeye sultan olmamızın, öfkelerini yenen/yutan pehlivanlar olmamızın vaktidir ey ahir zamandaki Kur’an’ın kahraman neferleri, çağdaş Yasirlerin varisleri!
Müslüman’ın derdiyle dertlenmemizin, Müslüman’a sahip çıkmamızın, Ona kucak açmamızın, zulme ve küfre karşı onunla omuz omuza olmanın vaktidir. Gıyabında Müslüman’ı savunmamızın, korumamızın vaktidir. Hatasından dolayı Müslüman’ı uyarmamızın, sevgiyle Müslüman’ı kucaklamamızın, ona Allah’ı hatırlatmamızın vaktidir.
Zulümatın üstüne güneş gibi doğmamızın, mazlumların gönlüne cesareti aşılamamızın, Müslümanların kalbine muhabbeti sunmamızın, zalimlerin ve kâfirlerin içlerine korku salmamızın vaktidir, ey muvahid Müslüman!
Sabır ve sebatımızla, hikmetle hareket etmemizle bıkmadan sürdürdüğümüz çalışmamızla zulüm sultalarının sonunu hazırlamamızın, zalimlerin saltanatlarını berhava etmemizin vaktidir.
Gayeleri, dertleri, davaları ve sevdaları Allah olanların, hakla iştigal ettiklerinden batılca işgal edilmeyenlerin vaktidir.
Hizmetten hizmete koşanlar, İslam uğruna gecelerini gündüzlerine katan davetçiler!
Dava için sözlüklerden “usandım, yoruldum, çekindim” kelimelerini silmenin vaktidir.
Evet, gün zaman ve devran ihtilafa karşı ittifakla karşı koyanlarındır, Müslümanları birbirine ısındırdıkça ısındıranların, kardeşlik bağını kuvvetlendirdikçe kuvvetlendirenlerin; kardeşlik/uhuvvet ve vahdet gayesiyle didinenlerindir.
(İnzar Dergisi)