Unuttuk yine Gazze’yi. Çıkardık hafızalarımızdan. Yakın ya da uzak tarihi vardı Gazze’nin, ağlayan Kudüs’ün… Aslında her daim dünya sayfalarında…
Ama unuttuk işte. Dün, öteki gün, evvelinde, sonrasında, yarınında… Unuttuk ölen Müslümanları, çocukları, kadın ve ihtiyarları… Ve işkâl edilmiş Kudüs topraklarını…
Hafızamız balıklar kadar bizim. Lakin duygularımıza, mert yüreklerimize, peygamber kokan merhametlerimize ne oldu? Ne değişti? Hz Hamza’yla, Ömer’le aramıza kim girdi? Başkalaştırdı bizi. Kim ayrılık tohumları ekti?
Dünya Kudüs günü, dünya Gazze günü olsa ne yazar? Günlere mi sıkıştırdık kardeşlerimizi? Ömre sıkışmayan bir duygu güne sıkışsa ne yazar? Kaldı ki o günlerde bile ananlar, kıyama duranlar hep aynı tanıdık yüzler. Bu mesele İsrail konsolosluğunu kuşatan, Fatih camisini her cuma direnmenin mekânı sayan, yağmurun en yoğun yağdığı anda bile Beyazıt’ın havasını soluyan dava adamlarına mı mahsuz bir tek? Oysa yükleri ve dertleri birlikte taşıya bilseydik soysuz İsrail her gün tazecik fidanlarımızı diker miydi toprağa?
Ki toprağın bağrı doymuşken kana ve şehit ruhuna...
Acımıyor mu toprağın damarları? Acımıyor mu sandınız iliklerine kadar bu ölüm şehrinin bağrı...
Bize ne oluyor da Allahın mazlum kullarının yanında olmaktan yüz çeviriyoruz ve o çevirdiğimiz yüzle secdelere varıyoruz. Ellerimizde öyle ya da böyle ihanet kanı duruyor. Suskunluğumuz sol omzumuzdaki meleği bile şahit kılmaktan artık yoruyor...
Haykırması gereken büyük adamalar susuyor. Söz sahibi olanlar beri duruyor. ÜEK zirvesinde tamda yerinde İsrailli reddetme fırsatını elimizin tersiyle ittiğimize şahidi olmadı mı sandık melekler?
Oysa o fırsatta İsrail’i reddetme hakkımız doğmuştu. One minute demek dilde zaten kolaydı. İnanmış yürekler bunu her cuma ve her çağlayan devriminde yapmaktaydı...
Önemli olan sözün dünyayı sarsacağı noktada söylenmesiydi.
BM toplantısında Gazze’yi unuttunuz diyen sayın başbakan…
Neden hep geçersiz yerlerde savunmaktasınız Kudüs’ü? Neden öfkenizin arkasında durmazsınız? Neden ÜEK zirvesinde bunu yapmadınız? Halit Meşal’i kargo bölümünden yollarken kimleri memnun ettiğinizi anlamadınız mı?
Daha ABD ye gider gitmez 50 Yahudi kuruluşuyla görüşmektesiniz…
Neydi sizi bu kadar bunlara bağlayan? Gelişen dünya, konjektürel bakış bıktık usandık bu palavralardan.
Dünyayı kana boyamak için ellerinden geleni yapan bu canilerle barış, anlayış, hoş görü olmaz. Gazze savaşı bunun canlı kanıtıdır…
Bunlar değil mi Irak’ı, Afganistan’ı, Çeçenistan’ı, Kudüs’ü kana boyayanlar? Bunlar değil mi kazayla vurduk yüz kişi öldü ne olacak canım diyenler? Hiç zalimlerden dost olur mu? Allah olmayacağını bildirmiyor mu?
Birleşmiş Milletlerde bu zalim ayak takımının bir oyuncusu değil mi?
Diyelim ki görüşmeleriniz insanlık için ki onlar sizin Osmanlı torunu olduğunuzu bilmekteyken…
Görüşmeleriniz sürse ne çıkar sayın başbakan ve sayın vekiller neyi durdurmaya yetiyor gücünüz? Hangi savaşa dur diyebildiniz? Hangi kanın akmasına engel oldunuz?
Çok uzağa gitmeden ülkemizi yakıp yıkan zalim PKK terör örgütüne ABD ve İsrail’in nasıl yardım ve yataklık yaptığını yıllarca görmedik m?i Uğur Mumcu bu yüzden öldürülmedi mi?
Onlar korumalarınıza bile güvenmiyor sayın başbakan. Onlar asla kendilerinden olmayana güvenmezken… Biz neden Hamas yetkilileriyle, Halit Meşal’le görüşemiyoruz. Gazze’nin seçilmiş başbakanı İsmail Haniye gelse Türkiye’ye o Yahudi kuruluşları kadar itibar görür mü ya da zaten çağıramazsınız ki...
Bu sorunun cevabının hayır olduğunu biliyorum o yüzden bu düzenden nefret ediyorum...
Kimse içimdeki öfkenin, kinin bitmesini beklemesin. İstemesin. Ben Müslüman’ım ve Müslümanlardanım...
Öfkenin de kızgınlığında en şereflisi Allah ve adalet için olanıdır...
Param parça şehirler, yok edilmiş evler, ruhu ateşe atılmış yüreklerin sayısı artmakta. Biz sessiz oldukça dünya yeşilden çıkıp kırmızı olmakta...
Anlı secdeye değenlere de bir haller oldu son zamanlarda? Kardeşleri dururken zalimler dostları oldu. Bu şirin görünme kavgası hep kanla son buldu...
Kardeşleriyle diyaloga giremeyenler, sevgi ve saygıdan bahsedemeyenler, papazlara Hz unvanı takanlar, sözde din adamları size sesleniyorum hem de ABD den değil yüreğimin tam ortasından sen bizi ne kadar sevdin? Ne kadar kalbi yakınlık duydun? Ne kadar tahammül ettin? Nerde hangi meydanda yanımızda oldun? Sen hepimizi ne kadar sevdiğini gösterdin. Bizimle ne kadar diyaloga girdin ki zalimlerle gireceğin diyalogun peşine düştün? Bizimle uzlaşmadan ellerle kucaklaşır oldun...
Hepinizin derdi mazlumlar değilmiş demek ki. İlk kıblemiz varsın ağlasın ne yapabiliriz ki? Saltanatlarınız, üstün soyadı unvanlarınız, namınız Kudüs’ten Gazze’den CIA tarafından her türlü işkenceye maruz kalan Afganlıdan daha büyükmüş anladım...
Yere batsın tüm saltanatlarınız. Yıkılsın o zaman zalimlere çanak tutan çarklarınız…
Yorulduk ümmetçe ama bezgin bir yorgunluk değildi bizdeki. İğrençliğin yüzlerinden okunduğu insanlık namına hiç bir eserin bulunmadığı kötü adamların güçlü oluşundan da değil yorgunluğumuz biz en güçlünün Allah olduğuna iman etmişiz başka güç tanımıyoruz.
Yorgunluğumuz kardeşlik bağlarımızın bittiğinden ülkelerin ve milletlerin aynı ümmet oluşunu görememekten birliğimizi sağlayamamaktan…
Gözlerimde koca bir Kudüs, dev gibi bir Gazze var. Dünya gelse yıkamaz lakin gönlüm uzanıyor uzanmasına da ellerim uzanmıyor Gazze de sapan taşlı çocuklara bu kahrediyor kalbimi boydan boya…
Yahya Ayyaş geliyor aklıma. Henüz gençliğinin baharındaydı lakin onun önceliğiyle benimkisi çok farklıydı. Bu fark bizi burada ağlamaklı kılarken onu altından ırmaklar akan cennetlere taşıdı…
Şeyh Ahmet Yasin geliyor önüme. Hiç bir yanı tutmayan, Hz Hamza heybetinde bir adam… Adam gibi bir adam… Şimdi melekler el, kol, kanat olmuştur o mübarek kumandana. Oysa biz her yanımız tutarken acziyetteyiz. Nasıl anlatırız bunu Mescid-i Aksa ya?
Aslında çaresiz değiliz üstelik çarede biziz. Biz kıyamın, biz bu asırda direnmenin çocuklarıyız. Biz özgürlüğü Allahtan almış Âdem’in evlatlarıyız...
Biz zalim İsrail’den ve onun kölesi ABD’den hiç bir medet beklemedik. Biz merhameti ve yardımı kendimizden ve bize benzediğini sandığımız kardeşlerimizden bekledik. Bazen yanıldık bazen hangi görüşte olursak olalım bir meydanda toplandık bir olmayı başardık.
Şimdi Gazze yalnızlığına terk edilmişken, ambargolar uygulanırken, sınır kapılarında Mısır’ın ihanetine uğrarken, üstlerimizden Irak vurulurken, ABD askerleri ülkemizde ikmal ve ihtiyaç için cirit atarken bunca iğrençliğin içinde yaşamak zorunda kalıyorken…
Asrın Yusuf’un, Muhammed’in, Ahmet Yasin’in rabbi olan Allahım aç hacet kapılarını sana yalvarıyorum… Ey rabbim katından meleklerle yardım et, merhamet et ve beni Gazze de toprağa bir şehit gibi ek!
Âmin… Âmin… Âmin...
Velfecr