Türkiye’deki değişimi vatandaş algısı ile dedemden öğreniyorum. Onun bakış açısı, tarihe tanıklık eden yaşamı ve o yaşamın sözleri bana neyi nasıl görmem konusunda en yalın gerçeği öğretiyor.
Dedem, namazında, niyazında eskilerden bir insan olarak kolay kolay algısını değiştirmiyor. Hala Rusya’ya “Irus” diyor. Üç yıl Artvin’de yaptığı askerlik ona Rusya’nın “Irus” olduğunu öğretmiş.
Türkiye’de dedem için asker denilince; köye gelip insanları ağaca bağlan, bütün köy meydanında döven tek parti jandarması gelir. Birde Kur’an’ı Kerimleri toprak altına sakladıkları dönemde, silahla birlikte dini kitapları arayanlar.

O bakış açısından olacak ki askerin şahsında “Devletle uğraşılmaz” der. Onun için sıradan bir er bile devleti temsil ettiği için “dokunulmaz”dır. Kararlarını sorguladıkları zaman bile başına nelerin gelebileceğini bedel ödeyerek öğrenmiştir.

Askerin hakaret etmesi üzerine karşı durduklarında köy meydanında erkeklerin sıra dayağından nasıl geçtiğini asla unutmaz, bu nedenle onlara karşı temkinlidir. Torunlarını askere gönderdiği zaman bile ilk tembihlediği “Komutanlarına karşı gelme, yoksa gelemezsin” sözüdür.

Yaşlı maaşı almak için kendisinden fotoğraf istendiğinde, “Başındaki sarığı çıkar öyle çek” cümlesi karşısında “Bu sistem değişmez” diyen bir insan.
Eskiden küçük ilçemizde rütbeli bir asker görse kendini toplamak zorunda hisseden dedemin şimdi korkuları biraz değişiyor gibi
Dedemin algısında değişmeyen asker algısı, son çıkan görüntülerden de anlaşıldığı gibi aslında çoğu askerde değişmemiş. Nasıl değişsin ki, bu toplumda askerlik yapmış her insana terhisten sonra sorulan, “Dayak yedin mi, yemedin mi?” sorusu bu algıyı bilinçaltımıza yerleştirmedi mi.? Vatan borcunu ödeyen askerin neden dayak yemek zorunda olduğunu veya böyle bir geleneğin neden bugüne kadar geldiğini kimsenin tartışamaması da ilginç değil mi?

Bir komutan bu algıdan yararlanarak, Anadolu’nun farklı yerlerinden gelen gencecik çocukları atış talimi yaparken, hedef tahtasının önüne dizebiliyor. Bu görüntülerden sonra Genelkurmay Başkanlığı hemen soruşturma açarak, gerekenin yapılacağını söylüyor. Bütün bunlar yapılması gerekenler.

Peki, bu atış yapan komutan orada bir askerin ölümüne yol açsaydı, sizce bu kayıtlara nasıl yansıyacaktı; Büyük bir ihtimalle “Eğitim zaiyatı” denilecek ve dosya kapatılacaktı. Daha önce askere pimi çekilmiş el bombası verilen bir ordudan bahsediyoruz, kamuoyu baskısıyla yapılan soruşturmalardan
Siz “abartıyorsun” diyebilirsiniz, ancak askerlikte emir komuta zinciri içerisinde size yapılan haksızlık dolayısıyla şikayet bile edemiyorsanız, böyle bir mekanizmayı kullanmanıza bile izin verilmiyorsa, bunlar real gerçek olarak karşımıza çıkabiliyor.

İzmir Menemen’de şüpheli asker ölümleri bir araştırılsa buna benzer keyfi uygulamalar neticesinde ne olaylar çıkar bilmiyorum. Kubilay Kışlası’nda askerlik yapanların anlatımları keyfi uygulamaların çok sayıda olduğunu gösteriyor.

Dünya değişirken, iletişim değişirken, savaş ve savunma yöntemleri değişirken, toplumdaki algı da değişiyor. Vatan için çocuklarının şehit düştüğüne inandırılan aileler artık “Şehitlik” kavramını bile sorguluyor.
Eğer bu atış yapan komutanın vurduğu bir asker olsaydı, oda bayrağa sarılı, “Şehit” unvanı verilerek ailesine gönderilecekti. Şehrin şehitliğinde toprağa verilecek, ailesine de maaş bağlanacaktı... Ezber yine bozulmayacaktı.

Dedem 104’üne girecek, o bile artık çoğu değeri sorguluyor. Askeri de, Amerika’yı da, CHP’yi de, Ak Parti’yi de kendi düşüncesinde hesaba çekiyor; çünkü artık haber alabiliyor, kumandaya basıp, dünyayı önüne getirebiliyor. Torununu dinlerken hala aynı eğitim metodunun uygulandığını görünce elini dizine vurmaktan geri durmuyor.
Darbe yapmaya çalışan cuntacıları görünce, “Bunlar Menderes’i de astılar. Ama o günler geçti” diyebilecek kadar dünyadan haberdar. Bu ordu dedemin algısını değiştiremiyorsa, onun ordusu olduğunu hissettiremiyorsa, sizce de bir sıkıntı yok mu? Bu ordu dedem gibilerine hitap edemiyorsa, onlarla arasındaki mesafeyi kaldıramıyorsa sıkıntı devam ediyor. Halkından beslenen bir ordunun halkıyla barışık olmaması bu ülke için hayra vesile değil.

Kısacası, eskilerin hesabını mevsimlere göre yapmayı seven dedem, yeni süreçte bazı şeylerin eski hesaplarla gidemeyeceğini söylüyor..Statükocu, yasakçı, halkıyla kavgalı, halka rağmen halk için çalışan bütün kurumların temsilcilerine duyurulur.