Batı dünyası, başından beri İslam’a öteki ve hasım gözüyle baktı. Hiçbir zaman saygı duyma ve birlikte yaşama gibi bir eğilimin içinde bulunmadı. Komşuluk ilişkilerine riayet etmedi. Müslümanların hak ve hukukunu çoğu zaman göz ardı etti. Her zaman kibirli davranmayı ve tepeden bakmayı tercih etti.
Batının genel eğilimi buyken, kimi yerlerdeki olumlu gelişmeler küçük de olsa ümit ışığına yol açıyordu. Örneğin Avusturya’nın bir asır önce (1912) kabul ettiği İslam Yasası Batı tarihinde çok nadir rastlanan Müslümanlara yönelik olumlu adımlardan biriydi. Bir asırdır yürürlükte olan bu yasayla Avusturya’nın en küçük bir kaybı olmazken aksine büyük kazançlara neden oldu. Bu ülkede yaşayan Müslümanlar diğer Avrupa ülkelerine göre daha özgürce yaşadılar. Ekonomi, siyaset, kültür ve başka birçok alanında büyük katkılar sundular. Diğer Avrupa ülkelerine göre daha rahat oldukları için şiddet gibi eğilimlerin içine girmediler. Bütün bunları gören Avusturya yetkililerinin bir asır sonra bu ülkede yaşayan altı yüz bin Müslümanın durumunu iyileştirici adımlar atması gerekirken özgürlüklerini kısmayı, hak ve hukuklarını çiğnemeyi tercih etmesi akılla izah edilecek bir yaklaşım değildir. İslam Yasasında köklü değişiklikler yapıp bu ülkede yaşayan Müslümanların birçok kazanımını ellerinden alarak kötü bir yola girdiler.
Yetkililerin açıkça ifade ettikleri gibi bu yeni yasayla Avrupa İslam’ını oluşturmayı tasarlıyorlar. Yani İslam’ın özünden koparılmış, Batının çıkarlarını önceleyen bir İslam hedefliyorlar. Dışarıdan Avusturya’ya imam götürülmesinin yasaklandığı yeni yasada, din hizmeti gören insanların Avusturya’da yetiştirilmesi ön görülüyor. Bunun için gelecek yıl Avusturya’da İlahiyat Fakültesinin açılacağı, bundan böyle ülkedeki din hizmetlerinin buradan yetişen şahıslar tarafından yerine getirileceği tasarlanmaktadır.
Avusturya’nın bu adımı 11 Eylülle başlayan, İslam’a karşı yeni bir yapılanmaya giden, İslam karşıtlığının gelişmesi için uygun zeminler oluşturup Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların hak ve hukukunu sınırlayan ve Müslümanları ötekileştirip dışlayan yönelişten haber vermektedir. Kabul edilen yasadaki kimi muğlak ifadeler Müslümanlara yönelik baskıların artacağı ve özgürlük zeminin daraltılacağı anlamına gelmektedir. Müslümanların “devlete ve topluma karşı olumlu tutum içinde olmaları”, “yasa dışı girişimlerde bulunmamaları” ve “yasalara uymaları” gibi ifadeler ötekileştirici nitelik taşırken, Müslümanlara yönelik yeni hesapların ipuçlarını vermektedir.
Tasarıda “Tüzel kişilik düzenlemesine göre amacı dini içerikleri yaymak olan dernekler kapatılacaktır” şeklindeki ifadeler sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini ve dernek kurma özgürlüğünü kısıtlayıcı bir mahiyet arz etmektedir. Ayrıca dernekler çerçevesinde faaliyet yürüten camilerin geleceği tehlikeye girmekte ve kapatılmayla karşı karşıya kalmaları tehlikesi baş göstermektedir.
Tasarıda, “Toplumsal güvenlik, düzen ve sağlığın ya da milli güvenliğin, diğer bireylerin güvenliğinin, hak veya özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açabileceği düşünülen etkinliklerin iptal edilebilmesine” imkan veren maddeyle Kur’an çalışmaları ve Kutlu Doğum kutlamaları gibi etkinliklerin iptal edilmesine zemin hazırlanmaktadır.
Söz konusu tasarı birçok maddesiyle İslami alandaki çalışmaları büyük ölçüde kısıtlarken Müslümanların inanç özgürlüklerine ağır darbeler vurmaktadır.
Avrupa ülkeleri, İslam yasasının Avusturya parlamentosunda görüşülmeye başlanmasıyla dikkatlerini bu ülkeye yönlendirdiler. Hem yeni yasanın mahiyetini merak ediyor, hem de Müslümanların buna karşı tepkilerini ölçmeye çalışıyorlardı. İslam Yasası bekledikleri gibi birçok alanda Müslümanların İslami özgürlüklerini kısıtlayıcı mahiyetiyle kabul edildi. Bunu karşın Müslümanların tepkileri cılız, yetersiz ve beklenenin altında kaldı. Oysa gerek Avusturya’da, gerek Avrupa’nın diğer ülkelerinde ve gerekse İslam dünyasında dört bir yanında büyük tepkilerin gösterilmesi, milyonların sokaklara dökülüp zulme karşı seslerini yükseltmesi gerekiyordu. Bunun olmaması Avusturya’ya derin bir nefes aldırırken Avrupa ülkelerinin iştahlarının kabarmasına ve Müslümanlara karşı yeni hesapların içerisine girmelerine oldu.
Zaten Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri Müslümanların özgürlüklerini kısıtlayıcı, hak ve hukuklarını sınırlayıcı düzenlemeleri yapmak için fırsat kolluyorlar. Görünen o ki Avusturya’nın attığı bu adım hem iştahlarını kabartacak ve hem de bu alanda daha büyük adımlar atmaları için cesaretlendirecektir.
Avrupalılar, bütün bu adımlarla nispeten rengini yitirmiş tarihi düşmanlıkları körükleme çalışıyorlar. Böylece Haçlı ruhunu canlandırıp topluma yaymaya çalışanlara fırsatlar sunup Müslümanlara karşı mücadelede uygun zeminler hazırlamaya çalışıyorlar.
Büyük bir yanlışın içine girdiler. Böylesi yönelmelerin zararı sadece Müslümanlara değil kendilerine de dokunacak. Oysa saygı içinde birlikte yaşamayı deneselerdi ve diğer dinlere tanıdıkları hakları Müslümanlara tanısalardı bundan en fazla kendileri istifade edeceklerdi.
(Hürseda Haber)