Ciddi bir sarsıntı yaşadı Fransa. Koca ordu, polis gücü ve istihbarat teşkilatı kelle koltukta Paris’in merkezinde eyleme kalkışan gençleri engelleyemedi. Üstelik polisin zanlılara yönelik takip ve operasyonu büyük bir komediye dönüştü.

İslam dünyasının her gün yaşadığı acılarla bir kerecik de olsa Fransızlar da tanıştı. Her gün futbol maçı izler gibi televizyon ekranlarına yansıyan Müslüman katliamıyla geçirilen nostaljik saatler, ölüm acısını yaşamaya dönüşünce işin renginin çok daha farklı olduğunu anladılar. Her gün kanları dökülen yüzlerce Müslümanlardan dolayı en küçük bir vicdan azabı yaşamayan Batılılar, çoğunlukla kendilerinin sebep olduğu katliamların bir gün topraklarına sıçrayacağını akıllarının ucundan bile geçirmediler.

Fransa başta olmak üzere Avrupa bir daha bu tür sıkıntılarla yüzleşmek istemiyorsa hesabını çok iyi yapmalı. Kan ve şiddete yol açan sebepleri ortadan kaldırmadıkları müddetçe bu tür sıkıntılardan kurtulamazlar. Oysa Batılılar her defasında kendilerine dönen silahı bu yöne sürükleyen sebeplere yönelecekleri yerde ateş şulelerini daha da alevlendirmeyi yeğlerler. Herhangi bir olayla karşılaştıklarında sebepleri üzerinde düşünüp çareyi burada arayacakları yerde Müslümanları daha fazla baskı altında tutma, daha fazla hak ve hukuklarını çiğneme yoluna giderler. Bu yönde atılan attıkları adımlar yeni olaylara çanak tutmakta ve daha büyük sıkıntılara davetiye çıkarmaktadır.

Müslümanların mukaddesatlarına karşı son derece hassas olduğunu son olaylarla birlikte herkes öğrendi. Hele hele Hz. Resul–i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam’a saldırı, küçük düşürmeler ve hakaretler söz konusu olunca kırmızı çizgi çiğnenmektedir. “Basın özgürlüğü” ile ilgili hiçbir bahane bu gerçeğin üstünü örtemez. Yapılan hakaret ve küçük düşürmeler karşısında “Basın özgürlüğü” gibi ifadeler sadece çirkin saldırıları perdelemeye çalışan aptalca bir ikiyüzlülük gösterisidir. Zira Yahudiler söz konusu olduğunda hiçbir hakareti kabul etmeyen, en küçük bir eleştiriyi suç sayan, onların değerleriyle ilgili en küçük bir eleştiriyi antisemitizm şeklinde nitelendirip ciddiyetle üstüne giden Avrupa’nın Müslümanların değerleri söz konusu olduğunda bunu basın özgürlüğüyle geçiştirmesi sorunların temelini oluşturmaktadır. Oysa Müslümanlar, Yahudilere gösterilen hassasiyetin bir benzerini kendileri için de gösterilmesini istemektedirler.

Fransa’da yayın yapan Charlie Hebdo dergisinin karikatür yoluyla yaptığı hakaretlere karşı Müslümanlar tarafından defalarca tepki gösterilmiş. Yetkililer uyarılmış. Hatta buna karşı bazı eylemler gerçekleştirilmiş. Ancak bütün bunlara rağmen Hz. Resul–i Ekrem (sav)’e hakarette ısrar etmeyi sürdürünce Fransa’yı ayağa kaldıran katliam gerçekleştirildi. İşin daha da vahimi Müslümanlarla alay edercesine hakaret içeren karikatürleri yayınlamaya devam etmeleri. Devletten aldıkları zımni destekle aynı oyunu oynamaya çalışmakta ve Müslümanların sabrını zorlamaya devam etmektedirler.

Müslümanlar söz konusu olduğunda Haçlı mantığıyla hareket etmekten vazgeçmeyen Batı, Müslümanlara hakaretten, küçük düşürmekten ve değerlerine saldırmaktan vazgeçmeyi bir türlü düşünmedi. Saygı gösterme, hassasiyetlerini dikkate alma, başkalarının yaşadığı özgürlükten istifadelerini sağlama Müslümanlar söz konusu olduğunda gündem konusu bile yapılmamaktadır.

Özgürlük ve demokrasi beşiği olduklarını iddia eden bu ülkeler söz konusu Müslümanlar olunca her zaman çark eder, var olan özgürlükleri ellerinden almak için çabalarlar. Birçok Avrupa ülkesinde Müslüman kadınların örtüsünün yasaklanması İslam ve Müslümanlara karşı ikiyüzlülüğün göstergesidir.

Avrupa’da Müslümanların ibadet özgürlüğü büyük ölçüde engellenmektedir. Müslümanlar potansiyel suçlu kabul edilirken, kutsallarına karşı saldırılar şiddetlenerek devam etmektedir. İslam’ın mukaddesatına, özellikle de Hz. Peygambere yapılan hakaretlere ve Müslümanların küçük düşürülmesine isyan eden insanların çağrılarına ve haykırışlarına göz yumulmakta ve rahatsızlıklar görmezden gelinmektedir. Kanlı olaylar, hiçbir çabaları işe yaramayan insanların başvurdukları son çareydi. Halbuki Müslümanların çağrılarına kulak verip İslam’ın mukaddesatına yapılan hakaretler önleselerdi bütün bunlar yaşanmayacaktı.

Her zaman olduğu gibi bu eylemden sonra Fransa daha baskıcı bir siyaset izleyecek ve Müslümanları daha fazla baskı altına almaya çalışacak. Müslümanların özgürlüklerini daha fazla kısıtlamak için mevzuatlarında değişikliklere gidecek. Müslümanların mukaddesatına saldırıların zeminini daha fazla yaygınlaştıracak. Bütün bunlara Müslüman gençler isyan edecek, tepki gösterecek, Paris’te olduğu gibi kanlı eylemlerin zemini hep var olacak. Ve Fransa yine ayağa kalkacak… Aynı senaryo devam edip gidecek.

Ancak isterlerse bütün bunların yaşanmaması için mantıklı işlere el atabilirler. Öncelikle buralarda yaşayan Müslümanlara tahammül etmeli, inanç ve düşünce özgürlüklerine saygı duymaları, giyimlerine ve ibadetlerine karışmamaları, İslami değerlerine yapılan saldırıların önlemeleri birçok sıkıntının önünü alacaktır. Bu durumda inançlarını özgürce yerine getiren ve değerlerine saldırı yerine saygı duyulan Müslümanlar yeni saldırılara pirim vermeyecekler.

Kanlı eylemlerin bir daha gerçekleşmemesi için Batılı siyasetçilerin durup düşünmeleri, yaptıkları yanlışları bir bir ortaya koymaları, Müslümanlara karşı yaptıkları haksızlık ve zulümleri sona erdirmeleri, Müslümanlara potansiyel suçlu gözüyle bakmaktan vazgeçmeleri ve herkesin istifade ettiği özgürlükten Müslümanların da istifade etmesine zemin hazırlamaları gerekir. Paris’in ateşini bundan başkası söndüremez.

(Hürseda Haber)