Zalimleri, Müslüman Kürd halkının kanına susamış barbarları, insanlarımızı vahşice katlettikten sonra aşağılık yalan ve iftiralarla karalayanların kimliklerini çok iyi biliyoruz. Kürdistan’da bir asırdır aynı oyunlar oynanıyor. Onlarca yıl Kemalist rejimin baskı ve zulmünü yaşadık. Müslüman ve Kürd olduğumuz için bize dayatılan zulüm iliklerimize kadar işledi. Ardından Kemalist zulmün ikinci versiyonuyla karşılaştık. Bu sefer zulmün Kürd rengini tattırmaya başladılar. Zulmün rengi değişse de özü değişmedi. Değişen şey sadece aktörlerdi. Eskiden Türkçe konuşup kendilerini Türk diye nitelendirenler zulmederken bu sefer Türkçe konuşup kendilerini Kürd olarak nitelendirenler zulmediyor.

Kemalist zihniyet var oldukça bu ülkenin Müslümanları inançlarını özgürce yaşayamayacaklar. Kur’an ve sünnetten neşet eden İslami bir hayat oluşturamayacaklar. Aynı şekilde PKK zihniyeti var oldukça Müslüman Kürdler inançlarına göre yaşayamayacaklar. İkisi de aynı zihniyetin çocukları. İkisi de zulümden besleniyor. Baskı, dayatma ve zulüm her ikisinin güç kaynağını oluşturuyor.

15 yıldır zindanda kaldığı için keyfine göre yaşamaktan mahrum bırakıldığından sıkıntılar içinde debelenip “Barış, barış” diye çığlıklar atan Öcalan’ın dışında PKK, HDP ve uzantılarının büyük ekseriyeti çözüm süreci denilen çalışmalara inanmadığı gibi böyle bir şeyi istemiyor. Baskı, şiddet ve zulüm besin kaynakları olduğu için, söz konusu barışın eldeki imkanlardan yoksun bırakacağını, zulümden kurtulacak Kürd halkının tercihini özgürce yapıp zalimlere pirim vermeyeceğini, böylesi bir gelişmenin birçok kazanımın elden gidişi anlamına geldiğini bildikleri için “barış barış” diye haykıran PKK/HDP çevrelerinin kahir ekseriyeti barış adı altında baskı ve zulmün devamını istiyor. PKK/HDP’nin barış dediği şey; alan hâkimiyeti, kurtarılmış bölge, özerklik ve Kürd halkının baskı ve zulümle kontrolde tutulmasıdır.

PKK çetelerinin Cizre’deki katliama kalkışmasını, söz dinlemeyen birkaç başıboş gencin saldırısı olarak nitelendirmek Kürd halkıyla alay etmektir. Cizre saldırısı, Kandil’de planlanan, dağdan silahlı çetelerin getirildiği, belediye araçlarıyla yollarda hendeklerin kazıldığı ve elektriklerin kesilip gerekli hazırlıkların yapıldığı, herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan imhanın gerçekleştirilmesi için ciddi bir kuşatmayı gösteriyor. Kameralarda görüldüğü gibi gündüzün ortasında Müslümanların evlerini kuşatan silahlı PKK çeteleri, içerisinde ailelerin yaşadığı evleri saatlerce ateş altında tutuyorlar. Bazı evleri ateşe veriyorlar. Yaşlı bir Müslümanı katlediyorlar. Yüzlerce çeteyle Müslümanların evleri kuşatma altında bulunduğu için yaralanan bu Müslümanı evden dışarı çıkarma imkanı olmuyor. Gerekli müdahale yapılamayınca 65 yaşındaki Abdullah Deniz isimli Müslüman hayatını kaybediyor. Bu katliam kalkışmasında HDP’nin elinde bulunan Cizre belediyesinin araçlarını ve binalarını kullanıyorlar. İçinde ailelerin bulunduğu evler cayır cayır yanarken haber verilen itfaiye müdahale etmiyor. Bütün bunlar Cizre saldırısının Müslümanları imha amacı taşıdığını ve PKK çeteleri tarafından ciddi bir organizeden sonra gerçekleştiğini gösteriyor.

Televizyon kanalları Müslümanlara dayatılan katliamı canlı yayınlarken “kamu güvenliği” söylemiyle kulaklarımızı sağır eden devletten en küçük bir eser bulunmuyor. Yüzlerle ifade edilen PKK’li çetelerin sekiz saat devam eden kurşun yağmuruna ve imha çabalarına rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor hükümet. Yoksa “kamu düzeni” denilen şey Müslümanları kapsamıyor mu? Kadınların ve çocukların bulunduğu Müslümanların evleri sekiz saat boyunca uzun namlulu silahların ateşi altında kalıyor, yakılıyor, hükümet yetkililerinden ancak bir gün sonra cılız sesler yükselmeye başlıyorlar. Bütün bu gelişmelere hükümetin tepkisizliği akla bir sürü soru getiriyor.

Müslümanların cesareti ve dirayeti olmasaydı, PKK çeteleri Cizre’de taş üstünde taş bırakmayacaklardı. Herkesin gözü önünde 6–7 Ekimi bir daha yaşatıp büyük bir katliama giriştiler. Yangında tutuşan ve kurşunlarla delik deşik edilen evlerinde sekiz saat boyunca yaşadıkları sıkıntıya ve kan kaybından hayatını kaybeden şehidin cenazesinin uzun süre yerde kalmasına rağmen onurlu bir duruş sergileyip kahramanca direnen Müslümanlar zalimlerin bütün oyunlarını boşa çıkardılar.

“Çözüm süreci” adı altında PKK’nin cinayetlerine gerekli tepkiyi göstermeyen kimi hükümet yetkililerinin Cizre’deki katliam girişimine umursamaz tutum içinde olup yapılanları paralel yapı ile geçiştirmeye çalışmaları düşündürücüdür. Zaten son iki yıldır Müslümanlara yönelik yapılan baskı, dayatma ve zulüm; çözüm süreci adıyla bölgenin PKK’ye terk edilmesinden kaynaklanmaktadır. Müslümanlar sekiz saat PKK çetelerinin ateşi altındayken devletin ortada görünmemesi bunun açık göstergesidir.

PKK’nin Müslümanlara yönelik baskı, dayatma ve katliamları 25 yıl öncesine dayanır. Yıllar önce, yine Cizre’de PKK çeteleri tarafından benzer oyunlar oynanmış Müslümanların evleri taranmış, bazı Müslümanlar şehid edilmişti. Ardı arkası kesilmeyen zulümlerin dayatıldığı Cizre’nin yiğit Müslümanları onurlu bir direniş sergileyerek PKK çetelerinin oyunlarını bozmuşlardı. Bugün de aynı oyunların tekrarlandığı görülmektedir.

Özerklik ilan etseler de, Müslümanları katliamdan geçirmek için Kandil’deki çetelerini getirseler de Cizre’nin yiğit Müslümanları çetelere boyun eğmeyecek. PKK çetelerinin baskı ve zulmü Müslüman halka büyük sıkıntılar yaşatsa da PKK ve uzantıları Cizre’nin Müslüman olduğunu, Müslüman kalacağını, çetelerin baskı, provokasyon ve zulmünün önünde eğilmeyeceğini bilmelidir. Allah’ın izniyle geçmişte olduğu gibi Müslümanların sabır ve dirayeti İslam düşmanı çetelerin bütün oyunlarını boşa çıkaracaktır. (Hürseda Haber)