Allah yolunda çalıştığı için hicret etmek zorunda kalan biriyle karşılaştınız mı? Mekke’den Habeşistan’a ya da Medine’ye hicret eden ashap gibi yıllarca memleketlerinden uzak kalan muhacirlerle yüz yüze geldiniz mi? Ya da böyle birilerinin varlığından haberiniz oldu mu?
Yıllardır memleketini terk edip uzaklarda yaşamak zorunda kalan, muhaceretten dolayı mahrumiyetlerle iç içe yaşayan bir muhacirle karşılaştım. İslami mücadeleden dolayı şartların zorlamasıyla ülkeyi terk edip uzaklara gitmek zorunda kalmış.
Muhacirle birlikte otururken en fazla kitaplıkta bulunan günlüğü dikkatimi çekti. İzin alıp incelemeye başladım. Günlüğe nakşedilen her gün ayrı bir destanı yansıtır gibiydi. Özlemin ve hasretin sancılı yüzü dökülüyordu satırlarından. Her satırı Mekke’nin içindeki tepelerin yamaçlarından başlarını çıkardıklarında saldırıya uğrayan ve ağır işkencelere maruz kalıp Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalan muhacirlerin haleti ruhiyesini hatırlatıyordu.
Sayfalarını karıştırdım günlüğün. Kimi sayfalarda gözleri yaşartacak ve hüzne boğacak dizeler vardı. Kimi sayfalarda acı tebessümlere yol açan kelimeler inci gibi dizilmişti.
Hayat tablosunda Bayram günleri bir nur anıtı gibi yükseldiğinden, bayramları merak ediyordum. Herkeste sevinç ve mutluluk olur bayramların karşılığı. Zindandaki bir Mü’minin bayramlarda yaşadıklarını az çok bilirim. Ancak muhacirlerin bayramlarını hep merak etmişimdir.
Muhacirin geçirdiği son bayramı aramaya başladı gözlerim. Evet, yaşadığı duyguları kaleme almıştı. Okumaya başladım muhacirin en son bayramını. Hüzünlendim. Gözlerimden yaşlar boşaldı. Sevinç ve mutluluk tablosu bayramların kalbine acı bir hançer gibi batan muhacirin duyguları beni de hüzne boğdu. Sözü fazla uzatmadan Allah yolunda hicret eden bir Mü’minin günlüğünden yaşadığı son bayramı sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Bayramlar hep acılarla yaşanır hicret yurdunda. Herkesin sevindiği, mutlu olduğu ve coşkuyla sağa sola koşturduğu bayramlar bir muhacir için hareketsiz, durgun bir o kadar da hicran yüklü yüzüyle zor ve sıkıntılı zamanlara dönüşür.
Bayramda en çok özlediğim her zaman gözyaşlarıyla yüzünü ıslak görmeye alışık olduğum annemdir. Bir de kendine hakim olmak için büyük çaba harcayan, yine de kimi yerde kabaran duyguların bir şekilde dışa yansımalarını engellemeyi beceremeyip kendini ele veren babamın hüzünlü yüzüdür özlediğim.
Bütün bayramlar gibi bu bayramda da anneme hitap edeceğim. Yufka yürekli, yıllardır uzağında bulunan, sesini işitemediği, çehresini göremediği yavrusunun hasretinden dolayı gözyaşlarının pınarı kuruyan anneme…
En son 1996 yılının Ramazan Bayramında görmüştüm seni. Daha dün görmüş gibi zihnimdeki yerini muhafaza ediyorsun. Bayram sabahında gelmem gerekirken hesapta olmayan işlerden dolayı gecikmiş, öğlene doğru gelebilmiştim. Her zaman olduğu gibi kapıda oturmuş beni bekliyordum. Kıpkırmızıydı gözlerin. Yanaklarında iz bırakmıştı gözyaşların. Bayramın ruhuma damlattığı sevinç içinde bahçe kapısından içeri girerken mahzun mahzun oturuşunu görünce alev topuna dönmüştü yüreğim. Bana bakıp gülümsemiştim. Yitiğine kavuşan annenin gülümsemesine benzemişti gülümsemen. Ancak gözlerinin derinliklerinde hüznünün koyu rengini okuyabiliyordum. Koşup ellerine kapanmıştım bir çocuk gibi. Yüzüme götürüp öpmüştüm ellerini. Sarılmıştın bana. Hasret ateşiyle tutuşup kora dönüşen yüreğine basmıştın. Kavuştuğumuz halde nefesin hüzün kokuyordu anne!
Hasretin rengini, yüreğini yakan hüznün ağırlığını uzun yıllar sonra daha iyi kavradım anne! En son bayramımız oldu o bayram. Bir daha görüşemedik. Bir daha ellerini öpemedim. Bir daha annelik kokularını koklayamadım. Bayram sabahlarında hüzün yüklenmiş çehrenin resmini zihnimde tutuyorum. Kapının eşiğinde oturup beni beklemeni, gözyaşlarının kızıl renge boyadığı yanaklarını…
Bayram, içimdeki acıların perdelerinden sıyrılıp alev alev tutuşmasıdır anne. Her bayram sabahı annesizliğin, babasızlığın ve ayrılık ateşinin alev topuna dönüştürdüğü zor duygularla bir kez daha umudun kollarına atılarak “İnşallah annesiz geçirdiğim son bayram olur” der, boğazımda düğümlenen acı hıçkırığın yutmaya çalışırım anne.
Dünya değişmiş anne. İnsanlar bir düğmeye basarak uluşabiliyorlar birbirlerine. Küçük bir köye dönse de dünya bir muhacir için hiçbir şey değişmemiş anne. Hep hasret içinde yaşar muhacir. Bir kere daha görmeyi, duymayı ve dokunmayı ister annesine.
Bana ne teknolojiden. Bana ne kameralı cep telefonlarından. Ben bir muhacirim anne. Allah yolunun muhaciri. Düşman aynı düşmandır anne. Hayat aynı hayat! Ne sesini duyabiliyorum anne, ne çehreni görebiliyorum. Sadece rüyalarımda görebiliyorum anne, sadece rüyalarımda öpüyorum ellerini.
Bu bayram da hüzünlü başladı anne. Senin bayramlarının da hüzünlü geçtiğini biliyorum. Uzaklardaki yavrusuna kavuşamayan bir annenin hüzünlü bayramlarını hangi kelimeler ifade edebilir!
Ben bir muhacirim anne. Allah yolunun muhaciri. Müslümanca yaşamaya çalışmanın karşılığıdır bu anne… Müslümanca bir hayat oluşturma çabasının karşılığı…
Görüşeceğiz anne, doya doya bayramlaşacağız İnşallah. Yaşayamadığımız onlarca hüzünlü bayramı birlikte yad edeceğiz. Yine ellerine yapışıp yüzüme süreceğim anne. Yine bağrına basacaksın ve doya doya koklayacaksın…
Dua et anneciğim. Hicret hayatının sona ereceği gün adına, Rabbin kavuşturacağı güzel bayramlar adına dua et anne.
Bayramını tebrik ediyorum anneciğim. Ellerinden öpüyorum. Bir dahaki bayramda buluşuruz İnşallah. Bir dahaki bayramda” (Hürseda Haber)